BAŞLIK

Haberiniz olsun ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'a aittir. O, kullarının ne yaptıklarını ve ne düşündüklerini bilir. O'nun huzuruna çıkarıldıkları gün herkese yaptıklarını haber verecektir. Allah her şeyi bilir. (NÛR - 64)

Resimler

Dost Siteler

Başlık

Allah O'dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar akar gider. Bütün işleri O yönetiyor. Âyetleri O açıklıyor ki, Rabbinizin huzuruna çıkacağınızı iyi bilesiniz. (RA'D/2) O, gökten yere, (yukarıdan aşağıya) işleri düzenler, sonra da o işler, sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O'na yükselir. (SECDE/5)

İSLAMİ BİLGİLER NAMAZ TEFSİR ORUÇ ABDEST

İSLAMİ BİLGİLER NAMAZ İLMİHAL BİLGİLERİ MEZHEP CANLI TV MÜBAREK GÜN VE GECELER HADİS NAMAZ KURAN-I KERİM DİNLEPEYGAMBERLER HAYATI NAZAR BESMELENİN FAZİLETİ CİNLER NASİH

Peygamber gönderilmeseydi

Peygamber gönderilmeseydi
Sual: Peygamber gönderilmeseydi, akılla, Allah’ın varlığı, helal
ve haram bilinebilir miydi?
CEVAP
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Allahü teâlânın Peygamberler göndermesi, bütün mahlûklara
rahmet ve ihsandır. Allahü teâlâ, kendi varlığını ve sıfatlarını, bizim
gibi aciz insanlara, bu büyük Peygamberleri ile haber verdi.
Beğendiği şeyleri, beğenmediklerinden bunlar vasıtası ile ayırdı.
İnsanlara dünya ve ahirette faydalı şeyleri zararlılarından, bunların
aracılığı ile ayırt etti. Eğer Peygamberler gönderilmeseydi, akıl,
Allah’ın varlığını anlayamaz, Onun büyüklüğünü kavrayamazdı.
Nitekim, kendilerini akıllı sanan eski Yunan filozofları, Allahü
teâlânın varlığını anlayamadılar. Yaratanı inkâr ettiler. Kısa akılları
her şeyi zaman yapıyor sandı. Nemrud’un, Hazret-i İbrahim ile
çekişmesi Kur'an-ı kerimde bildirilmektedir. Firavun da "Benden
başka tanrınız yoktur" demiş ve Hazret-i Musa’yı "Benden başka
tanrıya inanırsan, seni hapsederim" diye korkutmak istemişti.
Demek ki, insanların kısa akılları, bu en büyük nimeti anlayamaz. Bir
Peygamber olmadıkça, bu sonsuz saadete kavuşamaz. Hadis-i
şerifte buyuruldu ki:
(Dini, aklı ile ölçen kadar zararlı kimse yoktur.) [Taberani]
Eski Yunan felsefecileri, "Akıl hiç şaşmaz, her şeyin doğrusunu
anlar" diyor, aklın her şeye erdiğini sanıyorlar. Aklın eremediği
şeyleri de, akıl ile çözmeye kalkışıyorlar. Halbuki akıl, dünya
bilgilerinde bile yanılıyor. Ahiret bilgilerini ise, hiç anlayamıyor. Akıl,
duygu organları ile anlaşılamayan şeyleri bulabildiği gibi, aklın
eremediği şeyler de Peygamberlerin bildirmeleri ile anlaşılır. Akıl, his
organlarının üstünde olduğu gibi, Peygamberlik de, akıl
kuvvetlerinin üstündedir. Akıl kuvvetlerinin varamadığı şeyler,
Peygamberlerin bildirmeleri ile öğrenilir.
Peygamberlerin haber verdikleri, Allahü teâlânın üstün
sıfatlarının var olduğu, Peygamber gönderdiği, meleklerin günahsız
olduğu, öldükten sonra herkesin dirileceği, Cennette sonsuz
nimetler ve Cehennemde azaplar bulunduğu ve İslamiyet’in bildirdiği
daha nice şeyler, akıl ile anlaşılamaz.
Bunlar, Peygamberlerden işitilmedikçe, insanların kısa akılları
ile bulunamaz.
[Lise, üniversite dersleri, matematik, madde, fen bilgileri, elbette
faydalıdır. Bunlar, aklı kendi sınırı içinde yanılmaktan korur.
Dünyada insanların rahat yaşamalarını sağlayan yeni şeyler
bulunmasına yararlar. Dünya işlerinde, akıl ile bulunabilecek
şeylerde bu bilgilerden istifade edilir. Bunların yardımı ile televizyon,
elektronik beyin, radyo, sesten hızlı uçak, nükleer deniz altıları ve
casus peykler ve ay yolculuğu gibi nice başarılı şeyler bulunabilir.
Bunlar, İslamiyet’e karşı değil, İslamiyet ile beraber olan ve
imanı kuvvetlendiren şeylerdir. Çünkü İslamiyet, aklın sınırı içinde
olan bütün bilgilerde fenne uygundur. Akıl, bu bilgilerin doğrusunu
bulabildiği için, İslamiyet’e uygun olur. Müslümanların bunları da
öğrenmesi, istifade etmesi gerekir.]
Fen bilgilerinden dünya işlerinde faydalanıp da, Ahiret bilgilerini
anlamakta bunlardan faydalanamamak, hatta bunları öğrenince,
kendini beğenip, aklına uyup, ahiret bilgilerini de akıl ile çözmeye
kalkışarak dinden çıkmak, insanlar için yüzkarasıdır. Bütün fen
bilgileri, aklın erdiği şeylerde işe yaramaktadır. Ebedi saadete ve
felakete sebep olacak işleri, bu bilgilere dayamak ve ahiret işlerini
bu bilgilerle çözmeye kalkışmak doğru olmaz. Bu en mühim işler
aklın ve fen bilgilerinin sınırı dışındadır. Bu en lüzumlu bilgileri,
Peygamberlerden öğrenmeyip, yalnız dünya bilgileriyle çözmeye
uğraşmak, lüzumsuz vakit geçirmek olur. Çünkü o bilgiler, aklın
ermediği işlerde faydalı olamaz, bunlar ancak Peygamberlerin
bildirmeleri ile anlaşılabilir. (c.3, m.23)
İslamiyet’te aklın ermediği şeyler çoktur. Fakat, selim akla
uymayan bir şey yoktur. Ahiret bilgileri ve Allahü teâlânın beğenip
beğenmediği şeyler ve Ona ibadet şekilleri, eğer aklın çerçevesi
içinde olsalardı ve akıl ile doğru olarak, bilinebilselerdi,
Peygamberlere lüzum kalmazdı. İnsanlar, dünya ve ahiret saadetini
kendileri görebilir, bulabilirdi ve Allahü teâlâ hâşâ Peygamberleri boş
yere ve lüzumsuz göndermiş olurdu. Hiçbir akıl, ahiret bilgilerini
bulamayacağı, çözemeyeceği içindir ki, Allahü teâlâ, her asırda
dünyanın her tarafına, Peygamber göndermiş ve en son ve
kıyamete kadar değiştirmemek üzere ve bütün dünyaya, peygamber
olarak Muhammed aleyhisselamı göndermiştir.
Sual: Peygamberler olmasaydı insan, Allah’a nasıl ibadet
edileceğini, nasıl şükredeceğini bilebilir miydi?
CEVAP
İnsanları var eden ve varlıkta kalabilmeleri için gereken her
nimeti gönderen, Allahü teâlâdır. İyilik edene şükretmek gerektiğini
herkes bilir. Allahü teâlânın nimetlerine nasıl şükredileceğini bilmek
için de, yine Peygamberler gerekir. Onların bildirmediği şükür ve
saygı, Ona layık olmaz. Ona nasıl şükür olunacağını, insan bilemez.
Ona karşı saygısızlık olan bir şeyi, şükretmek ve saygı sanabilir.
Şükredeyim derken, saygısızlık yapabilir. Allahü teâlâya nasıl
ş__________ükredileceği, ancak Peygamberlerin bildirmeleri ile anlaşılır.
Evliyanın kalblerine doğan (İlham) denilen bilgiler de,
Peygamberlere uymakla hasıl olmaktadır. İlham, akıl ile hasıl
olsaydı, yalnız akıllarına uyan eski Yunan felsefecileri yoldan
sapmazlardı. Allahü teâlâyı herkesten iyi anlarlardı. Halbuki, Allahü
teâlânın ve Onun üstün sıfatlarının varlığını anlamakta, insanların
en cahilleri, bu felsefecilerdir. Bunlardan birkaçı, Peygamberlerden
işiterek ve mümin olan tasavvufculardan görerek, riyazet ve
mücahede yapmış, nefslerine sıkıntı vererek onu parlatmışlar,
böylece birkaç şey bulabilmişler ise de nefsin safasının,
parlatılmasının ve bu yoldan ele geçenlerin sapıklık olduğunu
anlayamamışlardır.
Kalbi parlatmak, temizlemek gerekir. Kalb temizlendikten sonra,
nefs temizlenmeye başlar. Nurlar önce temiz kalbe girer. Kalb
temizlenmeden nefsi parlatmak, gece düşmanın yağma yapması
için, ona ışık yakmaya benzer. Nefsin yardım ettiği düşman, İblistir.
Evet, açlıkla, nefsin istediklerini yapmamakla, ona sıkıntı vermekle
ve akıl ile aramakla da, doğruya ve saadete kavuşulabilir. Fakat, bu
ancak Peygamberlere ve bunların Allahü teâlâdan getirdiklerine
inandıktan sonra mümkün olabilir. Çünkü Peygamberlerin her sözü,
yanılmayan meleklerle bildirilmiştir. Bu bilgilere, şeytan düşmanı
karışamaz.
Bu büyüklere uymayanlar ise, şeytanın aldatmasından
kurtulamazlar. Felsefecilerin büyüklerinden olan Eflatun, İsa
aleyhisselamın zamanında bulunmak şerefine kavuşmuştu. Fakat,
kaba cahillik yaparak, kendisinin kimseden bir şey öğrenmeye
ihtiyacı olmadığını sandı. O yüce Peygamberin bereketlerinden
mahrum kaldı.
Sual: Dünya ve ahirette saadete kavuşmak isteyen ne yapmalı?
CEVAP
Sonsuz saadete kavuşmak isteyenin, Ehl-i sünnet itikadını
kısaca öğrenip, bunlara iman etmesi, sonra dört mezhepten
öğrenmesi mümkün ve kolay olan birini seçip, günlük işlerini ve
ibadetlerini, sırası geldikçe, o mezhebin kitabından öğrenerek
yapması gerekir. Her ülkede, bir mezhebin bilgilerini bildiren doğru
ilmihal kitabları vardır. Ele geçirilmeleri kolaydır. Bu kolaylık, Allahü
teâlânın, ümmet-i Muhammede olan büyük ihsanıdır.
Mezhebsizlerin, dinde reformcuların ve para kazanmak için konuşan
ve yazan cahillerin yaldızlı sözlerine ve yazılarına aldanmamak için,
çok uyanık olmalıyız!
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Dini hükümleri kendi aklı ile anlamak ve aklı ona rehber etmek
isteyen, Peygamberliğe inanmamış olur. Onunla konuşmak akıl işi
değildir.
Ehl-i sünnetin dört mezhebi de âyet-i kerimelerden ve hadis-i
şeriflerden çıkarılmıştır. Birbirlerine muhalif görünen ictihadlarından
yalnız birisi doğru ise de, yanlış olanlarını taklit edenlere de sevap
verileceği hadis-i şerifte bildirilmiştir. Bunun için, dört mezhebin
ittifak ile bildirdikleri yapılınca, sahih ve makbul olacağı gibi, ihtilaflı
yerleri yapılınca da, sahih ve makbul olacaktır. O halde, müctehid
olmayan her müslümanın, her işinde dört mezhepten birini seçip
taklit etmesi ve mezhep imamının delilini aramaması gerekir. Çünkü,
Tabiinden yeni imana gelenler, Eshab-ı kiramı taklit ederler,
delillerini hiç sormazlardı. Her müslüman, beğendiği, seçtiği
mezhebin her meselesini yaparken, Kur'an-ı kerime veya hadis-i
şerife uymakta olduğuna inanmalıdır.
Bugün müctehide de lüzum yoktur. Çünkü, din bilgilerinde,
açıklanmamış bir şey kalmamıştır. Kemale gelmiş olan bu dine ilave
edilecek bir şey de yoktur. Resulullah efendimiz, kıyamete kadar
olacak her şeyin hükmünü bildirmiştir. Mezhep imamları da bunları
açıklamıştır. Bunların günlük olaylara tatbiklerini, müctehid olmayan
âlimler yapar. Her asırda gelecek olan müceddidler, bu işi
yapacaklardır. Fakat, ictihad ile yine hükümler çıkarmayacaklardır.
Çünkü, buna lüzum kalmamıştır. Helal ve haram ve her delil
açıklanmıştır.
Septisizm [şüphecilik]
Sual: Bir arkadaş, “Sen Allah’a körü körüne inanıyorsun. Sen
kitaplardan farklı söyleyecek, her şeyden, hatta Allah’tan
şüpheleneceksin” diyor. Buna nasıl bir cevap vereyim?
CEVAP
Anlamadan inanılacak şeyler olduğu gibi, inceledikten sonra
inanılacak şeyler de vardır. Muhammed aleyhisselamın Peygamber
olarak bildirdiği şeylere akla uygun olduğu, yahut tecrübe ile
anlaşıldığı için inanmak iman olmaz. Çünkü bu, Peygamber
efendimizi değil, aklı tasdik etmek demektir. İman, gayba inanmak
demektir. Kur’an-ı kerimin baş tarafında, Allahü teâlâ, salihleri
övüyor, (O müttekiler ki, gayba inanırlar, namaz kılarlar ve
kendilerine verdiğimiz mallardan [zekat ve her türlü hayır hasenat
için] harcarlar) buyuruyor. (Bekara 3)
Gayb, his organları ile, tecrübe ve hesapla anlaşılamayan
şeyler demektir. Peygamberlerin bildirmesi ile anlaşılır. Mesela
Cennet, Cehennem ve meleklerin varlığı böyledir. Bunlar akıl ile
bilinmez.
Aklın belli bir sahası vardır. Bunun dışındakileri ölçmeye,
anlamaya gücü yetmez. Çünkü akıl bir kararda kalmaz. Herkesin
aklı birbirine uymadığı gibi, selim olmayan akılların yanıldığı çok
görülmüştür. En akıllı sanılan bir kimse bile, mütehassısı olduğu
dünya işlerinde hata eder. Nerde kaldı ki, din işlerindeki hikmetleri
çözebilsin? Böyle yanılan bir akılla, sonsuz olan ahiret işlerinin
hikmeti anlaşılamaz. Ancak Allah’ın varlığını anlamada aklın ve ilmin
rolü çoktur. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
(Astronomi ve anatomi bilmeyen, Allahü teâlânın varlığını ve
kudretini iyi anlayamaz.)
Ahirete ait bilgilerde şüphecilik çok yanlıştır. Felsefede, başıboş
düşüncede her şeyden şüphe etmeye septisizm, şüpheciye de
septik [sceptique] deniyor. Septiklerle düşüp kalkmanızı tavsiye
etmeyiz.
Allahü teâlâyı tanımak
Hemen herkes Allahü teâlâyı tanıyor ve Allah vardır diyor. Ama
Allah’ı tanımak nasıl olur? İyi bir şeyi tanıyan onun iyiliklerinden
istifade etmeye çalışır. Kötüyü tanıyan kötülüklerden uzak durmaya
çalışır. Bunlara riayet etmeyenin tanıması yanlış demektir. Yılanın
sokacağını bilen yılanla oynamaz. Aslanın parçalayacağını bilen
onun yuvasına giremez. Bombanın patlayacağını bilen onu elinde
patlatmaz. Allahü teâlâyı tanıyan onu sever. Onu seven de dinin
emirlerini yapar. Haramlardan kaçınır. Bunlara yani emir ve
yasaklarına riayet etmeden ben Allah’ı tanıyorum, Onu seviyorum
demek yanlış olur. Sevmenin bir tarifi de itaat etmek demektir.
Sevginin derecesi, itaatteki sürat ile ölçülür.
Tarihi inceleyecek olursak, insanların, önlerinde Allahü teâlânın
gönderdiği bir rehber olmadan kendi başlarına gittiklerinde, hep
yanlış yollara saptıklarını görürüz. İnsan, kendisini yaratan büyük
kudret sahibinin var olduğunu, aklı sayesinde anladı. Fakat ona
giden yolu bulamadı.
Peygamberleri işitmeyenler, Halıkı, yani yaratıcıyı önce
etraflarında aradı. Kendilerine en büyük faydası olan güneşi,
yaratıcı sandılar ve ona tapmaya başladılar. Sonra, büyük tabiat
güçlerini, fırtınayı, ateşi, kabaran denizi, yanardağları ve benzerlerini
gördükçe bunları yaratıcının yardımcıları zannettiler. Her biri için bir
suret, alamet yapmaya kalktılar. Bundan da putlar doğdu. Böylece,
çeşitli putlar zuhur etti. Bunların gazabından korktular ve onlara
kurbanlar kestiler. Hatta, insanları bile bu putlara kurban ettiler. Her
yeni hadise karşısında, putların miktarı da arttı. İslamiyet zuhur ettiği
zaman Kâbe-i muazzamada 360 put vardı. Kısacası insan, bir, ezeli
ve ebedi olan Allahü teâlâyı kendi başına bir türlü tanıyamadı.
Bugün bile güneşe ve ateşe tapanlar vardır. Bunlara şaşmamalı!
Çünkü, rehbersiz, karanlıkta doğru yol bulunamaz. Kur'an-ı kerimde
mealen buyuruluyor ki:
(Biz, Peygamber göndererek bildirmeden önce azap yapıcı
değiliz.) [İsra 15]
Akıl ve din
Sual: Bir arkadaş, “Ben ateist değilim ama, dine inanmak için
peygambere ve kutsal kitaba ihtiyaç yoktur. İnsan akıl yoluyla
Allah’ın varlığını anlar ve Onun emirlerini yerine getirebilir. Çünkü
aklın yolu birdir” diyor. Bu mümkün mü?
CEVAP
Hiç mümkün olur mu? O zaman hâşâ, Allahü teâlâ,
Peygamberleri ve kitapları lüzumsuz yere mi göndermiş oldu?
Allah’ın emirlerinin ne olduğu nereden bilinecek? Mesela en
önemlisi iman nedir? İmanın esasları nelerdir? Bu bilinmedikçe nasıl
iman edilir ki? Namaz, zekât gibi emirler zaten bilinemez. Ama imanı
bile bilmek imkansızdır. İmanın altı esası bildirilmeden nasıl bilinir
ki?
Hatta, insan kendisini de bilemezdi. Kimdir, ihtiyacı nedir,
saadeti felaketi nededir? Ne yapacak, ne yiyip içecek, niye yaratıldı,
başına neler gelecek, bunların hiç birisini bilemezdi. Peki, bunları
bilemeyen insanın hayvandan ne farkı kalırdı?
Aklın yolu bir olsa idi, dünyadaki insanlar hep aynı inanışa sahip
olurlardı.
Aklın ermediği şeyler
Sual: (Din-i İslam’da aklın ermediği şeyler çoktur. Ama akla
uymayan bir şey yoktur) deniyor. Bir şeye akıl ermezken nasıl akla
uygun olur?
CEVAP
Ahiret bilgileri ve Allahü teâlânın beğenip beğenmediği şeyler
ve Ona ibadet şekilleri, eğer aklın çerçevesi içinde olsalardı ve akıl
ile doğru olarak, bilinebilselerdi, binlerce Peygamberin
gönderilmesine gerek kalmazdı. Demek ki insan, doğruyu bulmak
için, Peygamberlerin yol göstermesine muhtaçtır. Ahiret bilgileri ve
Allahü teâlânın beğendiği şeyler, akıl ile bilinemez ama,
Peygamberler bildirince, bunların selim akla aykırı olmadığı görülür.
Akıl büyük nimettir
Sual: Büyük bir nimet olan akıl ile gerçekleri görmek mümkün
olur mu?
CEVAP
Selim olan akıl ile gerçekler görülür. Selim olan akıl ise ancak
Peygamberlerde bulunur. Selim olmayan kendi aklımıza uyarsak
doğruyu bulmak çok güç, hatta imkansızdır. Çünkü her gruptaki
insan, “Bu grup doğru yolda” diyerek ona girmiştir. Bu işte, selim
olmayan akıl ölçü olmaz. Ölçü olsaydı, bu kadar grup meydana
çıkmazdı. Bu gruplara girenler de, aklına göre bu grupları tercih
etmişlerdir. Akla uyulduğu için sayısız grup, sayısız hizip meydana
çıkmıştır. Hatta akla uyulduğu için, beşeri dinler uydurulmuştur. Akla
uyulduğu için, bu ümmetin arasından da 72 sapık fırkanın
çıkacağını Resulullah efendimiz haber vermiştir. “Hangi grup
çoğunlukta ise doğru odur” mantığı ile hareket edilirse, yine doğruyu
bulmak mümkün olmaz. Çünkü Allahü teâlâ, (İnsanların çoğuna
uyan sapıtır) buyuruyor. (Enam 116)
Bu girişten sonra sanki doğruyu bulmak zor zannedilebilir. Hiç
de zor değildir. Cenab-ı Hak, anlaşamadığımız bir işte, âlimlere
uymamızı, âlim olanların da, Kur'an-ı kerime ve hadis-i şeriflere
uymalarını emrediyor. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okuyanlar,
doğruyu bulur. Doğru olan bir taife her zaman bulunur. Hadis-i
şerifte buyuruluyor ki:
(Her devirde doğru yolda olan bir taife bulunur. Bunlara, hiç
kimse zarar veremez.) [Mişkat]
Kitapçılarda bulunan İslam kitapları arasında bozuk olanları çok
ise de, doğru olanları da vardır. Bu doğru kitaplar hiçbir zaman yok
olmaz. Bunların koruyucusu Allahü teâlâdır.
Dinimiz ilme ve âlime büyük önem verir. Bize ilmi bildiren
âlimlerdir. Hadis-i şerifte, (Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir)
buyuruldu. Peygamberlerin vârisleri olan âlimlere dil uzatan, onları
âlim oldukları için kötüleyen kimsenin imanı gider. Bir de İslam âlimi
sanılan ve dinimizi içten yıkmaya çalışan dinde reformcular vardır.
Bunların ihanetlerini bildirmek, kötülemek olmaz. Dinin emrine
uymak olur. Kötüye kötü, kirliye pis demek yanlış değildir. Temize
pis demek kötülemek olur. Kötülerin kötülüğünü açıklamak,
Müslümanları, onların zararından korumaya çalışmak farzdır. O
halde bütün insanları bunların zararından korumaya çalışmalıdır.
İslamiyet’i yanlış anlatan kötü din adamları, büyük vebal altındadır.
İnsanların çektikleri sıkıntıların sebebi kötü din adamlarıdır.
Kötü din adamları için, (Bu kimselerin hiç iyi tarafı yok mudur?)
denilmesi doğru değildir. Cenab-ı Hak, imansızların yol, köprü, cami,
yaptırmak gibi hiçbir ameline sevap vermiyor, Cehenneme atıyor.
Böyle kötü din adamları, din, iman hırsızlarıdır. Hadis-i şeriflerde
buyuruldu ki:
(Âlimlerin kötüsü, insanların en kötüsüdür.) [Bezzar]
(İlmini ticarete alet eden kötü âlimlere yazıklar olsun. Devlet
adamlarına yaklaşır, menfaat temin etmeye çalışırlar. Bunların
yaptıkları ticaret, kesada [darlığa, kıtlığa] uğrasın!) [Hakim]
(Bir zaman gelir ki, camiler ve hâfızlar çoğalır, ama, [hakiki]
âlim bulunmaz.) [Ebu Nuaym]





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

Bugün 158212 ziyaretçi (496296 klik) kişi burdaydı!

DUYURU PANOSU

SİTEMİZDE ULAŞMAK İSTEYİPTE ULAŞAMADIĞINIZ KONULARI MESAJLA BİLDİREBİLİRSİNİZ.... İSLAMİ BİLGİLER

Video

TR.GG REKLAM

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=