BAŞLIK

Haberiniz olsun ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'a aittir. O, kullarının ne yaptıklarını ve ne düşündüklerini bilir. O'nun huzuruna çıkarıldıkları gün herkese yaptıklarını haber verecektir. Allah her şeyi bilir. (NÛR - 64)

Resimler

Dost Siteler

Başlık

Allah O'dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar akar gider. Bütün işleri O yönetiyor. Âyetleri O açıklıyor ki, Rabbinizin huzuruna çıkacağınızı iyi bilesiniz. (RA'D/2) O, gökten yere, (yukarıdan aşağıya) işleri düzenler, sonra da o işler, sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O'na yükselir. (SECDE/5)

İSLAMİ BİLGİLER NAMAZ TEFSİR ORUÇ ABDEST

İSLAMİ BİLGİLER NAMAZ İLMİHAL BİLGİLERİ MEZHEP CANLI TV MÜBAREK GÜN VE GECELER HADİS NAMAZ KURAN-I KERİM DİNLEPEYGAMBERLER HAYATI NAZAR BESMELENİN FAZİLETİ CİNLER NASİH

Peygamber efendimiz ve medeniyet

 
 
Peygamber efendimiz ve medeniyet
Sual: Peygamberimizi gayrimüslimlerden övenler de var mıdır?
CEVAP
Evet. Resulullah efendimiz günümüzde de bütün dünya
milletlerinin, ilim adamlarının, devlet, siyaset ve fikir adamlarının,
ediplerin, tarihçi ve askeri şahsiyetlerin ilgisini çekmekte, bunların
her biri Onu biraz inceledikten sonra hayranlık ve şaşkınlıklarını, dile
getirmektedirler.
Müslüman olmayanlar, Resulullah efendimizin sadece
idareciliği, dehası, askeri, sosyal ve diğer taraflarını görmekte,
yalnız bunlara bakarak Onu tanımaya çalışmaktadırlar. Gördükleri
olağanüstü ve hiçbir insanda görülmemiş üstünlükler karşısında
acze düşmekle beraber, Ona peygamber gözüyle bakmadıkları için,
Onu tanımaktan ve anlamaktan çok uzak kalmaktadırlar.
Dünyanın medeniyete kavuşması
Sual: Dünyanın medeniyete kavuşması Resulullah efendimiz
sayesinde olmadı mı?
CEVAP
Elbette. Bakın, üstelik Müslüman olmakla şereflenemeyen
yabancıların da itiraf etmeye mecbur kaldıkları gibi, dünya
medeniyete nasıl kavuşuyor:
İslamiyet’ten evvel Arabistan bir çöl ve orada oturan insanlar da
yarı vahşi bedevilerdi. Putperest idiler. Birçok putlara taparlardı.
İptidai bir hayat sürerlerdi. Kız çocuklarını diri diri gömmek gibi
korkunç âdetleri vardı. Bu yarımada, bir yol üzerinde olmadığı için,
ne büyük İskenderler, ne Persler, ne Romalılar, Araplarla hiç
uğraşmamış, birçok kavimlerle savaştıkları halde, Arapların
yanından geçmemişlerdi. Bu sebepten, İranlıların, Romalıların
ahlaksızlıkları, zulümleri, hilekârlıkları Araplara bulaşmadı.
İşte böyle aciz, zavallı, yarı vahşi olan bir kavim, onlara
rehberlik eden Muhammed aleyhisselam sayesinde birdenbire
değişmiş, tam bir medeniyete kavuşmuş, olağanüstü bir gayret ile
30 sene içinde, doğuda Türkistan ve Hindistan, batıda İspanya
olmak üzere akla hayret veren çok kudretli bir İslam devleti
meydana getirmiştir. İlimde, fende ve medeniyette son derece
ilerlemişler, o zamana kadar bilinmeyen birçok şeyler keşf
etmişlerdir. İlim, fen, tıp ve edebiyatta en yüksek mertebeye
varmışlardır. İlimde o kadar ileri gitmişlerdi ki, Papalar bile Endülüs
Üniversitelerinde okuyor, dünyanın her tarafından koşup gelenler,
bu üniversitelerde fen ve tıp tahsil ediyorlardı.
O zamanın Avrupa’sından bahseden John W. Drapper gibi
tarafsız bir tarihçi, (Avrupa’nın manevi inkişafı) ismindeki eserinde
şöyle demektedir:
“O zamanki Avrupalılar, tamamen barbardı. Hıristiyanlık
onları barbarlıktan kurtaramamıştı. Hıristiyan dininin
başaramadığını, İslam dini başardı. İspanya’ya gelen Araplar,
evvela onlara yıkanmasını öğrettiler. Sonra, onların üzerindeki
parça parça olmuş, bitlenmiş hayvan postlarını çıkararak,
temiz, güzel elbiseler giydirdiler. Evler, konaklar, saraylar
yaptılar. Onları okuttular. Üniversiteler kurdular. Hıristiyan
tarihçiler, İslam’a karşı olan kinlerinden ötürü, bu hakikati
gizlemeye çalışmakta, Avrupa’nın medeniyette Müslümanlara
ne kadar borçlu olduğunu bir türlü itiraf edememektedirler.”
Tarihe dünyanın en büyük askeri dehalarından biri, aynı
zamanda kıymetli bir devlet adamı olarak geçen Fransız İmparatoru
Napoléon şöyle diyor:
“Allah’ın varlığını ve birliğini, Musa [aleyhisselam] kendi
milletine, İsa [aleyhisselam] Romalılara, fakat Muhammed
[aleyhisselam] bütün eski dünyaya bildirdi. Arabistan tamamiyle
putperest olmuştu. İsa [aleyhisselam]’dan altı asır sonra
Muhammed [aleyhisselam] kendisinden evvel gelmiş olan
İbrahim, İsmail, Musa ve İsa’nın [aleyhimüsselam] Allah’ını
Araplara tanıttı. Arapların yanına sokulan Aryenler, hakiki İsa
dinini bozarak onlara Allah, Allah’ın oğlu, Ruhulkudüs gibi,
kimsenin anlayamayacağı inançları yaymaya çalışıyor,
doğunun barış ve huzurunu tamamen bozuyorlardı. Muhammed
[aleyhisselam] onlara doğru yolu gösterdi. Araplara yalnız bir tek
Allah olduğunu, Onun ne babası ne de oğlu bulunmadığını,
böyle birkaç Allah’a tapmanın puta tapmaktan kalan saçma bir
âdet olduğunu anlattı.”
Dünyanın tanıdığı en büyük ilim adamlarından biri olan İskoçyalı
Thomas Carlyle diyor ki:
“Muhammed [aleyhisselam] gelmeden evvel Arapların
bulundukları yerlere kocaman bir ateş parçası sıçramış olsaydı
kuru kum üzerinde kaybolup gidecek ve hiç iz bırakmayacaktı.
Fakat Muhammed [aleyhisselam] gelince bu kuru kum dolu çöl,
sanki bir barut fıçısına döndü. Delhi’den Granada’ya kadar her
taraf birdenbire semaya yükselen alevler hâline geldi. Bu büyük
zat sanki bir şimşekti. Onun etrafındaki bütün insanlar, Ondan
ateş alan parlayıcı maddeler hâline dönüştüler.”
Hindistan’ı İngiliz sömürgesi olmaktan kurtaran Hintli lider
Mahatma Gandhi, İslam dinini ve Kur’an-ı kerimi inceledikten sonra
şunları söylemiştir:
“İslam dini yalancı bir din değildir. Hintlilerin bu dini saygı
ile incelemelerini isterim. Onlar da İslamiyet’i benim gibi
seveceklerdir. Ben, İslam dininin Peygamberinin ve Onun
yakınında bulunanların nasıl hayat sürdüklerini bildiren
kitapları okudum. Bunlar beni o kadar ilgilendirdi ki, kitaplar
bittiği zaman bunlardan daha fazla olmamasına üzüldüm. Ben
şu kanaate vardım ki, İslamiyet’in süratle yayılması, kılıç
yüzünden olmamıştır. Aksine her şeyden evvel sadeliği, mantıki
olması ve Peygamberinin büyük tevazuu [alçak gönüllülüğü],
sözünü daima tutması, yakınlarına ve Müslüman olan herkese
karşı sonsuz bağlılığı yüzünden İslam dini birçok insanlar
tarafından seve seve kabul edilmiştir.”
Dünyaca tanınmış büyük Fransız edibi ve devlet adamı
Lamartine ise, Türkiye Tarihi adlı eserinde şöyle diyor:
“Hazret-i Muhammed [aleyhisselam] bir yalancı peygamber
miydi? Onun eserlerini ve tarihini inceledikten sonra bunu
düşünemeyiz. Çünkü yalancı peygamberlik iki yüzlülüktür. İki
yüzlülükte inandırma kuvveti yoktur; nasıl ki, yalanda da
doğruluğun kudreti bulunmaz.
Mekanikte bir cisim atıldığı zaman onun varabileceği yer,
fırlatma gücü ile orantılıdır. Bir manevi ilhamın gücü de onun
meydana getirdiği eser ile orantılıdır. Bu kadar çok şey taşıyan,
bu kadar uzaklara kadar yayılan ve bu kadar uzun zaman aynı
kudrette devam eden bir “fikir” yani İslamiyet yalan olamaz.
Bunun çok samimi ve çok inandırıcı olması gerekir. Onun
hayatı, uğraşmaları, memleketinin hurafelerine ve putlarına
kahramanca saldırıp onları parçalaması, puta tapan
çoğunluğun hiddetlerine karşı koymak ataklığı, kendine
saldırdıkları halde, 13 sene Mekke’de buna dayanması,
hemşerileri arasında türlü hadiseler çıkartmak ve kendini adeta
kurban yerine koymak gibi hallere tahammül etmesi, Medine’ye
hicreti, durmadan yaptığı teşvikler ve verdiği vaazlar, çok üstün
düşman kuvvetleriyle yaptığı savaşlar, kazanacağına olan
güveni, en büyük felaket zamanında bile duyduğu insanüstü
güvence, zaferde bile gösterdiği sabır ve tevekkül, dini tebliğ
etme azmi, sonsuz ibadeti, Allah ile mukaddes konuşmaları,
ölümü, ölümünden sonra da devam eden şân ve şerefi, zaferleri
Onun hiçbir zaman bir yalancı peygamber olmadığını, tam
aksine büyük bir imana sahip bulunduğunu gösterir.
Filozof, hatip, peygamber, kanun koyucu, cenkçi, insan
düşüncelerini etkileyici, yeni iman esasları koyan ve yirmi
büyük dünya imparatorluğu ile bir büyük İslam devleti kuran
kişi: İşte Muhammed [sallallahü aleyhi ve sellem] budur!
İnsanların büyüklüğü ölçmek için kullandıkları bütün
mikyaslarla [ölçülerle] ölçülsün; acaba Ondan daha büyük bir
şahıs var mıdır? Olamaz!”
Almanya’da Stuttgart şehrinde 1888 [h. 1305] senesinde,
yayınlanmış olan Kürschner ansiklopedisinin (Muhammed ve
İslam dini) hakkındaki yazısından bir bölümü şöyle:
“Muhammed [aleyhisselam], gayet güzel huylu, güler yüzlü,
kibar tavırlı ve çok dürüst bir zat idi. Daima hiddet ve şiddetten
kaçmış, hiçbir zaman zulüm yapmamıştır. Müslümanların daima
iyi huylu, güler yüzlü olmasını istemiş, Cennete iyi huy ve sabır
ile gidileceğini bildirmiştir. Doğru sözlülüğü, merhameti,
fakirlere yardımı, misafirperverliği, şefkati, daima
Müslümanlığın esas temelleri olduğunu beyan etmişti. Daima
kanaat ile yaşamış, debdebe ve gösterişten kaçınmıştır.
Müslümanlar arasında hiçbir sınıf farkı tanımamış, en fakir bir
Müslümanın bile hatırını gözetmiştir. Büyük bir zaruret
olmayınca, zora başvurmamış, bütün meseleleri tatlılık ile,
anlaşma ile, nasihat ve izah ile hâl etmeye uğraşmış ve çok
kereler bunda muvaffak olmuştur. 630 tarihinde tekrar
Mekke’ye dönerek, bu şehri kolayca feth etmiş ve çok kısa
zaman içinde, yarı vahşi Arapları, dünyanın en medeni insanları
hâline getirmiştir.)”
Başka bir batılının itirafı
Bayan Carly Fiorina, dünyanın en büyük şirketlerinden HP'nin
yönetim kurulu başkanı. Bu şirket, Microsoft gibi, Linux gibi dünya
devlerinden birisi olup esas iştigal alanı Bilişim Teknolojileri. Bayan
Fiorina Temmuz 1999'dan beri bu şirkette. Bundan önce 20 yıl
ABD'nin telefon şirketi AT&T 'de üst düzey görevlerde bulunmuş ve
AT&T ile ilgili bir firmada başkan olarak çalışmış. Stanford
Üniversitesi'nin "Ortaçağ tarihi ve felsefesi" bölümünü bitirmiş
ve çeşitli dallarda master yapmış.
Minneapolis, Minnesota'da 26 Eylül 2001 "Teknoloji, piyasalar
ve hayat tarzımız: Gelecekte neler olacak?" konulu bir
konferansa, Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildi.
Konuşmasının son dakikalarında tarihten örnekler vererek
değerlendirmeler yapıp şöyle dedi:
"Konuşmamı tarihten bir örnek ile bitirmek istiyorum:
Bir zamanlar tarihte öyle bir medeniyet vardı ki, o dönemin
en büyük medeniyeti idi. Bu medeniyet birçok kıtalara yayılmış,
sınırları okyanustan okyanusa, kuzey iklimlerinden tropik
iklimlere ve çöllere kadar uzanmıştı. O medeniyetin tebaası
olarak, farklı ırklardan, farklı dillerden, farklı kültürlerden yüz
milyonlarca insan yaşamıştı.
Bu medeniyette konuşulan dillerden bir dil, dünyada çok
konuşulan bir dil haline gelmiş ve farklı kıtalardan insanlar
arasında köprü olmuştu. Bu medeniyetin ordusundaki farklı
milletlerden olan askerler, dünyanın belki de hiçbir zaman
görmediği bir barış sundu, tebaasına ve dünyaya. Bu
medeniyetin tacirleri, Latin Amerika'dan Çin'e ve arada kalan
bütün ülkelere ulaşmışlardı.
Yeni buluşlar bu medeniyetin temel taşlarından biri
olmuştu. Bu medeniyetin mimarları, yerçekimi hesaplarına
dayanan binalar yapmışlar, matematik bilginleri, bilgisayarın
temel algoritması olan algebrayı (cebiri) bulmuşlar ve
kodlamayı keşfetmişlerdi. Doktorları, hastalıklara yeni ilaçlar
bulmuşlar, uzay bilginleri gökyüzündeki yıldızları incelemişler
ve onları isimlendirerek, bugünkü uzay çalışmalarının
temellerini atmışlardı. Edipleri, binlerce romantik ve sihirli
hikâyeler yazmışlar ve şairleri kendilerinden öncekilerin
yazmadığı şekilde sevgi üstüne şiirler yazmışlardı.
Öteki medeniyetler yeni fikirlerden korkarken ve sansür
uygularken, bu medeniyet devamlı yeni fikirlere açık olmuş ve
bilgiyi, kültürü devamlı canlı tutmuştu.
Günümüz Batı medeniyeti de bu özelliklerin bir çoğuna
sahip, fakat benim sözünü ettiğim medeniyet, 800'den 1600
yılına kadar uzanan ve Osmanlı İmparatorluğu'nu da içine alan,
Kanuni Sultan Süleyman'lar gibi hükümdarlar yetiştiren İslam
medeniyetidir.
Bu medeniyetin bize sunduğu miras, bugünkü Batı
medeniyetinin temelini oluşturmaktadır. Bugünkü teknoloji
İslam matematikçilerinin sayesinde vardır. Sufî yazar Mevlana
gibi yazarlardan çok şeyler aldık. Kanuni Sultan Süleyman gibi
hükümdarlardan tolerans göstermeyi ve liderliği öğrendik.
Bu medeniyetten dersler çıkarmalıyız. Bu medeniyetin
sunduğu liderlik mirasa değil, yeniliklere dayanmış,
Hıristiyanlık, Müslümanlık ve Yahudilik gibi farklı farklı din ve
kültürler mozaiğini esas almıştı. Zaten bu şekilde de 800 yıl
ayakta kaldı.
Şu anki gibi kritik zamanlarda, biz de tarihteki bu
medeniyetten ders almalı ve onun gibi sosyal yapı ve liderler
yetiştirmeliyiz. Özetle, bu konuya, liderlik mevzuundaki
tartışmaya ve fikir teatisine dikkatlerinizi çekmek istiyorum. "
Amerikan astronomi mütehassısı Michael H. Hart, Âdem
aleyhisselamdan bugüne kadar gelen bütün büyük insanları birer
birer tetkik ederek, bunların içinden yalnız 100 tanesini ayırmakta,
bu 100 kişi arasında en büyüğü olarak, Muhammed aleyhisselamı
göstermektedir. (Onun kudreti, kendisine Allah tarafından vahiy
edildiğine inandığı, muazzam eser Kur’an-ı kerimden
gelmektedir) demiştir.
Amerika Chicago Üniversitesi profesörlerinden meşhur ruhiyat
mütehassısı yahudi Jules Massermann, 1974 senesinin 15
Temmuzunda yayınlanan Time mecmuasının hususi nüshasında
(Büyük liderler nerede?) başlığı altında, tarihte şimdiye kadar gelip
geçmiş olan rehberleri tetkik etmekte, bunların hayatlarını tahlil
etmekte ve (Bunların en büyüğü Muhammed aleyhisselamdır)
demekte ve şu neticeye varmaktadır: (Muhammed
aleyhisselamdan sonra, Musa aleyhisselam gelir. İsa
[aleyhisselam] ve Buda lider olmaya layık kimseler değildi.)
Halbuki kendisi, yahudi olduğu için, Musa aleyhisselamı Muhammed
aleyhisselama tercih etmesi beklenirdi. O, bunu yapmamış,
hakikatten ayrılmamıştır.
30 sene içinde bir vahşi kavmi, hem de küçük bir insan
topluluğunu, dünyanın en muazzam, en medeni, en yüksek ahlaklı,
en yüksek seciyeli, en kahraman, en bilgili bir millet hâline getirmek,
her hangi bir insanın, bir liderin, bir kumandanın yapacağı iş değildir.
Bu, ancak Allahü teâlânın resulünün, yani Muhammed
aleyhisselamın bir mucizesidir.
Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyurdu ki:
(Her Peygamber, kendi zamanında, kendi mekânında, kendi
kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed
aleyhisselam ise, her zamanda, her memlekette, yani dünya
yaratıldığı günden, kıyamet kopuncaya kadar, gelmiş ve
gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç
kimse, hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu güç bir şey
değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, Onu böyle
yaratmıştır. Hiçbir insanın Onu methedecek gücü yoktur. Hiçbir
insanın, Onu tenkit edecek iktidarı yoktur.)





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

Bugün 158918 ziyaretçi (497496 klik) kişi burdaydı!

DUYURU PANOSU

SİTEMİZDE ULAŞMAK İSTEYİPTE ULAŞAMADIĞINIZ KONULARI MESAJLA BİLDİREBİLİRSİNİZ.... İSLAMİ BİLGİLER

Video

TR.GG REKLAM

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=