BAŞLIK

Haberiniz olsun ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'a aittir. O, kullarının ne yaptıklarını ve ne düşündüklerini bilir. O'nun huzuruna çıkarıldıkları gün herkese yaptıklarını haber verecektir. Allah her şeyi bilir. (NÛR - 64)

Resimler

Dost Siteler

Başlık

Allah O'dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar akar gider. Bütün işleri O yönetiyor. Âyetleri O açıklıyor ki, Rabbinizin huzuruna çıkacağınızı iyi bilesiniz. (RA'D/2) O, gökten yere, (yukarıdan aşağıya) işleri düzenler, sonra da o işler, sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O'na yükselir. (SECDE/5)

İSLAMİ BİLGİLER NAMAZ TEFSİR ORUÇ ABDEST

İSLAMİ BİLGİLER NAMAZ İLMİHAL BİLGİLERİ MEZHEP CANLI TV MÜBAREK GÜN VE GECELER HADİS NAMAZ KURAN-I KERİM DİNLEPEYGAMBERLER HAYATI NAZAR BESMELENİN FAZİLETİ CİNLER NASİH

Peygamber efendimize tâbi olmak

 
Peygamber efendimize tâbi olmak
Sual: Resulullaha tâbi olmanın önemi nedir, tâbi olmak için ne
yapmalı?
CEVAP
Muhammed aleyhisselama tam ve kusursuz tâbi olabilmek için,
Onu tam ve kusursuz sevmek lazımdır. Bunun alameti de, Onun
düşmanlarını düşman bilmek, Onu beğenmeyenleri sevmemektir.
Muhabbete müdahene, yani gevşeklik sığmaz. Aşıklar, sevgililerinin
divanesi olup, onlara aykırı bir şey yapamaz. Aykırı gidenlerle
uyuşamaz. İki zıd şeyin muhabbeti bir kalbde, bir arada yerleşemez.
İki zıddan birini sevmek, diğerine düşmanlığı icap eder.
Resulullahı sevmek, bütün Müslümanlara farz-ı ayndır. Onun
sevgisi bir gönüle yerleşirse, İslamiyet’i yaşama, imanın ve İslam’ın
tadına, doyulmaz zevkine ermek ne kadar kolay olur. Bu sevgi, iki
cihanın efendisine tam uymaya sebeptir. Bu sevgiyle Allahü teâlânın
Habibine ikram ettiği sonsuz ve tarife sığmaz nimetlere ve
bereketlere kavuşmakla şereflenilir. Küçük, büyük her Müslümanı
doğrudan doğruya Resulullahın sevgisine götüren Ehl-i sünnet
âlimleri ve kitapları bu bereketlerin senetleridir.
Bu dünya nimetleri geçicidir ve aldatıcıdır. Bugün senin ise,
yarın başkasınındır. Ahirette ele girecekler ise sonsuzdur ve
dünyada iken kazanılır. Bu birkaç günlük hayat, eğer dünya ve
ahiretin en kıymetli insanı olan, Muhammed aleyhisselama tâbi
olarak geçirilirse, seadet-i ebediyye, sonsuz necat, kurtuluş umulur.
Yoksa Ona tâbi olmadıkça, her şey, hiçtir. Ona uymadıkça, her
yapılan hayır, iyilik, burada kalır, ahirette ele bir şey geçmez.
Ahirette Cehennemden kurtulmak, yalnız Muhammed
aleyhisselama tâbi olanlara mahsustur. Dünyada yapılan hayrat ve
hasenat, yani bütün iyilikler, bütün keşfler, bütün hâller ve bütün
ilimler Resulullahın yolunda bulunmak şartı ile, ahirette işe yarar.
Yoksa, Allahü teâlânın sevgili Peygamberine tâbi olmayanların
yaptığı her iyilik, dünyada kalır ve ahiretin harap olmasına sebep
olur. Yani, iyilik şeklinde görünen, birer istidractan başka bir şey
olamaz.
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Kâfir olarak ölenlerin işleri, dünyada da, ahirette de boşa
gider.) [Bekara 217]
(Kimi, ona [Muhammed aleyhisselama] iman etti, kimi de,
ondan yüz çevirdi ki, bunlara da çılgın ateşli Cehennem yetti.
Âyetlerimizi inkâr eden kâfirleri elbette ateşe atacağız.) [Nisa 55-
56]
(Rablerini inkâr edenlerin [imansızların faydalı] işleri, fırtınalı
bir günde, rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer; o işlerin
hiç faydası olmaz.) [İbrahim 18]
(Kâfirlerin [beğenerek] yaptığı bütün işler, kıyamette boşa
gider.) [Tevbe 17]
(İmansızın ameli boşa gider, ahirette de ziyana uğrar.)
[Maide 5]
(Kâfirlere ahirette yalnız Cehennem vardır. Emekleri boşa
gider.) [Hud 16]
(Kıyamette onların yaptıkları her işi toz duman ederiz.)
[Furkan 23]
(Kıyamette en çok ziyana uğrayanlar, iyi işler yaptıklarını
sanıp da, bütün çabaları boşa gidenlerdir.) [Kehf 103-104]
Bir kimse, binlerce sene ibadet etse ve ömrünü, nefsini
temizlemekle geçirse ve güzel huyları ile yanındakilere ve keşf ettiği
aletler ile, bütün insanlara faydalı olsa, Muhammed aleyhisselama
tâbi olmadıkça, İslam dinine inanıp müslüman olmadıkça ebedi
saadete kavuşamaz.
İşte âyet-i kerime mealleri:
(Allah indinde hak din ancak İslam’dır.) [A.İmran 19]
(Sizin için din olarak İslam’ı beğendim.) [Maide 3]
(Kim İslam’dan başka din ararsa, bilsin ki, o din asla kabul
edilmez.) [A.İmran 85]
(Allah’a itaat edin, Peygambere itaat edin. İşlerinizi boşa
çıkarmayın.) [Muhammed, 33]
(Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu,
içlerinden ırmaklar akan Cennetlere koyar. Kim yüz çevirirse,
onu can yakıcı azaba uğratır.) [Feth 17]
(Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün: Eyvah bize! Keşke
Allah’a itaat etseydik, Peygambere de itaat etseydik! derler.)
[Ahzab 66]
Ahirette azaplardan kurtulmak, ancak Muhammed
aleyhisselama tâbi olmaya bağlıdır. Onun gösterdiği yolda giden,
Allahü teâlânın sevgisine kavuşur. Ona tâbi olan, Allahü teâlâya
sadık kul olmak saadetine erer. Dünyaya gelmiş olan
yüzyirmidörtbinden ziyade Peygamberin en büyükleri, Ona tâbi
olmayı istemiştir. Musa aleyhisselam Onun zamanında bulunsaydı,
o büyüklüğü ile beraber, Ona tâbi olmayı severdi. İsa aleyhisselamın
gökten inip, Onun dini yolunda yürüyeceğini herkes bilir. Onun
ümmeti olan müslümanlar, Ona tâbi oldukları için, bütün insanların
hayırlısı ve en iyileri oldu. Cennete gireceklerin çoğu bunlar oldu ve
Cennete herkesten önce gireceklerdir.
Ona tâbi olmak, yani Ona uymak, Onun gittiği yolda yürümektir.
Onun yolu, Kur’an-ı kerimin gösterdiği yoldur. Bu yola İslam Dini
denir. Ona uymak için, önce iman etmek, sonra Müslümanlığı iyice
öğrenmek, sonra farzları eda edip, haramlardan kaçınmak, daha
sonra, sünnetleri yapıp mekruhlardan kaçınmak lazımdır. Bunlardan
sonra, mubahlarda da Ona uymaya çalışmalıdır.
İman etmek, Ona tâbi olmaya başlamak ve saadet kapısından
içeri girmek demektir. Allahü teâlâ Onu, dünyadaki bütün insanları
ebedi saadete davet için gönderdi.
Âyet-i kerimelerde mealen buyuruldu ki:
(Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107]
(Resulullahta sizin için [uyulması gereken] güzel örnekler
vardır.) [Ahzab 21]
Ona tâbi olarak yapılanlar makbuldür. Mesela, Ona uyan bir
kimsenin, gün ortasında bir parça uyuması, Ona uymaksızın, birçok
geceyi ibadetle geçirmekten, kat kat daha kıymetlidir. Çünkü,
kaylule etmek, yani öğleden önce biraz uyumak âdet-i şerifesi idi.
Mesela Onun dini emrettiği için, bayram günü oruç tutmamak ve
yiyip içmek, Onun dininde bulunmayıp senelerce tutulan oruçlardan
daha kıymetlidir. Onun dininin emri ile fakire verilen az bir şey ki,
buna zekât denir, kendi arzusu ile, dağ kadar altın sadaka
vermekten daha efdaldir.
Emir-ül-müminin Ömer radıyallahü anh bir sabah namazını
cemaatle kıldıktan sonra, cemaate bakıp, bir kimseyi göremeyince
sordu: Eshabı; “Geceleri sabaha kadar ibadet ediyor. Belki şimdi
uyku bastırmıştır” deyince, Emir-ül-müminin; “Keşke bütün gece
uyuyup da, sabah namazını cemaatle kılsaydı, daha iyi olurdu”
buyurdu.
İslamiyet’ten sapıtmış olanlar, sıkıntı çekip ve mücahede edip,
nefslerini körletiyor ise de, İslamiyet’e uygun yapmadıklarından
kıymetsizdir ve hakirdir. Eğer bu çalışmalarına ücret hasıl olursa,
dünyada birkaç menfaatten ibaret kalır. Halbuki, dünyanın hepsinin
kıymeti ve ehemmiyeti nedir ki, bunun birkaçının itibarı olsun.
Bunlar, mesela çöpçüye benzer ki, çöpçüler herkesten daha çok
çalışır ve yorulur. Ücretleri de herkesten aşağıdır. İslamiyet’e tâbi
olanlar ise, latif cevahir ve kıymetli elmaslar ile meşgul olan
mücevherciler gibidir. Bunların işi az, kazançları pek çoktur. Bazen
bir saatlik çalışmaları, yüz binlerce senenin kazancını hasıl eder.
Bunun sebebi şudur ki, İslamiyet’e uygun olan amel, Hak teâlânın
makbulüdür, çok beğenir.
Böyle olduğunu kendi kitabının çok yerinde bildirmiştir. Mesela,
Âl-i İmran suresi, otuz birinci âyetinde mealen; “Ey sevgili
Peygamberim! Onlara de ki, eğer Allah’ı seviyorsanız ve
Allah’ın da, sizi sevmesini istiyorsanız, bana tâbi olunuz! Allah
bana tâbi olanları sever” buyuruyor.
İslamiyet’e uymayan şeylerin hiçbirisini Hak teâlâ sevmez,
beğenmez. Sevilmeyen, beğenilmeyen şeye sevap verilir mi? Belki
cezaya sebep olur.
Cenab-ı Hak, Kur’an-ı kerimde, Nisa suresi, sekseninci
âyetinde, Muhammed aleyhisselama itaat etmenin, kendisine itaat
etmek olduğunu bildiriyor. O halde, Onun Resulüne itaat
edilmedikçe, Ona itaat edilmiş olmaz. Bunun pek kat’i ve kuvvetli
olduğunu bildirmek için, âyet-i kerimede; “Elbette muhakkak
böyledir” buyurdu ve bazı doğru düşünmeyenlerin, bu iki itaati
birbirinden ayrı görmelerine meydan bırakmadı. Âyet-i kerimede
mealen buyuruldu ki:
(Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp ikisi
arasında bir yol tutmak isteyen kâfirdir.) [Nisa 150,151]
Bütün insanlara önce lazım olan şey, Ehl-i sünnet âlimlerinin
kitaplarında bildirdikleri gibi bir iman ve itikad edinmektir.
Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamın yolunu bildiren, Kur’an-ı
kerimden murad-ı ilahiyi anlayan, hadis-i şeriflerden murad-ı
peygamberiyi çıkaran bu büyük âlimlerdir. Kıyamette kurtuluş yolu,
bunların gösterdiği yoldur. Allah’ın Peygamberinin ve Onun
Eshabının yolunu kitaplara geçiren, değiştirilmekten ve bozulmaktan
koruyan, Ehl-i sünnet âlimleridir.
Ehl-i sünnetin reisi, imam-ı a’zam Ebu Hanife Nu’man bin
Sabit’tir (radıyallahü teâlâ anh).
Evliyanın büyüklerinden Sehl bin Abdullah Tüsteri hazretleri
buyuruyor ki:
“Eğer Musa ve İsa aleyhimesselamın ümmetlerinde, imam-ı
a’zam Ebu Hanife gibi bir zat bulunsaydı, bunlar Yahudiliğe ve
Hıristiyanlığa dönmezdi.”
Muhammed aleyhisselama tâbi olmak ahkam-ı İslamiyeyi yani
İslam dininin emirlerini beğenip, seve seve yapmak ve Onun
emirlerini, İslamiyet’in kıymet verdiği üstün tuttuğu şeyleri ve
âlimlerini, salihlerini büyük bilip, hürmet etmektir ve Onun dinini
yaymaya uğraşmak demektir ve dinine uymak istemeyenleri,
beğenmeyenleri, aldırış etmeyenleri zelil, hakir ve aşağı tutmaktır.
İki cihan saadetine kavuşmak, ancak ve yalnız, dünya ve
ahiretin efendisi olan, Muhammed aleyhisselama tâbi olmaya
bağlıdır. Ona tâbi olmak için iman etmek ve ahkam-ı İslamiyeyi
öğrenmek ve yapmak lazımdır.
Resulullah efendimize tâbi olmak yedi derecedir:
Birincisi, Ahkam-ı İslamiyeye inanarak, bunları öğrenmek ve
yapmaktır. Bütün Müslümanların ve âlimlerin ve zahidlerin ve
abidlerin tâbi olması, bu derecededir. Bunların nefsleri iman
etmemiştir. Allahü teâlâ, merhamet ederek, yalnız kalbin imanını
kabul etmektedir.
İkincisi, emirleri yapmakla beraber, Resulullah efendimizin
bütün sözlerini ve âdetlerini yapmak ve kalbi kötü huylardan
temizlemektir. Tasavvuf yolunda yürüyenler bu derecededir.
Üçüncüsü, Resulullah efendimizde bulunan hallere zevklere ve
kalbe doğan şeylere de tâbi olmaktır. Bu derece, tasavvufun
“vilayet-i hassa” dediği makamda ele geçer. Burada, nefs de iman
ve itaat eder ve bütün ibadetler, hakiki ve kusursuz olur.
Dördüncüsü, ibadetler gibi bütün hayırlı işler hakiki ve
kusursuz olmaktır. Bu derece, ulema-i rasihin denilen büyüklere
mahsustur. Bu rasih ilimli âlimler, Kur’an-ı kerimin ve hadis-i
şeriflerin derin manalarını ve işaretlerini anlar. Bütün
Peygamberlerin eshabı böyle idi. Hepsinin nefsleri iman etmiş,
mutmainne olmuştur. Böyle tâbi olmak, ya tasavvuf ve vilayet
yolundan ilerleyenlere veya bütün sünnetlere yapışarak bütün
bid’atlerden kaçanlara nasip olur. Bugün, dünyayı bid’at kaplamış,
sünnetler gayb olmuştur. Bugün, sünnetleri bulup yapışmak ve
bid’at deryasından kurtulmak çok zordur. Bid’atler, âdet hâlini
almıştır. Halbuki âdetler ne kadar yerleşmiş ve yayılmış olsalar ve
ne kadar güzel görünseler de, din ve sünnet olamaz.
Beşincisi, Resulullah efendimize mahsus kemalata,
yüksekliklere tâbi olmaktır. Bu kemalat, ilim ve ibadetle ele
geçemez. Ancak, Allahü teâlâdan, lütuf ve ihsan ile gelir. Bu
derecede olanlar, büyük Peygamberler ve bu ümmetin pek az
büyükleridir.
Altıncısı, Resulullah efendimizin mahbubiyyet ve ma’şukiyyet
denilen kemalatına, olgunluklarına tâbi olmaktır ki, Allahü teâlânın
çok sevdiklerine mahsustur ve lütuf ile ele geçmez, muhabbet
lazımdır.
Yedinci derece, insan vücudunun her zerresinin tâbi olmasıdır.
Tâbi metbua o kadar benzer ki, tâbi olmaklık aradan kalkar. Bunlar
da, sanki Resulullah efendimiz gibi, aynı kaynaktan, her şeyi alır.
Ona uymanın ufak bir zerresi bütün dünya nimetlerinden ve
ahiret saadetlerinden kat kat üstündür. İnsanlık meziyeti ve şerefi
Ona tâbi olmaktır. Resulullah efendimize uymak için Müslümanların
Ehl-i sünnetin dört hak mezhebinden birinde olmaları temel şarttır.
Ey saadete kavuşmak isteyen akıl sahipleri! Bütün gücünüzle
Ona tâbi olmaya çalışınız! Bu devlete, bu nimete mani olan her
şeyden kaçınız! Harikalar gösteren bir din yobazını ve yüksek
mevkiler, diplomalar ele geçirmiş olan bir fen yobazını, yani Ona tâbi
olmak şerefinden mahrum olan bir cahili, bir gafili görürseniz, bunun
sözlerinin, yazılarının, radyolardaki, televizyonlardaki saçmalarının,
yalanlarının, insanı felakete sürükleyeceğini ve hiç böyle gösteriş
yapmayan, fakat çok dikkat ile ve titizlikle Ona tâbi olana inanmanın,
Onu sevmenin, felaketlerden kurtarıcı çok kıymetli ilaç olduğunu
biliniz! [Yalnız Kur’an diyen, Kur’anı getirmekle vazifesi bitti, O
postacıydı diyen, Kelime-i şehadetin ikinci kısmına yani
Muhammedün Resulullah demeye lüzum yoktur diyen din
düşmanlarına inanmayı, yollarında bulunmayı felaket biliniz. Yaralı
aslandan daha fazla bunlardan kaçınız.]
“Hepiniz bir sürünün çobanı gibisiniz!”
Ona tâbi olmak (Ahkam-ı İslamiye)yi beğenip, seve seve
yapmak ve Onun emirlerini ve İslamiyet’in kıymet verdiği, üstün
tuttuğu şeyleri ve âlimlerini, salihlerini büyük bilip, hürmet etmektir
ve Onun dinini yaymaya uğraşmak demektir ve Allahü teâlânın
emirlerine uymak istemeyenleri sevmemektir.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki;
(Hepiniz bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü
koruduğu gibi, siz de evlerinizde ve emirleriniz altında olanları
Cehennemden korumalısınız! Onlara Müslümanlığı
öğretmelisiniz! Öğretmez iseniz mesul olacaksınız.) [Müslim]
(Bir müslümanın evladı ibadet edince, kazandığı sevap
kadar, babasına da verilir. Bir kimse, çocuğuna fısk, günah
öğretirse, bu çocuk ne kadar günah işlerse, babasına da o
kadar günah yazılır.) [S.Ebediyye]
Din-i İslam’ın temeli, imanı, farzları ve haramları öğrenmek ve
öğretmektir. Allahü teâlâ, Peygamberleri bunun için göndermiştir.
Gençlere bunlar öğretilmediği zaman, İslamiyet yıkılır, yok olur.
Allahü teâlâ, müslümanlara (Emr-i maruf) yapmayı emrediyor. Yani,
benim emirlerimi, bildiriniz, öğretiniz diyor ve (Nehy-i anilmünker)
emrediyor. Yani, yasak ettiğim haramları bildiriniz ve yapılmasına
razı olmayınız, diyor.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Birbirinize Müslümanlığı öğretiniz. Emr-i marufu bırakır
iseniz, Allahü teâlâ, en kötünüzü başınıza musallat eder ve
dualarınızı kabul etmez.) [Bezzar]
(Bütün ibadetlere verilen sevap, Allah yolunda gazaya
verilen sevaba göre, deniz yanında bir damla su gibidir.
Gazanın sevabı da, emr-i maruf ve nehy-i anilmünker sevabı
yanında, denize nazaran bir damla su gibidir.) [Deylemi]





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

Bugün 160044 ziyaretçi (499081 klik) kişi burdaydı!

DUYURU PANOSU

SİTEMİZDE ULAŞMAK İSTEYİPTE ULAŞAMADIĞINIZ KONULARI MESAJLA BİLDİREBİLİRSİNİZ.... İSLAMİ BİLGİLER

Video

TR.GG REKLAM

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=