BAŞLIK

Haberiniz olsun ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'a aittir. O, kullarının ne yaptıklarını ve ne düşündüklerini bilir. O'nun huzuruna çıkarıldıkları gün herkese yaptıklarını haber verecektir. Allah her şeyi bilir. (NÛR - 64)

Resimler

Dost Siteler

Başlık

Allah O'dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar akar gider. Bütün işleri O yönetiyor. Âyetleri O açıklıyor ki, Rabbinizin huzuruna çıkacağınızı iyi bilesiniz. (RA'D/2) O, gökten yere, (yukarıdan aşağıya) işleri düzenler, sonra da o işler, sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O'na yükselir. (SECDE/5)

İSLAMİ BİLGİLER NAMAZ TEFSİR ORUÇ ABDEST

İSLAMİ BİLGİLER NAMAZ İLMİHAL BİLGİLERİ MEZHEP CANLI TV MÜBAREK GÜN VE GECELER HADİS NAMAZ KURAN-I KERİM DİNLEPEYGAMBERLER HAYATI NAZAR BESMELENİN FAZİLETİ CİNLER NASİH

Kıyamet alametleri

Kıyamet alametleri
Kıyametin küçük alametleri
Sual: Kıyametin küçük alametleri nelerdir?
CEVAP
Kıyametin kopmasına yakın önce küçük alametler çıkacaktır.
Sonra da büyük alametler çıkacaktır. Kıyametin küçük alametleri ile
ilgili hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
(İnsanlar camilerle ve camilerin süsüyle övünmedikçe
kıyamet kopmaz.) [İbni Mace]
(Erkek erkekle, kadın kadınla yetinmedikçe, kıyamet
kopmaz.) [Hatib]
(Fitneler artmadıkça, kıyamet kopmaz.) [Buhari]
(İnsanlarda cimrilik artar ve kıyamet kötülerden başkası
üzerine kopmaz.) [İ.Neccar]
(Ahlaksızlık ve fuhuş açık olmadan komşular kötüleşmeden
hainler emin, eminler hain sayılmadan, akrabalık arasında
soğukluk olmadan kıyamet kopmaz.) [İ. Ahmed]
(Yemin ederim ki, cimrilik, fuhuş meydana çıkmadıkça,
emine hıyanet edilip, haine güvenilmedikçe, iyiler helak olup
kötüler kalmadıkça kıyamet kopmaz.) [Hakim]
(Yağmurların bereketi kaldıkça kıyamet kopmaz.) [Ebu Ya’la]
(Yeryüzünde Allah diyen Müslüman kaldıkça kıyamet
kopmaz.) [Müslim]
(Zamanda yakınlık olmadıkça, bir yıl bir ay gibi, bir ay bir
hafta gibi, bir hafta bir gün, bir gün bir saat gibi kısa
gelmedikçe kıyamet kopmaz.) [Tirmizi]
(İlim kalkmadıkça, depremler, katliamlar çoğalmadıkça
kıyamet kopmaz.) [Buhari]
(Mal çoğalıp artmadıkça kıyamet kopmaz. Öyle ki, zekât
verilecek kimse bulunmaz. Birine zekât teklif edilince, “Benim
buna ihtiyacım yok” der.) [Buhari]
(İki büyük taife, davaları bir olduğu halde, çarpışmadıkça,
kendilerine Allah’ın resulüyüm [peygamberim] diyen yalancılar
çıkmadıkça kıyamet kopmaz.) [Buhari]
(Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça, taşlar bile, “Ey
Müslüman şu arkamda gizlenen Yahudi’yi öldür” diye haber
vermedikçe kıyamet kopmaz.) [Buhari]
(Yetmiş tane resulüm diyen yalancı çıkmadıkça kıyamet
kopmaz.) [Taberani]
(Erkekler azalacak, kadınlar çoğalacak.) [Buhari]
(Bir erkek çocuk bir kadın gibi kıskanılmadıkça kıyamet
kopmaz.) [Deylemi]
(Livata mubah sayılmadıkça, gökten taş yağmadıkça
kıyamet kopmaz.) [Deylemi]
(Çocuklar öfkeli olmadıkça, büyüğe saygısızlık
yapılmadıkça kıyamet kopmaz.) [Harâiti]
(Kıyamet kopmadan yüz yıl öncesinde yeryüzünde Allah’a
ibadet eden kalmaz.) [Hâkim]
(“Keşke şu kabirdeki ben olsaydım” denmedikçe kıyamet
kopmaz.) [Müslim]
(Deprem, fitne, katillik artmadıkça, kıyamet kopmaz.)
[Buhari]
(Kardeşler farklı dinden olmadıkça kıyamet kopmaz.)
[Deylemi]
(Kötüler dünyaya hâkim olmadıkça kıyamet kopmaz.)
[Tirmizi]
(Kıyamet ancak kötü insanların başına kopar.) [Müslim, İbni
Mace]
(Kur’an-ı kerim kalkmadıkça kıyamet kopmaz.) [Ebu Nuaym]
Kıyamet yaklaştığı zaman şunların da olacağı bildirilmiştir:
(İnsanlar temizlikte fazla titiz olacak, vesvese edip dinde
haddi aşacaklar.) [Ebu Davud]
(Çeşitli isimler altında şaraplar çıkacak, helal sayılacak.) [İ.
Ahmed]
(Ortalık bozulacak, dine uymak avuçta ateş tutmak gibi zor
olacak.) [Hâkim]
(Köpek beslemek, evlat yetiştirmekten daha cazip olacak.)
[Hâkim]
(Kötü kadınlar, çoğalıp, fuhuş bir toplum içinde yayılırsa,
halk, daha önce görülmemiş [frengi, aids gibi] bulaşıcı
hastalıklara maruz kalacak. Ölçüde, tartıda hile yapılacak ve
geçim darlığı baş gösterecek.) [Beyheki]
(Çalgı her yere yayılacak, güvenlik güçleri çoğalacak.)
[Beyheki]
(İşler, ehli olmayana verilecek.) [Buhari]
(Bu dinin başlangıcı gibi, sonu da garip olacak!) [Tirmizi]
(Kur'an [Radyo, TV gibi] çalgı aletlerinden okunacak.)
[Tergib-üs-salât]
(Sadece tanıdıklara selam verilecek ve yazarlar çoğalacak.)
[Hâkim]
(Zengine malı için tazim edilecek, fuhuş yayılacak, piçler
çoğalacak. Büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmeyecek.
Kurtlar, kuzu postuna bürünecek.) [Hâkim]
(Tehıyyet-ül-mescid namazı kılınmaz olur.) [Taberani]
(İlim kalkar, cehalet, anarşi ve ölüm çoğalır.) [İbni Mace]
(Ulema, halkın istediği yönde fetva verip, helale haram,
harama helal derler; Kur'anı ticarete, menfaate alet ederler.)
[Deylemi]
(İnsanlar, yalnız malın, paranın gelmesini düşünecekler,
helalini, haramını düşünmeyecekler.) [R.Nasıhin]
(Bir camide binden fazla kişi namaz kılacak, fakat, içlerinde
bir tane mümin bulunmayacak.) [Deylemi]
(İzinsiz ticaret yapılmaz.) [Müslim]
(Vahşi hayvanlar, insanlarla konuşmadıkça kıyamet
kopmaz.) [Tirmizi]
(Kıyamet alametleri bir ipteki boncukların peş peşe
kopması gibi birbirini takip eder.) [İ.Ahmed, Taberani]
(Kıyamet Cuma günü kopacaktır.) [Buhari]
Hadis-i şerifle bildirilen kıyametin diğer alametlerinden bazıları
da şöyledir:
1- Emanete riayet kalkar.
2- Veled-i zina çoğalır.
3- İçki çok içilir.
4- Zekât verilmez.
5- Hanıma uyup, anneye isyan edilir.
6- Erkekler ipek giyer.
7- Zararından korunmak için insanlara mudara edilir.
8- Gençler fâsık olur.
9- Daha önce yaşamış âlimler cahillikle suçlanır.
10- Tefecilik, faiz aşikâre olur.
11- Bilgin veya âlim denilenlerde, zerre kadar iman olmaz.
12- İslam’a uymak ayıp sayılır.
13- Herkese iyilik eden Müslüman ahmak sayılır.
14- İslam’a uymak, ateşi elde tutmak gibi zor olur.
15- Mescitlerde, toplantılarda fâsıkların sesi yükselir.
16- Cihad terk edilir.
17- Bid'atler yayılır.
18- Günaha teşvik artar.
19- İyiliğe mani olunur.
20- Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker kalkar.
21- Komşuluk kötüleşir.
22- Camilerde Kur'an-ı kerim teganni ile okunur.
23- Aşağı kimseler söz sahibi olur.
24- Zararından korunmak için insanlara ikram olunur.
25- Çalgı aletleri çoğalır. Her yerde çalgı çalınır.
26- Anarşi çoğalır.
27- Adam öldürmek çoğalır.
28- Dine uymak, güzel ahlaklı olmak ayıp sayılır.
29- Cansızlar da konuşur.
Kıyametin büyük alametleri
Sual: Kıyametin büyük alametleri nelerdir?
CEVAP
Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Nesai, Tirmizi, İ. Ahmed,
Taberani, İbni Cerir ve İbni Hibban’daki hadis-i şerifte, şu on
alametin çıkacağı bildirilmiştir:
1- Hazret-i Mehdi gelecek
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kıyamet kopmadan önce, Allahü teâlâ, benim evladımdan
birini yaratır ki, ismi benim ismim gibi, babasının ismi, benim
babamın ismi gibi olur. Ondan önce dünya zulümle dolu iken,
onun zamanında adaletle dolar.) [Tirmizi]
(Mehdi’nin başı hizasında bir bulut olacak, buluttan bir
melek, “Bu Mehdidir, sözünü dinleyin” diyecektir.) [Ebu Nuaym]
2- Deccal gelecek
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Deccal çıkar, tanrı olduğunu söyler. Onun tanrılığına
inanan kâfir olur.) [İ. E. Şeybe]
3- Hazret-i İsa gökten inecek:
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah’ın Resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük dedikleri için
Yahudileri lanetledik. Onlar İsa’yı öldürmediler, asmadılar da.
Öldürülen, kendilerine İsa gibi gösterildi.) [Nisa 157]
Hazret-i İsa göğe kaldırılmıştır. (Nisa 158)
(Elbette o [Hazret-i İsa’nın Kıyamete yakın gökten inmesi],
Kıyametin yaklaştığını gösteren bilgidir. Sakın bunda şüphe
etmeyiniz!) [Zuhruf 61, Beydavi]
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak,
[Hıristiyanlığı kaldıracak] domuzu öldürecek, [domuz etini
yasaklayacak] İslam’dan başka şeyi yasaklayacaktır.) [Buhari,
Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Ebi Şeybe]
(İsa inince, her yerde sükûn, emniyet meydana gelir. Öyle ki
aslanla deve, kurtla kuzu serbestçe dolaşır, çocuklar yılanlarla
oynar.) [Ebu Davud]
(On alamet çıkmadan kıyamet kopmaz. Biri İsa’nın gökten
inmesidir.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İ. Mace, Nesai, İ.Ahmed,
Taberani, İ.Hibban, İ. Cerir]
4- Dabbet-ül-arz çıkacak
Bu husustaki hadis-i şeriflerden birinin meali şöyledir:
(Dabbet-ül arz, Musa’nın asası ile mümine dokunur, alnına
Cennetlik yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, Süleyman’ın mührü ile
vurur, Cehennemlik yazılır, yüzü simsiyah olur.) [Tirmizi]
(O söz başlarına geldiği zaman, [Kıyamet alametleri zuhur
edince], onlara yerden bir hayvan çıkarırız, bu hayvan, onlara,
insanların âyetlerimize kesin iman etmemiş olduklarını söyler.)
[Neml 82, Tefsir-i Kurtubi]
5- Yecüc ve Mecüc çıkacak
Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Yecüc ve Mecüc, set yıkılıp her tepeden akın ederler.)
[Enbiya 96]
Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Yecüc ve Mecüc, kıyametin ilk alametlerindendir.) [İbni
Cerir]
6- Duman çıkacak
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Gökten bir duman çıkacağı günü gözetle!) [Duhan 10]
Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Dumanın tesiri mümine nezle gibi gelir, kâfire ise çok
şiddetlidir.) [Ebu Davud]
7- Güneş batıdan doğacak
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz. O zaman
herkes iman eder, ama imanı fayda vermez.) [Buhari, Müslim]
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, önce iman
etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış kimseye, o
günkü imanı fayda vermez.) [Enam 158]
Âlimler, bu âyetteki alametlerden birinin de güneşin batıdan
doğması olarak bildirmişlerdir. Yukarıdaki hadis-i şerif de zaten
bunu açıkça bildiriyor.
8- Ateş çıkacak
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Hicazdan çıkan ateş, Basra’daki develerin boyunlarını
aydınlatır.) [Müslim]
9- Yer batması görülecek
Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Doğu, Batı ve Ceziret-ül Arab’da yer batışı görülecek.)
[Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace]
10- Kâbe yıkılacak
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bir Habeşli Kâbe’yi tahrip edecektir. Onu şu anda siyah
elleri ile Kâbe’nin taşlarını bir bir söker halde görüyorum.)
[Buhari, Müslim]
Hazret-i İsa gökten inecektir
Sual: Bir yazar, (İsa ölmüştür, tekrar gelemez) diyor. Bu
hususta bilgi verir misiniz?
CEVAP
Tefsirlere geçmeden önce, Nisa suresindeki iki âyetin mealine
bakalım:
(Allah’ın resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük dedikleri için
yahudileri lanetledik. Hâlbuki onlar İsa’yı öldürmediler,
asmadılar da, öldürülen kimse kendilerine İsa gibi gösterildi.
Onun hakkında ihtilafa düşenler tam bir kararsızlık içinde; bu
konuda zandan başka hiçbir bilgileri yoktur ve kesin olarak onu
öldürmediler. Bilakis Allah İsa'yı kendi nezdine kaldırmıştır.)
[Nisa 157-158]
Allahü teâlâ, bu âyetlerde Hazret-i İsa’nın öldürülmediğini kesin
olarak bildiriyor. İleride gelecektir, kendi nezdinden maksat, göğe
kaldırılmasıdır. Yoksa Allah mekândan münezzehtir, gökte değildir.
Gökleri de O yaratmıştır. Yaratılan şey, yaratana mekân olamaz.
En iyi tefsir elbette Resulullah efendimizinkidir. Bu husustaki
hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:
(On alamet çıkmadan kıyamet kopmaz. Biri İsa’nın gökten
inmesidir.) [Müslim, E. Davud, Tirmizi, İbni Mace, Nesai, İ.Ahmed,
Taberani, İ.Hibban, İ.Cerir]
(İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak,
[Hıristiyanlığı kaldıracak] domuzu öldürecek, [domuz etini
yasaklayacak] İslam’dan başka şeyi yasaklayacaktır.) [Buhari,
Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Ebi Şeybe]
(İsa, yere inince evlenecek, bir oğlu olacak, kırk yıl kadar
yaşayıp ölecek ve benim yanıma defnedilecektir.) [Tirmizi,
Mevahib]
(Benim dinim üzerine İsa gelir, Deccalı öldürür, sonra
kıyamet kopar.) [İ.Ahmed]
(İsa gelince Deccalı öldürür.) [Müslim, İ.Ahmed, Taberani,
Ruyani, Ziya el makdisi]
(İsa, Deccalı öldürdükten sonra iki kişi arasında düşmanlık
kalmaz.) [Müslim]
(Bir ümmet ki başında ben, sonunda İsa gelir. Allah onları
hor etmez.) [Hâkim, Ebu Nuaym]
(Ne mutlu İsa indikten sonraki hayata...) [E.Nuaym]
(Ahir zamanda İsa indikten sonraki hayat ne güzeldir.
Yağmur yağdırması için gökyüzüne, bitki bitirmesi için
yeryüzüne izin verilir. Tohumu düz bir taşa ekersen yeşerir. Bir
kişi aslanın yanından geçer aslan ona zarar vermez. Yılana
basar da, onu sokmaz. İnsanlar arasında menfaat mücadelesi,
karşılıklı haset ve kin olmaz.) [Ebu Said-en-Nakkaş]
(İsa, âdil bir hakem olarak indiği zaman kin, nefret ve haset
kalkacaktır.) [Müslim]
(İsa, Mehdi’nin arkasında namaz kılacaktır.) [İbni Hacer-i
Mekki]
(İsa inince İslamiyet ile hükmedecektir. O zaman Allahü
teâlâ, Müslümanlardan başka herkesi helak edecektir. Sonra
yeryüzünde sükûn emniyet meydana gelecektir. O kadar ki
aslan deveyle, kaplan inekle ve kurt kuzuyla serbestçe
dolaşacak, çocuklar yılanlarla oynayacaktır. İsa ölünce
cenazesini Müslümanlar kaldıracaktır.) [Ebu Davud]
(İsa benim yanıma gömülecektir.) [Tirmizi]
Öldürülen ona benzetildi
Önce kolay bulunması bakımından Tibyan tefsirine bakalım:
Nisa suresinin 157 ve 158. âyeti tefsir edilirken, Hazret-i İsa’nın
öldürülmediği, asılmadığı, öldürülenin ona benzetildiği ve Hazret-i
İsa’nın ref edildiği, yani göğe kaldırıldığı bildirilmektedir. (Tibyan
c.1,s.365)
Al-i imran suresinin 55. âyetinin tefsirinde ise şöyle buyuruluyor:
(Hazret-i İsa diri olarak göğe kaldırıldı. Buhari ve Müslim’in
rivayet ettiği hadiste, Hazret-i İsa, kıyamete yakın yere inecek,
İslamiyetle hükmedecek, Deccalı, domuzu öldürecek ve haçı
kıracaktır. Yeryüzünde 7 sene, başka bir rivayette 40 sene kalacak
ve vefat ederek cenaze namazı kılınacaktır. 40 sene dünyada
kaldığı ömrü olabilir. Göğe kaldırılmadan önce 33, gökten indikten
sonra da 7 sene kalacaktır. Toplamı 40 tır. (Tibyan c.1, s.233)
Zuhruf suresi 61. âyetinin tefsirinde ise şöyle buyuruluyor:
İsa aleyhisselamın inmesi kıyamet alametidir. (Tibyan c.4,
s.137)
Türkçe meallerin en kıymetlisi kabul edilen Hasan Basri
Çantay’ın mealinde, Nisa suresinin 157 ve 158. âyetinde diyor ki:
Hazret-i İsa öldürülmedi, asılmadı, öldürülen ona benzetildi ve
Hazret-i İsa göğe kaldırıldı. Bu Celaleyn tefsirinden alınmıştır.
(Kur’an-ı hâkim ve meal-i kerim c.1, s150)
Al-i imran suresinin 55. âyetinin tefsirinde ise diyor ki:
(O zaman Allah, şöyle demişti: Seni öldürecek olan onlar
değil, benim, seni kendime yükseltip kaldıracağım.) Dip notunda
ise, (Hazret-i İsa, Nisa suresinin 157 ve 158. âyetine göre,
düşmanları tarafından öldürülmemiş, Allah onu ruhu ve cesedi ile
birlikte, yükseltip kaldırmıştır.) Buhari ve Müslim’deki, Kıyamete
yakın ineceğini bildiren hadis-i şerif nakledilmiş ve “Bu hususta
sahih başka haberler de var” denmektedir. (Kur’an-ı hâkim ve
meal-i kerim c.1, s.92)
Zuhruf suresi 61. âyetinin tefsirinde ise, Hazret-i İsa’nın
inmesinin kıyamet alametlerinden olduğu bildirilmektedir. Dipnotta
ise, bu bilgileri Beydavi, Celaleyn ve Medarik’ten aldığı
bildirilmektedir. İbni Abbas hazretlerinin, (Hazret-i İsa’nın nüzulü
(yere inmesi), kıyamet alametlerindendir) ifadesine de yer verilmiştir.
Buhari ve Müslim’deki Hazret-i İsa’nın ineceğini bildiren hadis-i şerif
de ilave edilmiştir. (Kur’an-ı hâkim ve meal-i kerim c.3, s.900)
İmam-ı Kurtubi, El-camiu liahkamil Kur’an isimli eserinde diyor
ki: Zuhruf süresi 61. âyetinde O muhakkak kıyamet bilgisidir,
alametidir ondan şüphe etmeyin buyuruluyor. İbni Abbas,
Mücahid, Dahhak, Elsediy ve Katade yine buyurdu ki: Deccalın da
kıyamet alametlerinden olduğu gibi âyet-i kerime Hazret-i İsa’nın
çıkışının da kıyamet alametlerinden olduğunu bildirir. Çünkü Allahü
teâlâ onu kıyametin kopmasından önce gökten indirecektir. İbni
Abbas, Ebu Hüreyre, Katade, Malik bin Dinar ve Dahhak alamet
olarak bildirdiler. İbni Mesud dedi ki: Resulullah miraca çıkarken
Hazret-i İsa’yı gördü. Hazret-i İsa (Kıyamet alameti Deccalın
çıkmasıdır, ben inip onu öldüreceğim) dedi. Deccal çıktığı an Allahü
teâlâ İsa’yı gönderir onu koklayan kâfirin nefesi kesilip ölür ve
Deccalı öldürür. (Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, İ. Ahmed,
Taberani, Suyuti, İ. Münavi, Nevevi, Kenzil ummal, Mecmul
zevaid)
Yahudi dönmesinin sualleri
Polonyalı Yahudi dönmesi M.Esed’in, internetteki şu suallerine
bir cevap verir misiniz?
Sual: 1- İsa'nın tekrar dünyaya gelmesi, Kur’an ile çelişmiyor
mu? Son peygamber olan Muhammed'den sonra İsa gelemez. Eğer
gelirse son peygamber İsa olmaz mı? Eğer İsa peygamber olarak
gelmeyecek denirse, o zaman da İsa’nın peygamberliği inkâr edilmiş
olmaz mı?
CEVAP
Bir Müslüman, İsa veya Muhammed diye konuşmaz.
Aleyhisselam der veya en azından hazret kelimesini kullanır. Bu
ifadeler dönmemiş olduğunu, yani Yahudiliğe devam ettiğini
göstermez mi? Hazret-i İsa son peygamber olarak değil, son
peygamber Muhammed aleyhisselamın dinine hizmet etmek üzere
peygamber olarak gelecektir. Bir peygamber, başka peygamberin
dinini yayabilir. Mesela Harun aleyhisselam, Musa aleyhisselamın
dinini, Yahya aleyhisselam Hazret-i İsa’nın dinini yaymak üzere
peygamber olarak gönderilmiştir.
Sual: 2- İsa gelince Kur’anı inkâr etmeyeceğine göre, kendisinin
peygamber olduğunu bildiren âyetlere de inanacaktır. Bu durumda
Muhammed'in son peygamber oluşunu inkâr etmiş olmaz mı?
CEVAP
Hâşâ Hazret-i İsa, kendisinin peygamber olduğunu niye inkâr
edecek ki? (Ben Allah’ın peygamberi İsa’yım, son peygamber
Muhammed aleyhisselamın dinine hizmet etmek üzere Allahü teâlâ
beni göndermiştir) diyecektir.
Sual: 3- Hadis kitaplarınızın iddia ettiği gibi İsa dünyaya tekrar
gelse, kendisinin peygamber olduğuna dair Kur'an âyetlerine
inanacak mı?
CEVAP
Hadis kitaplarınız diyorsunuz, hadis kitapları sizin değil mi?
Allah’ı kabul eden Resulünün sözlerini kabul etmez mi? Senin
gerçekten dönme olmadığın anlaşılmaktadır. Hâşâ Hazret-i İsa,
Kur’an âyetlerine niye inanmasın ki? Onları yaymak için gelecektir.
Sual: 4- İsa peygamber dünyaya tekrar gelse, Muhammed, son
peygamber unvanını koruyabilir mi?
CEVAP
Daha da kuvvetlenir. Son peygamber Muhammed
aleyhisselamın dinini yaymak üzere geldim demesi, İslamiyet’e
hizmet etmesi, kendisine, annesine ve yüce Allah’a yapılan iftiralara
bizzat cevap vermesi, Kur’an-ı kerimin doğruluğunun teyit
edilmesine sebep olur.
Sual: 5- İsa geldiğinde bazı haramları helal edeceğine dair
hadislere ne diyorsunuz?
CEVAP
Öyle bir hadis yoktur. İslamiyet’le hükmedecektir. Dinimizdeki
dört delilden ikincisi olan hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Allah’a yemin ederim ki, Meryem’in oğlu İsa, âdil bir hakem
olarak aranıza inecek, haçı kıracak [Hıristiyanlığı kaldıracak],
domuzu öldürecek [domuz etini yasaklayacak], İslam’dan başka
şeyi yasak edecektir.) [Buhari]
(İsa inince İslamiyet ile hükmedecektir. O zaman Allahü
teâlâ, Müslümanlardan başka herkesi helak edecektir.) [Ebu
Davud]
Hazret-i İsa İslamiyet’i yayacak
Sual: (Hazret-i İsa faaliyetine başladı. Yakında ortaya çıkınca,
Hıristiyanları ve Müslümanları dinsizliğe karşı birleştirecek. Böylece
bütün dünyaya huzur ve barış gelecek. O zaman Yahudi ve
Hıristiyanlar, kendi dinlerinde kalmakla beraber, Peygamberimize de
inanacaklar. Kendilerine Musevi Müslüman, İsevi Müslüman
denecek. Mehdi’yi de, İsa’yı da herkes tanımayacak) diyenler var.
Hıristiyanlarla Müslümanları nasıl birleştirecek? Müslümanları
Hıristiyan mı yapacak?
CEVAP
Kesinlikle öyle bir şey yok. Bu tamamen dinimize aykırıdır. Bir
âyet-i kerime meali şöyledir:
(Elbette, ehl-i kitap [Yahudi veya Hıristiyan] olsun, müşrik
olsun, bütün kâfirler Cehennem ateşindedir. Orada ebedî
kalırlar. Onlar insanların en kötüsü, en şerlileridir.) [Beyyine 6;
Kurtubi tefsiri]
Görüldüğü gibi, ehl-i kitabın yani Yahudi ve Hıristiyanların da
kâfir oldukları, burada açıkça bildiriliyor. (İnsanların en kötüsü) ve
(Cehenneme gidecek) denen kimselerle işbirliği yapılır mı hiç?
Allahü teâlâ, kâfirlerin birbirinin dostu olduğunu, onları dost
edinmemek gerektiğini açıkça bildiriyor. Bir âyet-i kerime meali:
(Ey iman edenler, Yahudileri de, Hıristiyanları da dost
edinmeyin! Onlar, [İslam’a olan düşmanlıklarında] birbirinin
dostudur. Onları dost edinen de onlardan [kâfir] olur. Allahü
teâlâ, [kâfirleri dost edinip, kendine] zulmedenlere hidayet etmez.)
[Maide 51]
İslamiyet gelince, Hıristiyanlık ve önceki bütün dinler nesh
edilmiş, yürürlükten kaldırılmıştır. Hakiki Hıristiyanlık da olsa, hakiki
İncil ve Tevrat da bulunsa, bunlar artık geçerli değildir. Hakikisi
geçerli olacak olsaydı, Allahü teâlâ İslamiyet’i göndermez, (Hakiki
İsevilik şudur, İsevi dinine devam edin) derdi. Böyle demeyip, (Hak
din, yalnız İslamiyet’tir) buyurdu. (İslamiyet’ten başka din, kabul
etmem) buyurdu. İslamiyet’in hükmünüyse, kıyamete kadar geçerli
kıldı.
Hıristiyanlar, tahrif edilmeyen İncil’i bulsalar, aynen İsa
aleyhisselamın bildirdiği gibi ibadet etseler de, Muhammed
aleyhisselamı hak peygamber ve Müslümanlığı hak din olarak kabul
edip Müslüman olmadıkları müddetçe, küfür üzere olurlar. Çünkü
imanın altı şartından biri, bütün peygamberlere inanmaktır. Birini
kabul etmeyen kâfir olur. Ehl-i kitab kâfirdir. Hoş gören çıksa da,
kâfirlik asla hoş görülmez.
İsa aleyhisselam gelince, zemzemle şarabı, Hıristiyanlarla
Müslümanları birleştirmeyecek, aksine Hıristiyanlığı ortadan
kaldıracak, İslamiyet’in bir ferdi olarak Müslümanlığı yayacaktır.
Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(İsa, benim dinim üzerine gelir.) [İ. Ahmed]
(İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak
[Hıristiyanlığı kaldıracak], domuzu öldürecek [domuz etini
yasaklayacak], İslam’dan başka şeyi yasaklayacaktır.) [Buhari,
Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Ebi Şeybe]
(Ruhum yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki,
Meryem’in oğlu İsa, âdil bir hakem olarak aranıza inecek, haçı
kıracak [Hıristiyanlığı kaldıracak], domuzu öldürecek [domuz eti
yemeyi yasaklayacak], İslam’dan başka bir dini kabul
etmeyecektir.) [Buhari]
(Vallahi Meryem’in oğlu âdil bir hakem olarak inecek, haçı
parçalayacak, domuzu öldürecek, kin, nefret ve haset ortadan
kalkacaktır.) [Müslim]
Hakiki İncil’de Muhammed aleyhisselamın üstünlüklerini gören
Hazret-i İsa, onun ümmetinden olmak için çok yalvardı, dua etti ve
duası kabul edildi. Allahü teâlâ, Onu diri olarak, göğe yükseltti.
Kıyamete yakın, Muhammed aleyhisselamın ümmeti olmak için
yeryüzüne inecek, onun dinine uyacak ve onu yayacak, Hıristiyanlık
ve Yahudilik gibi bozuk dinleri kaldıracaktır. (H. L. O. İman)
Kitab-ül-vefa fi-fedail-il-Mustafa kitabında şöyle yazıyor: Bir
gün Ka’bül-Ahbar, bir Yahudi âliminin ağladığını gördü. (Niçin
ağlıyorsun?) diye sordu. Yahudi âlim söylemedi. Ka’b, (İstersen seni
ağlatan şeyleri sana söyleyeyim) dedi. Yahudi âliminin, (Söyle)
demesi üzerine, şöyle dedi: (Musa aleyhisselam Tevrat’tan
okuyarak: “Yâ Rabbi! Ben bir ümmet gördüm ki, onlar ümmetlerin
hayırlısıdır. İman etmeleri için insanlara emr-i maruf ve nehy-i
münker yaparlar. İlk ve son kitaba inanırlar. Deccal ile savaşırlar.
Bunları bana ümmet eyle” dedi. Allahü teâlâ, “Yâ Musa, Onlar
Ahmed’in ümmetidir” buyurdu.) Bunları dinleyen Yahudi âlimi,
(Doğru söyledin yâ Ka’b) diyerek, onu tasdik etti. Ka’b dedi ki: (Musa
aleyhisselam, “Yâ Rabbi, o ümmet, çok hamd eder. Bir iş yapmak
isteyince inşallah derler. Onları bana ümmet eyle” dedi. Allahü teâlâ,
“Yâ Musa, Onlar Ahmed’in ümmetidir” buyurdu.) Yahudi âlimi,
(Doğru söyledin ya Ka’b) dedi. Yine Ka’b şöyle devam etti: (Musa
aleyhisselam Tevrat’a bakıp, “Yâ Rabbi, ben bir ümmet görüyorum
ki, onlar yükseğe çıksa tekbir getirirler, alçak yere inseler hamd
ederler. Onlar için yeryüzünün toprağı temiz kılındı. O toprakla
necasetten ve hadesten, cünüplükten, suyla temizlendikleri gibi
temizlenirler. Yeryüzü onların mescitleridir. Yani, nerede dilerlerse,
orada ibadet ederler. Onları bana ümmet eyle” dedi. Allahü teâlâ,
“Yâ Musa, Onlar Ahmed’in ümmetidir” buyurdu.) Yahudi âlimi,
(Doğru söylüyorsun ey Ka’b) dedi. Yine şöyle anlattı: (Musa
aleyhisselam, Tevrat’ta görerek, “Yâ Rabbi, bir ümmet ki, onların
Mushafları kalblerindedir. Namaz kılarken melekler gibi saf tutarlar.
Mescitlerinde bal arısı gibi sesleri işitilir. Onlardan pek azı
Cehenneme gider. Onları bana ümmet eyle” diye arz edince, Allahü
teâlâ, “Yâ Musa, Onlar Ahmed’in ümmetidir” buyurdu.) Yahudi
âlimi, (Doğru söyledin yâ Ka’b) dedi. Musa aleyhisselam,
Muhammed aleyhisselamın ümmetine verilen hayırları görünce,
Onun ümmetinden olmak istedi. Allahü teâlâ onu teselli etti.
(Şevahid-ün-nübüvve)
Dünyaya gelmiş olan 124 binden fazla Peygamberin en
büyükleri, Muhammed aleyhisselama tâbi olmayı istemiştir. Musa
aleyhisselam, Onun zamanında bulunsaydı, O büyüklüğü ile
beraber, Ona tâbi olmayı istedi. İsa aleyhisselamın gökten inip,
Onun dini yolunda yürüyecektir. Onun ümmeti olan Müslümanlar,
Ona tâbi oldukları için, bütün insanların hayırlısı ve en iyileri oldu.
Cennete gireceklerin çoğu bunlar oldu ve Cennete herkesten önce
gireceklerdir. (S. Ebediyye)
İslamiyet gelince, önceki bütün dinleri nesh etmiş, yürürlükten
kaldırmıştır. İki dinli insan olmaz. Bir insan ya Müslüman’dır veya
Musevi’dir yahut İsevi’dir. Musevi Müslüman, İsevi Müslüman olmaz.
Müslüman olmak için, bozuk, bâtıl dinlerden, yani küfürden
kaçınmak da şarttır.
Hazret-i Mehdi’yi ve Hazret-i İsa’yı herkes tanımaz demek de
doğru değildir. O zamanki Müslümanlar, her ikisini de tanıyacaktır.
Üç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Mehdi’nin başı hizasında bir bulut olacak, buluttan bir
melek, “Bu Mehdi’dir, sözünü dinleyin” diyecektir.) [Ebu Nuaym]
(İsa, Mehdi’nin arkasında namaz kılacaktır.) [İbni Hacer-i
Mekki]
(İsa, benim yanıma gömülecektir.) [Tirmizi]
Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:
(Elbette o [Hazret-i İsa’nın Kıyamete yakın gökten inmesi],
Kıyametin yaklaştığını gösteren bilgidir. Sakın bunda şüphe
etmeyin!) [Zuhruf 61; Beydavi tefsiri]
Görüldüğü gibi, Hazret-i İsa’nın gelmesi kıyametin yaklaştığını
gösterir, bunda şüphe etmeyin deniyor. Demek ki, herkes onun
geldiğinden haberdar olacaktır. Bu kadar vesikalar varken,
alametleri açıkça bildirilmişken, (Hazret-i Mehdi ve Hazret-i İsa
geldi, onları çok az kimse tanıyacak ve Hıristiyanlarla işbirliği
yapacaklar) demek, dinimize aykırıdır.
Hazret-i İsa niçin gelecek?
Sual: İsa, kıyamete yakın tekrar gelecek demek,
(Peygamberimiz görevini yapamadı, İsa tamamlayacaktır)
anlamına gelmez mi?
CEVAP
Böyle bir iddia çok çirkindir. Her peygamber görevini yapmıştır.
Musa aleyhisselam, dinini yayarken, kardeşi Harun aleyhisselamın
yardımcı olmasını istemişti. Allahü teâlâ da, ona yardımcı olarak,
kardeşi Harun aleyhisselamı peygamber olarak göndermişti.
Eshab-ı kiram, dinimizin yayılmasına hizmet ettiği gibi, kıyamete
kadar gelecek bütün âlimler de, dinimize hizmet etmeye devam
edecektir. Bu hizmet, dinimizin emridir. Hâşâ bu, Peygamber
efendimizin, görevini yapamadığını göstermez. Her Müslümanın
elinden geldiği kadar bunun için çalışması, birinci vazifesidir. Bu
hizmete Hazret-i Mehdi ve Eshab-ı Kehf de katılacaktır. İsa
aleyhisselam da, Allahü teâlâdan Peygamber efendimize ümmet
olmayı istemiş ve isteği kabul edilmiştir. Kıyamete yakın,
peygamberlik vazifesi ile değil, bu ümmetin bir ferdi olarak gelecek
ve İslamiyet’in yayılması için çalışacak, Hıristiyanlık dahil, diğer
bütün bâtıl dinleri kaldıracaktır. Bir âyet-i kerime meali:
(Elbette o [İsa aleyhisselamın Kıyamete yakın gökten inmesi],
Kıyametin yaklaştığını gösteren bilgidir. Sakın bunda şüphe
etmeyin! Bana tâbi olun; tek doğru yol budur.) [Zuhruf 61,
Beydavi]
Resulullah efendimiz, bu âyet-i kerimeyi açıklayarak buyuruyor
ki:
(Allah’a yemin ederim ki, Meryem’in oğlu İsa, âdil bir hakem
olarak gökten inecek, haçı kıracak, [Hıristiyanlığı kaldıracak]
domuzu öldürecek, [domuz etini yasaklayacak] İslam’dan başka
şeyi yasaklayacaktır.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İ. Ebi
Şeybe]
(İsa, inince evlenecek, bir oğlu olacak, kırk yıl kadar
yaşayıp ölecek ve benim yanıma defnedilecektir.) [Tirmizi,
Mevahib]
İsa aleyhisselam, (Deccal’ın çıkması Kıyamet alametidir. Ben
gökten inip onu öldüreceğim) dedi. (Müslim, İ. Mace, Ebu Davud,
İ. Ahmed, Taberani, İ. Süyuti, İ. Münavi, İ. Nevevi, Kenzil ummal,
Mecmul zevaid)
Bu hadis-i şeriflerin hiç birini, hiç bir Müslüman, inkâr etmez.
İslâm âlimleri Nebiler gibidir
Sual: Peygamber efendimizden sonra, bir peygamber
gelmeyeceğine göre, Hazret-i İsa’nın peygamber olarak gelmesi
Kur’ana aykırı değil mi? Eskiden her bin senede yeni bir din ile bir
resul gönderiliyormuş. Şimdi aradan bin sene geçse de,
Peygamberimizden sonra peygamber gönderilmemesinin hikmeti ne
olabilir?
CEVAP
Hazret-i İsa, yeni bir peygamber olarak gelmeyecek, İslamiyet’i
kuvvetlendirmek için gelecek. Hazret-i Mehdi de aynı görevle
gelecek. Eskiden nebiler geliyor, Resullerin getirdiği dini
kuvvetlendiriyordu. Muhammed aleyhisselamdan sonra gelen
âlimler bu işi yapıyorlar. Onun için Peygamber efendimiz,
(Ümmetimin âlimleri beni İsrail peygamberleri gibidir) buyurdu.
(İmâm-ı Yâfiî, İmam-ı Rabbani, Abdülgani Nablusi, Neşr-ül-mehasin)
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
İsa aleyhisselam gökten inerek, ahir zaman Peygamberinin
dinine uyunca, Onun hakîkati, kendi makamından yükselerek, Ona
uyduğu için, hakîkat-i Muhammedînin makamına gelir. Onun dinini
kuvvetlendirir. Bunun için, eski dinlerde, ülülazm Peygamberden
sonra bin yıl içinde, yeni bir peygamber gönderilirdi. Bunlarla, o
peygamberin dini kuvvetlendirilirdi. Onun dininin zamanı bitince,
başka bir ülülazm Resul ile yeni bir din gönderilirdi. Muhammed
aleyhisselam, Peygamberlerin sonuncusu olduğu için ve Onun dini
hiç değiştirilemeyeceği için, Onun ümmetinin âlimleri, nebiler gibi
oldu. İslamiyet’i kuvvetlendirmek işi bunlara yaptırıldı. Resulullahın
vefatından bin yıl geçtikten sonra, gelecek âlimlerin sayısı az ise de,
İslamiyet’i tam kuvvetlendirmeleri için, çok yüksek derecede
olacaklardır. Bunlardan başka, ülülazm bir Peygambere de [Hazret-i
İsa’ya da], Onun dinini kuvvetlendirme işi verildi. (1/209)
Hazret-i Mehdi gelecektir
Sual: Mehdi hurafedir diyenler oluyor. Nasıl cevap verilebilir?
CEVAP
İbni Hacer-i Mekki, (Alamat-i Mehdi), imam-ı Süyuti, (Elbürhan)
ve imam-ı Şarani (Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi) kitabında
iki yüze yakın, Hazret-i Mehdi’nin alameti bildirilmektedir. Hazret-i
Mehdi için hurafe demek, ilme ihanettir, kıyamet alametidir. Bu
konudaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:
(Mehdi’nin başı hizasında bir bulut olacak, buluttan bir
melek, “Bu Mehdidir, sözünü dinleyin” diyecektir.) [Ebu Nuaym]
(Ehl-i beytimden bir zat yeryüzüne hâkim olmadıkça
kıyamet kopmaz. Onun alnı açıktır, kemer burunludur. Yeryüzü
zulümle dolu iken, o, dünyayı adaletle doldurur. İdaresi yedi yıl
sürer.) [Müslim]
(Eshab-ı Kehf, Mehdi’nin yardımcıları olacak ve İsa bunun
zamanında gökten inecek ve Deccal ile harb ederken, Mehdi,
onunla beraber olacaktır.) [İ.Süyuti]
(Yeryüzüne dört kişi malik oldu. İkisi mümin Zülkarneyn ile
Süleyman idi. İkisi kâfir, Nemrud ile Buhtunnasar idi. Beşinci
olarak, benim evladımdan biri yeryüzüne malik olacaktır.)
[İ.Süyuti]
(Horasan tarafından gelen siyah sancaklılara katılın.
Onların içinde Allah'ın halifesi Mehdi vardır.) [Hakim, İ.Ahmed,
Deylemi]
(Nasıl helak olur bir ümmet ki, başında ben, sonunda
Meryem oğlu İsa ve ortasında da ehl-i beytimden Mehdi vardır.)
[Hâkim, İ.Asakir]
(Şarktan çıkan bir grup, Mehdi’ye yardım ederler.) [İbni
Mace, Taberani]
(Mehdi çıkınca, Allahü teâlâ ona rahmetini indirir.) [İ.Ahmed,
Hakim]
(Mehdi bendendir, yeryüzünü hak ve adaletle doldurur.)
[Ebu Davud]
(Dünyayı küfür kaplamadıkça Mehdi gelmez.) [Mekt.Rabbani
2/68]
(Mehdi gelince, bir bereket olacak, ümmetim rahat
edecektir.) [İbni Ebi Şeybe]
(Mehdi ehl-i beyttendir. Allahü teâlâ onu bir gecede
olgunlaştırır.) [İbni Mace, İ.Ahmed]
(Deccal’ın veya Mehdi’nin geleceğine inanmayan kâfir olur.)
[Favaid-il Ehbar - Şerh’is-Siyer]
(Mehdi, Kureyşten ve ehl-i beytimdendir.) [İ.Ahmed, Baverdi]
(Mehdi benim soyumdandır.) [İbni Mace]
(Mehdi evladı Fatıma’dandır.) [Ebu Davud, Hakim]
(Mehdi, amcam Abbas’ın soyundandır.) [İ.Asakir, Dare Kutni]
(Ya Abbas, senin soyundan bir genç dünyayı adaletle
doldurur, İsa ile namaz kılar.) [Hatib, İbni Asakir, Dare Kutni]
[Burada tenakuz [çelişki] yoktur. Abdülkadir-i Geylani hazretleri
anne tarafından seyyid, baba tarafından şerif idi. Hazret-i Mehdi de,
Hazret-i Fatıma’nın soyundan bir genç, Hazret-i Abbas’ın soyundan
biri ile evlenince, her iki soydan da gelmiş olur.]
Hazret-i Ali, oğlu Hasanı gösterip, "Bu oğlumun neslinden biri
çıkacak, dünyayı adaletle dolduracaktır" buyurdu. (Ebu Davud)
Kütüb-i sitteden Buhari, Müslim, Ebu Davud, İbni Mace,
Tirmizi ve diğer hadis âlimlerinin bildirdikleri bu hadis-i şerifleri ve
Ehl-i sünnet âlimlerinin açıklamalarını akıl ve iman sahibi hiç kimse
inkâr edemez. Tevil etmek de dinimize aykırıdır. Herkes dinin
hükümlerini tevil etmeye kalkarsa ortada din diye bir şey kalmaz.
İmam-ı a’zam hazretleri buyuruyor ki:
(Yecüc ve Mecüc'ün ortaya çıkması, güneşin batıdan
doğması, Hazret-i İsa'nın gökten inmesi, Deccal’ın ve diğer
kıyamet alametlerinin hepsi aynen hadis-i şerifte bildirildiği
gibi, [tevilsiz olarak] zamanı gelince gerçekleşeceğine inanırız.)
[Fıkhı ekber]
Hazret-i Mehdi gelince
Sual: Tam İlmihal’deki, (Hazret-i Mehdi, ahir zamanda dünyaya
gelecektir. İsa aleyhisselamla buluşacak, mezhepleri kaldıracak,
yalnız onun mezhebi kalacaktır) ifadesinden kasıt nedir?
CEVAP
Hazret-i Mehdi geldiğinde, hak mezheplerin hükmü unutulmuş
olacak, bid'at mezhepleri ortalığı kaplayacak, ortada hak bir mezhep
kalmayacaktır. Yani mezheplerin doğru bilgileri kalmayacak, sadece
isimleri kalıp, din düşmanları veya sapıklar tarafından bu isimler
suistimal edilecektir.
Hazret-i Mehdi, ictihad edecek, ictihadı Hanefi mezhebine
uygun olacaktır. Zaten İsa aleyhisselamın Hıristiyanlığı yasak ettiği
gibi, Hazret-i Mehdi de diğer bozuk fırkaları, bozuk mezhepleri
yasak edecektir. Bozuk mezhepleri kaldıracağı için mezhepleri
kaldıracak ifadesi kullanılmıştır.
Hazret-i Mehdi’nin üstünlüğü
Sual: Hazret-i Mehdi, dört halifeden daha üstün müdür?
CEVAP
Kesinlikle değildir. Bu hususta İmam-ı Rabbani hazretleri
buyuruyor ki:
Resulullahın vefatından bin sene geçtikten sonra, ümmetinden
gönderilen âlimlerin sayısı azsa da, İslamiyet’i tam
kuvvetlendirmeleri için, çok yüksek olacaklardır. Resulullah
efendimiz, hazret-i Mehdi’nin geleceğini haber vermiştir. Bin sene
sonra gelecektir. İsa aleyhisselam da, bin sene sonra, gökten
inecektir. Bin sene sonra gelen Evliyanın yükseklikleri, Eshab-ı
kiramın yüksekliklerine benzemektedir. Her ne kadar,
Peygamberlerden sonra, en üstün insanlar Eshab-ı kiram ise de,
sonra gelenler, bunlara çok benzedikleri için, hangilerinin daha
üstün oldukları anlaşılamaz gibi olmuştur. Belki de bunun içindir ki,
Resulullah efendimiz, (Öncekiler mi daha üstündür, yoksa
sonrakiler mi? Bilinemez) buyurdu. Yoksa (Öncekiler mi daha
üstündür, yoksa sonrakiler mi, bilmem) buyurmadı, çünkü
hangilerinin daha üstün olduğunu elbette biliyordu. Bunun için, (En
üstün olanlar, benim zamanımda bulunan Müslümanlardır)
buyurmuştu, fakat çok benzedikleri için, şüphe hâsıl olduğundan
(Bilinemez) buyurdu.
Resulullah, Eshab-ı kiramın zamanından sonra, Tabiinin
zamanının yüksek olduğunu bildirdi. Bundan sonra da Tebe-i
tabiinin zamanının üstün olduğunu bildirdi. Bunların da, bin sene
sonra gelenlerden daha üstün oldukları anlaşıldı. Sonra gelenlerin,
Eshab-ı kirama çok benzemesi nasıl olur denilirse, şöyle cevap
veririz ki, o iki asrın, bu son gelenlerden daha üstün olması, belki
onlarda Evliya sayısının çok ve bid’at sahiplerinin az olduğu için
olabilir. Bunun için, sonra gelenler arasında birkaç Evliyanın, o iki
asırda bulunan Evliyadan daha yüksek olduğunu söylemek, yanlış
olmaz. Mesela, hazret-i Mehdi böyledir, fakat Eshab-ı kiramın
zamanı, her bakımdan, daha yüksektir. Bunun üzerinde konuşmak
bile lüzumsuzdur. Önce gelenler, onlardır. Naim Cennetinde yakîn
olanlar onlardır. Başkalarının dağ kadar altın sadaka vermesi,
onların bir avuç arpa vermesinin sevabına kavuşturamaz. Allahü
teâlâ, dilediğini rahmetine kavuşturur. (1/209)
Deccal da gelecektir
Sual: Mehdi gelince, Deccal’ın da gelmesi gerekiyor. Bunun
için, Mehdi geldi diyenler, Deccal’a da bir kılıf bulmuşlar. (Deccal,
hadiste bildirildiği gibi insan değil, ateizmdir. Ateizmin bilimsel bir
dayanağı kalmadığına yani öldüğüne göre, Deccal da ölmüştür)
diyorlar. Deccal’ı Hazret-i İsa öldürmeyecek miydi? Deccal’ın birçok
vasıfları vardır. Deccal bir insan olacağına göre, ateizme nasıl
deccal denir?
CEVAP
Deccal’ın geldiği de, öldüğü de doğru değildir. Mehdi geldi
denince, Hazret-i İsa ile Deccal’ı da getirmek gerektiği için, akıl
almaz teviller yapılıyor. Kimisi, Hazret-i İsa’nın kendisi gelmeyecek,
manevi bir şahsiyet, bir akım olarak gelecek diyor; kimi de, gelecek,
ama herkes tanımayacak diyor. Deccal için de, Mao, Lenin gibi
diktatörleri gösteren olduğu gibi, o bir sistemdir diyenler oluyor.
Deccal Amerika’dır diyenler de oldu. Hâlbuki Deccal’ın da, Hazret-i
İsa ve Hazret-i Mehdi’nin de birer insan olarak geleceğini ve o
zamanki Müslümanların bunları tanıyacağını Peygamber efendimiz,
açıklamaya ihtiyaç bırakmadan, açıkça bildirmiştir. Bu konudaki
birkaç hadis-i şerif meali:
(Deccal, doğu taraftan çıkar.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi,
İ.Mace, İ.Ahmed, İ. Ebi Şeybe, Hakim]
(Deccal, Mekke ve Medine’ye giremez.) [Buhari, Müslim,
Tirmizi, İ.Ahmed]
(Deccal’ın bir gözü kördür.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Ebu
Nuaym]
(Deccal’ın boyu kısa, saçları kıvırcıktır.) [Ebu Davud] (Bunu
da, ateistlerin saçları kıvırcıktır diye mi tevil edilecek? Deccal ateizm
diye tevil edilirse, yani Deccal insan olmayıp ateizm olduğuna göre,
ateizmin saçları kıvırcık olur mu?)
(Deccal’ın çocuğu olmaz.) [İ.Ahmed]
(Deccal çıkınca, tanrıyım der. Onun tanrılığına inanan kâfir
olur.) [İ.E.Şeybe]
(Deccal, bir kimseyi öldürüp diriltecektir.) [Buhari, Müslim]
(Miracda Deccal’ı da gördüm.) [Buhari, Müslim, İ.Ahmed]
(İsa inince, Deccal’ı öldürecektir.) [Müslim, Ebu Davud]
(İsa, Deccal’ı öldürdükten sonra iki kişi arasında düşmanlık
kalmaz.) [Müslim] (Deccal öldüyse, niye hâlâ düşmanlıklar, savaşlar
var?)
(Deccal’ın zamanında bulunan müminlerin gıdası,
meleklerin gıdası gibi, tesbih olur. Allahü teâlâ, o zaman, tesbih
edenlerin açlığını giderir.) [Hâkim] (Deccal çıktığına göre,
Müslümanların acıkması nasıl yorumlanmalı?)
Peygamber efendimiz, (Deccal’ın son günleri o kadar kısa
olur ki, sizden biriniz Medine kapısından çıkıp, tepesine
varıncaya kadar, akşam olacaktır) buyurunca, (Ya Resulallah, o
kısa günlerde nasıl namaz kılacağız) dediler. Cevaben buyurdu ki:
(O uzun günlerde takdir ettiğiniz gibi takdir edeceksiniz.)
[İbni Mace] (Deccal öldü dendiğine göre, bu kısa günler ne zaman
gelip geçti?)
(Kıyamet alametlerinin ilki, güneşin battığı yerden doğması
ve kuşluk vaktinde insanlara Dabbe-tül-arzın çıkmasıdır.
Bunlardan hangisi önce çıkarsa, diğeri de onun hemen
peşindedir.) [Müslim, Ebu Davud]
Bir âyet-i kerime meali:
(Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, önce iman
etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış kimseye, o
günkü imanı fayda vermez.) [Enam 158]
Bu âyet-i kerimeyi açıklayan Peygamber efendimiz buyuruyor
ki:
(Şu üç şey ortaya çıkınca, iman etmemiş veya imanından
hayır görmemiş olana, imanı fayda vermez: Güneşin batıdan
doğması, Deccal ve Dabbet-ül-arz.) [Müslim, Tirmizi, Beyheki]
Demek ki, Deccal ortaya çıkınca artık herkes iman edecek, ama
olağanüstü alametler görülmeye başladığı için, artık iman kabul
edilmeyecek. Deccal çıkıp öldürüldüyse, o zaman niye hâlâ insanlar
iman etsin diye uğraşılıyor ki? Yoksa bu konudaki âyet ve hadisler
inkâr mı ediliyor?
Deccal ile ilgili birkaç hadis-i şerif meali daha şöyledir:
(Medine, körüğün demirin pasını çıkardığı gibi Deccalı
çıkarır.) [Buhari, Müslim]
(Her Peygamber, ümmetini Deccal ile korkuttu.) [Buhari,
Müslim]
(Ümmetimden hak üzere devam edenler, Deccal’le de
savaşırlar.) [Ebu Davud]
(İsa, Deccal’le savaşırken, Mehdi, onunla beraber olacaktır.)
[İ. Süyuti]
(On alamet çıkmadan Kıyamet kopmaz. Biri Deccal’dır.)
[Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İ.Mace]
(Âdem aleyhisselamdan, Kıyamete kadar, Deccal’dan
büyük fitne yoktur.) [Müslim]
Muhammed bin Hasan Askeri hazretleri buyurdu ki:
Deccal çıkmadan, onu gördüğünü söyleyen yalancıdır.
(Şevahid-ün-Nübüvve)
İbni Abbas hazretleri de, Hazret-i Ömer’in şöyle buyurduğunu
bildirmiştir:
(Recmi, Deccal’ı, güneşin batıdan doğuşunu, kabir azabını,
şefaati ve müminlerin günahları kadar yandıktan sonra,
Cehennemden çıkartılmasını yalanlayan kimseler çıkacaktır.)
[İbni Abdilberr, Kurtubi]
Deccal gelmeyecek ve güneş batıdan doğmayacak diyen yoksa
da, bunları tevil eden, (Deccal ateistliktir, güneşin batıdan doğması
da İslamiyet’in batıdan yayılmasıdır) diye tevil edenler vardır.
Hazret-i Ömer, bu sözüyle, böyle tevilcileri bildirmektedir.
Deccal gelince
Sual: Hadis kitaplarında bildirildiğine göre, Sahabe Deccal’ın ne
kadar kalacağını sorunca Resulullah, (Kırk gün kalır; fakat ilk
günü bir sene gibi, ikinci günü bir ay gibi, üçüncü günü bir
hafta gibi, diğer günleri de sizin günleriniz gibi olur) buyuruyor.
Bu akla uygun mudur? Hiç, bir gün, bir sene olur mu? Dünyanın
dönüşü bellidir. Elbette bunun tevil edilmesi gerekir. Mehdi ve
Deccal manevi şahsiyetlerdir, insan olarak gelmeyeceklerdir. Bunları
tevil etmeden yazmak yanlış değil mi?
CEVAP
Yanlış değildir. Bunlar tevili gerektirmez. Bu husus Eshab-ı
kirama söylenince, bunun tevili nedir dememişler, (Yâ Resulallah!
O zaman bu bir sene gibi olacak günde, bir günün namazı bize
kâfi gelecek mi?) diye sormuşlardır. Cevabında, (Hayır, günün
miktarını takdir edersiniz) buyurmuşlardır.
Demek ki, bir gün bir yıl gibi uzun olacaktır. Âlimlerimiz, kutuplar
gibi, altı ay gece, altı ay gündüz olan yerlerde veya daha kısa, daha
uzun olan yerlerde, böyle takdirle namaz kılınması ve oruç tutulması
gerektiğini bildirmişlerdir. Yani belli bir saat oruç tutulur, belli saat
aralığıyla namazlar kılınır. Bir gün bir yıl gibi uzun olmasaydı,
namazı böyle kılın buyurmazdı.
Kıyamet alametleri ve imtihan
Sual: Bazıları, (Bizler bu dünyaya imtihan edilmek için
gönderilmişiz. Bu imtihanı bozacak derecede açık deliller gelemez.
Mesela güneş batıdan doğmaz. İslamiyet’in batıdan yayılacağı diye
tevil gerekir. Dabbet-ül-arz ise hadislerde bildirildiği gibi insanların
alnına mühür vuran bir hayvan değil, AIDS hastalığının virüsü olarak
tevil gerekir. Mehdi’nin geldiğini herkes bilemez. Davul zurna ile
gelecek değil. İsa’nın ve Mehdi’nin gelmesi gibi kıyamet alametleri
ile ilgili bütün hadislerin senetleri sahih olsa da, Kur’anın ruhuna
aykırıdır. Bütün hadisleri Kur’anın ruhuna uydurarak tevil etmek
gerekir) diyorlar. Hem hadislerin senetleri sahih olsa da itibar
edilmez derken, bir yandan da onları tevil etmek gerekir deniyor. Bu
bir çelişki değil mi?
CEVAP
(Senedi sahih olsa da itibar edilmez) demek, bu sözü Allah
Resulü söylemiştir ama yanlış söylemiştir demektir. Senedi sahih
olan meşhur hadis-i şeriflere inanmamak küfre kadar götürür.
İkincisi, hadis âlimleri, hadislerin hâşâ Kur’ana aykırı olduğunu,
imtihan için gönderildiğimizi bilememişler de, şimdiki türediler mi
biliyor? Dini yıkmak için, âyetleri ve hadisleri yalan yanlış tevil
etmeye çalışıyorlar.
Hadis-i şeriflerle bildirilen kıyamet alametleri niye imtihanı
bozsun ki? Bir harikulade olay olunca veya bir keramet görülünce
yahut mucizeler meydana çıkınca imtihan bozulur mu? Din
kitaplarında bildiriliyor ki, Peygamber efendimizin bin kadar mucizesi
görülmüştür. Buna rağmen Ebu Cehiller, Ebu Lehebler ve birçok
müşrik iman etmemiştir. Demek ki mucize ve keramet gibi olaylar
imtihanı bozmuyor. Üstelik bunlar olunca iman edin denmiyor ki,
aksine imtihan müddetinin bittiğini, bundan sonra imanın kabul
edilmeyeceği bildiriliyor.
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, önce iman
etmemiş veya imanında hayır kazanmamış olana, [o günkü]
imanı fayda vermez.) [Enam 158]
Âyet-i kerimede bildirilen alametlerden üçünü Peygamber
efendimiz şöyle açıklıyor:
(Güneş batıdan doğmadıkça, Kıyamet kopmaz. O zaman
herkes iman ederse de imanı fayda vermez.) [Buhari, Müslim]
(Şu üç şey ortaya çıkınca, iman etmemiş veya imanından
hayır kazanmamış olana, imanı fayda vermez: Güneşin batıdan
doğması, Deccal ve Dabbet-ül-arz.) [Tirmizi]
Kıyamet alametlerinden güneşin batıdan doğmasını, Avrupa’nın
Müslüman olması diye tevil etmeli diyorlar. Avrupa Müslüman
olunca, iman fayda vermez mi?
Güneşin batıdan doğması aklen de, ilmen de mümkündür.
Tevile ihtiyaç yoktur. Allahü teâlâ, dünyayı şimdiki yörüngesinden
çıkarır. Başka yörüngeye girer. Dönüşü değişince, güneş batıdan
doğmuş olarak görülür.
Peygamber efendimiz, o hadis-i şerifi Arabistan’da söylemiştir.
Arabistan’a göre, Batı, Avrupa değildir, Afrika’dır. Afrika Müslüman
olacak dense, biraz daha az yanlış olur. Türkiye’ye göre Avrupa
Batı’dadır. Asya’ya göre de Türkiye Batı’dadır. Her ülkenin batısında
başka bir ülke vardır. Batı’nın Müslüman olması demek, bütün
dünyanın Müslüman olması demektir. Batıda olmayan tek ülke
yoktur. Çünkü dünya yuvarlaktır. Bu tevilin ne kadar mantıksız ve
saçma olduğu meydandadır.
Hadis-i şerifte, (Güneş Batı’dan doğunca tevbe kapısı
kapanır, iman edenin imanı fayda vermez) buyuruluyor. Şimdi,
saçma tevile göre, Afrika veya Avrupa, yahut bütün dünya
Müslüman olunca, tevbe kapısı niye kapansın ki? Tevbe kapısı
kapalı, iman edene imanı fayda vermiyor, bunlar nasıl Müslüman
olacak ki? Öyle ya ötekine tevil bulan buna da bir kulp takabilir.
Peygamber efendimizin hadisleri bulmaca bilmece gibi değildir.
Müteşabih olanlar hariç, hepsi anlatıldığı gibidir, (Ben elma dersem,
sen muz anla, ben koca karı dersem sen kız anla) cinsinden
değildir. Hâşâ Resulullah efendimiz, bilmece gibi mi söz söylüyor?
Bunun gibi, (Salat, duadır, namaz diye bir şey yok) diyenler
çıkmıştır. Tevil ederek dini yıkmaya çalışıyorlar.
AIDS hastalığına da, Kur'an-ı kerimde bildirilen hayvan
olduğunu söylemek yanlıştır.
(O söz başlarına geldiği zaman, [Kıyamet alametleri zuhur
edince], onlara yerden bir hayvan çıkarırız, bu hayvan, onlara,
insanların âyetlerimize kesin bir iman etmemiş olduklarını
söyler.) [Neml 82, Tefsir-i Kurtubi]
Dabbet-ül-arz hakkında birçok hadis-i şerif vardır. (Feraid-ül
fevaid), (Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi), (Megaribüz zaman) ve (El
kavlül muhtasar fi alamatil Mehdil muntazar) isimli kitaplardaki
hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:
(Dabbet-ül arzın deve ayağı gibi dört ayağı ve kuş gibi
kanatları vardır. Başı öküz başına, kulağı fil kulağına, kuyruğu
ise, koç kuyruğuna benzer.)
(Dabbet-ül arz, asa-i Musa ile mümine dokunur, alnına
“Cennetlik” yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, mührü Süleymanı
vurur, “Cehennemlik” yazılır, yüzü simsiyah olur.)
(İnsanlar, bu hayvandan kaçarlar. Kimi ondan korkarak
namaza durur. Hayvan bunun yanına gelir, “Ey kişi şimdi mi
namaz kılıyorsun” diyerek yüzünü damgalar. Böylece müminler
kâfirlerden ayırt edilerek tanınır.)
Hazret-i Mehdi davul zurna ile gelmeyecek; ama gökten bir
melek bunu haber verecek ve bütün dünya duyacaktır. İki hadis-i
şerif meali:
(Mehdi’nin başı hizasında bir bulut olacak, buluttan bir
melek, “Bu Mehdidir, sözünü dinleyin” diyecektir.) [Ebu Nuaym]
(Ehl-i beytimden bir zat yeryüzüne hâkim olmadıkça
kıyamet kopmaz. Onun alnı açıktır, kemer burunludur. Yeryüzü
zulümle dolu iken, o, dünyayı adaletle doldurur. İdaresi yedi yıl
sürer.) [Müslim] (Mehdiyim diyenler geldi de hangisi dünyayı
adaletle doldurdu?)
İmam-ı a’zam hazretleri buyuruyor ki:
Yecüc ve Mecüc'ün ortaya çıkması, güneşin batıdan doğması,
Hazret-i İsa'nın gökten inmesi, Deccal’ın ve diğer kıyamet
alametlerinin hepsi aynen hadis-i şerifte bildirildiği gibi, [tevilsiz
olarak] zamanı gelince gerçekleşeceğine inanırız. (Fıkhı ekber)
Kıyamet alametlerini tevil etmek, İmam-ı a’zamın sözüne
aykırıdır. Hiçbir İslam âlimi kıyamet alametlerini tevil etmemiştir.
Buna rağmen tevil etmeye çalışmak, biz bunlara inanmıyoruz, ama
bunu da açıkça diyemiyoruz, demenin başka şeklidir.
Kıyamet alametlerinin tevili
Sual: Bazı kimseler, hadislerle bildirilen, güneşin batıdan
doğmasını, Dabbe-tül-arz denilen hayvanın, çıkıp elindeki mühürle,
bu Müslüman, bu kâfir diye mühürlemesini, Hazret-i Mehdi’nin,
Hazret-i İsa’nın ve Deccal’ın gelmesini tevil ediyorlar. (Bu kadar
açık şeyler, harikulade haller, imtihana aykırıdır. O zaman
herkes Müslüman olur) diyorlar. Hiçbir İslam âlimi, kıyametin
büyük alametlerini böyle tevil etmediğine göre, bunların tevilleri
yersiz değil midir?
CEVAP
Elbette yersizdir. Mucize ve keramet, harikulade bir haldir.
Peygamber efendimizin bin kadar mucizesi görülmüştür; ama yine
de, Ebu Cehil gibiler inanmamıştır. İsa aleyhisselamın da, birçok
mucizesi olmuştur. Körleri iyi etmesi, ölüleri diriltmesi gibi mucizeleri
görüldüğü halde, 12 kişiden başka, iman eden olmamıştır. Bu 12 kişi
de, mucize gördükleri için değil, Peygamber olduğuna inandıkları
için, iman etmişlerdir.
Evliya-i kiramdan da, binlerce kerametler zuhur etmiştir. Bunları
gören gayrimüslimlerden, iman etmeyen çoktur. Demek ki, mucize
ve keramet gibi olaylar, imtihanı bozmuyor. Üstelik kıyamet
alametleri görülünce iman edin denmiyor ki, aksine imtihan
müddetinin bittiği, bundan sonra imanın kabul edilmeyeceği
bildiriliyor.
Zaten, kıyametin büyük alametleri görüldükten sonra iman
etseler de, imanları kabul edilmeyecektir. Yani bunları tevil etmek
çok yersizdir. İmtihan bittikten sonra, doğru cevapları açıklamak niye
imtihana aykırı olsun ki?
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, önce iman
etmemiş veya imanında hayır kazanmamış olana, [o günkü]
imanı fayda vermez.) [Enam 158]
Âyet-i kerimede bildirilen alametlerden üçünü, Peygamber
efendimiz şöyle açıklıyor:
(Güneş batıdan doğmadıkça, Kıyamet kopmaz. O zaman
herkes iman ederse de, imanı fayda vermez.) [Buhari, Müslim]
(Şu üç şey ortaya çıkınca, iman etmemiş veya imanından
hayır kazanmamış olana, imanı fayda vermez: Güneşin batıdan
doğması, Deccal ve Dabbet-ül-arz.) [Tirmizi]
Tevil edenlerin maksadı, güneşin batıdan doğması, Deccal’ın ve
Dabbe’nin çıkması değildir. Maksat, Hazret-i Mehdi’nin ve Hazret-i
İsa’nın gelmesini inkâr etmektir. Kendilerinin ileri sürdüğü kimselere
Mehdi demektir. Böyle tevil etmeyince, kendi adamlarının Mehdi
olduğuna başkalarını inandıramayacakları için, bu yola sapmışlardır.
Yanlış teviller
Sual: Kıyametin büyük alametlerinden olan güneşin batıdan
doğmasını, İslamiyet’in batıdan yayılacağı, Dabbet-ül-arzın ise,
Aids hastalığının virüsü olduğu şeklinde tevil caiz midir?
CEVAP
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, önce iman
etmemiş veya imanında hayır kazanmamış olana, [o günkü]
imanı fayda vermez.) [Enam 158]
Bir hadis-i şerifte, bazı alametlerden üçü şöyle açıklanmaktadır:
(Şu üç şey ortaya çıkınca, iman etmemiş veya imanından
hayır kazanmamış olana, imanı fayda vermez: Güneşin batıdan
doğması, Deccal ve Dabbet-ül-arz.) [Tirmizi]
Yine hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Şu alametler çıkmadan kıyamet kopmaz: Güneş batıdan
doğar, üç yer batar, İsa iner, Duman, Dabbet-ül-arz, Deccal,
Yecüc Mecüc ve Aden’den bir ateş çıkar.) [Müslim]
Konumuzla ilgili bir hadis-i şerifin meali şöyle:
(Güneş batıdan doğmadıkça, Kıyamet kopmaz. O zaman
herkes iman ederse de fayda vermez.) [Buhari, Müslim]
Avrupa Müslüman olunca, iman fayda vermez mi? Güneşin
batıdan doğması aklen de, ilmen de mümkündür. Tevile ihtiyaç
yoktur. Allahü teâlâ, dünyayı şimdiki yörüngesinden çıkarır. Başka
yörüngeye girer. Dönüşü değişince, güneş batıdan doğmuş olarak
görülür.
Aids hastalığına da, Kur'an-ı kerimde bildirilen hayvan
olduğunu söylemek yanlıştır. Dabbet-ül-arzın, aynı zamanda
konuşan bir hayvan olduğu âyet-i kerimede bildirilmektedir:
(O söz başlarına geldiği zaman, [Kıyamet alametleri zuhur
edince], onlara yerden bir hayvan çıkarırız, bu hayvan, onlara,
insanların âyetlerimize kesin bir iman etmemiş olduklarını
söyler.) [Neml 82, Tefsir-i Kurtubi]
Bu hayvanın konuşması aklen de caizdir; çünkü Allahü teâlâ
hayvana konuşma sıfatı vermeye kadirdir. (Sevab-ül kelam fi
akaid-il İslam)
Dabbet-ül-arz hakkında birçok hadis-i şerif vardır. (Feraid-ül
fevaid), (Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi), (Megaribüz zaman) ve (El
kavlül muhtasar fi alamatil Mehdil muntazar) isimli kitaplardaki
hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:
(Dabbet-ül arzın deve ayağı gibi dört ayağı ve kuş gibi
kanatları vardır. Başı öküz başına, kulağı fil kulağına, kuyruğu
ise, koç kuyruğuna benzer.)
(Dabbet-ül arz, asa-i Musa ile mümine dokunur, alnına
“Cennetlik” yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, mührü Süleymanı vurur,
“Cehennemlik” yazılır, yüzü simsiyah olur.)
(İnsanlar, bu hayvandan kaçarlar. Kimi ondan korkarak
namaza durur. Hayvan bunun yanına gelir, “Ey kişi şimdi mi
namaz kılıyorsun” diyerek yüzünü damgalar. Böylece müminler
kâfirlerden ayırt edilerek tanınır.)
Güneşin batıdan doğması
Sual: Hadis-i şerifte bildirilen kıyametin büyük alametlerinden
birisi de Güneşin Batı’dan doğmasıdır. O zaman tevbe kapısı da
kapanıyor. Bugün bilim adamlarına göre Güneş’in batıdan
doğabilmesi için dünyanın bir an için durması, sonra da ters yönde
dönmeye başlaması gerekiyor ve bu da fiziken imkânsız bir olay.
Buna göre Güneşin Batı’dan doğması, Batı'da bulunan Avrupa’nın
Müslüman olması demek değil midir?
CEVAP
Kesinlikle değildir. Allah için imkânsız diye bir şey olur mu?
Bunu yapacak olan Allahü teâlâdır. Allah yapamaz denir mi hiç?
Allahü teâlâ, dünyayı şimdiki yörüngesinden çıkarıp başka
yörüngeye sokamaz mı? Dönüşü değişince, Güneş batıdan doğmuş
olarak görülür.
Peygamber efendimiz, o hadis-i şerifi Arabistan’da söylemiştir.
Arabistan’a göre, Batı, Avrupa değildir, Afrika’dır. Afrika Müslüman
olacak dense, biraz daha az yanlış olur. Türkiye’ye göre Avrupa
Batı’dadır. Asya’ya göre de Türkiye Batı’dadır. Her ülkenin batısında
başka bir ülke vardır. Batı’nın Müslüman olması demek, bütün
dünyanın Müslüman olması demektir; çünkü batıda olmayan tek
ülke yoktur. Dünya yuvarlaktır. Bu tevilin ne kadar mantıksız olduğu
meydanda değil mi?
Hadis-i şerifte, (Güneş Batı’dan doğunca tevbe kapısı
kapanır, iman edenin imanı fayda vermez) buyuruluyor. Şimdi,
yukarıdaki saçma tevile göre, Afrika veya Avrupa yahut bütün dünya
Müslüman olunca, tevbe kapısı niye kapansın ki? Tevbe kapısı
kapalı, iman edene imanı fayda vermiyor, bunlar nasıl Müslüman
olacak? Öyle ya ötekine tevil bulan buna da bir kulp takar.
Peygamber efendimizin hadisleri bulmaca bilmece gibi değildir.
Müteşabih olanlar hariç, hepsi anlatıldığı gibidir, (Ben elma dersem,
sen muz anla) cinsinden değildir.
Dabbet-ül-arz
Sual: Kıyametin büyük alametlerinden olan Dabbet-ül-arz için
AIDS hastalığı diyenler de olmuştu. Şimdi de, “bilgisayar ve
internettir” diyenler çıktı. Yarın ışınlama çıksa, ona da mı Dabbet-ülarz
diyecekler? Bunlar yanlış değil mi?
CEVAP
Elbette yanlış, hem de çok büyük yanlıştır. Pek açık olan âyet
ve hadisleri inkâr etmek, büyük veballi bir iştir.
Dabbet-ül-arz, kıyametin kopmasına yakın çıkacak olan bir
hayvandır. Kur’an-ı kerimde hayvan olduğu söyleniyor. Hayvan için
bilgisayar diyene, zırva tevil götürmez denir. Bir âyet-i kerime
meali şöyledir:
(O söz başlarına geldiği zaman, [Kıyamet alametleri zuhur
edince], onlara yerden bir hayvan çıkarırız, bu hayvan, onlara,
insanların âyetlerimize kesin bir iman etmemiş olduklarını
söyler.) [Neml 82, Tefsir-i Kurtubi]
İki hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Dabbet-ül-arz denilen hayvan, asa-i Musa ile mümine
dokunur, alnına cennetlik yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, mühr-ü
Süleyman’ı vurur, cehennemlik yazılır, yüzü simsiyah olur.)
[Tirmizi]
(Şu üç şey ortaya çıkınca, iman etmemiş veya imanından
hayır kazanmamış olana, imanı fayda vermez: Güneşin batıdan
doğması, Deccal ve Dabbet-ül-arz.) [Tirmizi]
Bu kadar açık hükümleri tevil edebilmek için, ya deli veya
bid’atçi olmak gerekir. Normal insan, hayvana bilgisayar diyemez.
Dabbet-ül-arz gelince artık iman fayda vermez deniyor; çünkü
bu, kıyametin büyük ve açık alametlerindendir. Onu görünce, artık
kimse inkâr edemeyecektir. Eğer iddia edildiği gibi, AIDS, bilgisayar
veya internet olsaydı, bunlar çıkınca imanın fayda vermemesi
gerekirdi. Dabbet-ül-arz çıkınca iman etmek artık fayda
vermeyeceğine göre, Dabbe bilgisayardır diyenler, niye hâlâ
imansızların iman etmesi için uğraşıyorlar ki?
İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
Dabbet-ül-arz denilen hayvan çıkacak, gökleri bir duman
kaplayıp, bütün insanlara gelip, canlarını yakacak, herkes bunun
acısından dua edip, (Ya Rabbi! Bu azabı üzerimizden kaldır.
Sana iman ediyoruz!) diyecektir. (2/67)
Ahir zaman
Sual: (Hicri bin yılından sonra ahir zamandır) deniyor. Ahir
zaman Peygamber efendimizin gelmesiyle başlamadı mı?
CEVAP
Evet. Muhammed aleyhisselamdan sonra, başka peygamber
gelmeyecek, kıyamete kadar Onun bildirdiği İslam dini geçerli
olacaktır. (Bin yılından sonra ahir zamandır) demek, ahir zaman
alametlerinin çoğalmaya başladığı zaman demektir. Bu alametler
gittikçe çoğalacak, en son büyük alametler çıkacak, ondan sonra da
artık kıyamet kopacaktır.
Âhir zaman fitnesi
Sual: Âhir zaman fitnesi nedir?
CEVAP
Bid’atler, küfür, irtidat, anarşi, bölücülük, çeşitli karışıklıklar, âhir
zaman fitnesidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Kıyamet yaklaştıkla, fitneler çoğalır. Gece başlarken
karanlığın artması gibi olur. Sabah evinden mümin olarak çıkan
çok kimse, akşam kâfir olarak döner. Akşam mümin iken, gece
imanları gider. Böyle zamanlarda, eve kapanmak fitneye
karışmaktan iyidir. Kenarda kalan, ileri atılandan iyidir. O gün
oklarınızı kırın, silahlarınızı bırakın! Herkesi tatlı dil ile, güler
yüzle karşılayın!) [Ebu Davud]
Bozuk asırlar
Sual: Hadis-i şerifte, (Her asır, önceki asırdan daha bozuk
olur. Böylece kıyamete kadar hep bozulur) buyurulduğu halde,
dünyada, İslami bir uyanışın görülmesi nasıl izah edilir?
CEVAP
Hadis-i şerif genel manadadır. Yani gittikçe insanların
bozulacağını gösterir. İstisna olarak bazı bölgelerde her zaman
İslamiyet’e sarılanların olması buna mani değildir.
Zırva tevil götürmez
Sual: Bazı kimseler, açıkça bildirilen âyet ve hadisleri, hiçbir
kitapta olmayacak şekilde tevil ediyorlar. Bunlar dine aykırı değil
midir? Tevil etmek ne demektir? Kimlerin tevil etme yetkisi vardır?
CEVAP
Tevil, bir kelimenin çeşitli manalarından, İslamiyet’e uygun
olanını seçmektir. Bunu herkes yapamaz. Ulema-i rasihin denilen
derin Ehl-i sünnet âlimleri yapar. Tevillerin doğruluğu da, tefsirle
ölçülerek anlaşılır. Tevil, tefsire uymazsa atılır.
Tevil ilmi yüksek bir ilimdir. Herkesin tevile kalkışması, bid’at ve
hurafelerin çıkmasına sebep olur. Herkes tevil edebilseydi,
Peygamber efendimiz İbni Abbas hazretleri için şöyle dua etmezdi:
(Ya Rabbi İbni Abbas’ı fakih kıl ve ona Kur’anın tevil ilmini
öğret!) [Buhari]
Günümüzdeki yetkisiz kimselerin kendi görüşlerine göre âyetleri
ve hadisleri tevil etmeleri, dine aykırıdır. Âyet ve hadisleri inkâr
etmiş oluyorlar.
Selef-i salihinin tevil etmedikleri nassları tevile kalkışmak çok
tehlikelidir. Tevil ilminden habersiz cahillerin, tevil diye, icmaa aykırı
görüş bildirmelerinin küfür olduğu din kitaplarında yazılıdır. Bir
hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ümmetime en çok tehlikeli olacak kimse, Kur’an-ı kerimi
yersiz tevil edendir.) [Taberani]
Manaları açık ve kati olan âyet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere,
tevil yoluyla yanlış mânâ vererek dinden çıkana, yani imanı bozuk
olana (Mülhid) denir. (Redd-ül-muhtar)
Bâtıniye fırkasındakiler, Kur’an-ı kerimin açık mânâlarına
inanmayıp, kendilerine göre başka manalar çıkarırlar. (Kur’anın
zâhir ve bâtın manaları vardır. Batın yani iç, öz mânâsı lazımdır.
Cevizin kabuğu değil, içi, özü işe yarar) derler. Bu ise küfür ve
ilhaddır, doğru yoldan sapmaktır. Bunlar, İslam âlimlerinin sözlerini
inkâr ediyorlar. (Milel-nihal)
Yetkisiz kimselerin yaptığı yersiz tevillere birkaç örnek verelim:
1- Melek, cin ve şeytan gibi görünmeyen varlıkları tevil yoluyla
inkâra çalışmışlar. Melekler için, rüzgâr ve tabiat kuvvetleri
demişlerdir.
2- (Cebrail bir melek değil, programın adıdır) demişlerdir.
3- Cenneti ve Cehennemi bile, tevil yoluyla inkâr ederek,
(Cennet ve Cehennem bu dünyadadır) demişlerdir.
4- Bir kısmı da, (Cehennem ebedi değildir) demişlerdir.
5- (Kur’anda geçen salât, namaz değil duadır, salâtı camide
yapmaktan maksat ise, kalb camiinde Allah’a duadır) diyen mealci
mezhepsizler, namazı ve camiyi inkâr etmişlerdir.
6- Mirac mucizesine, (Rüya veya ruhî bir hâldir) diyerek tevil
edenler de çıkmıştır. Hâlbuki Resulullahın, Mekke’den Kudüs’e
götürüldüğüne inanmayan kâfir olur. Göklere ve bilinmeyen yerlere
götürüldüğüne inanmayan ise sapık olur. (Bahr)
7- Dabbe-tül-arz, hayvan değil, AIDS veya telefondur diyenler
de çıkmıştır.
8- Abduh, şeytan, cin gibi şeyleri kabul etmez. Mucizeler, ona
göre İslâmiyet’in alnına sürülmüş birer kara lekedir. Mesela Hazret-i
Musa’nın denizi yarma mucizesine med-cezir olayı der. (Din
tahripçileri s. 82)
9- Yine Abduh, Fil suresinde bildirilen kuşları sivrisinek, attıkları
taşları da mikrop olarak tevil ederek, mucizelikten çıkarmaya
çalışmıştır.
10- (Şakkul-kamer [Ayın ikiye ayrılması] fiilî değildir. Peygamber
böyle bir görüntü meydana getirdi, yani o anda deprem olunca öyle
sanılmıştır) diyenler de çıkmıştır.
Mezhepsizler, genelde mucizeleri tevil ederler. Kıyamet
alametlerini de bunun için tevil ediyorlar. Hâlbuki mucize tevil
edince, mucizelikten çıkıyor, basit bir olay haline geliyor. İmam-ı
Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Mucize demek, bir zamanda bulunan ve o zamanki insan
gücüyle bunun yapılamayacağında sözbirliğine varılmış olan ve bu
derecenin üstünde bir yapan bulunursa, bunun ancak Allahü teâlâ
tarafından olduğuna inanılan şeydir. Böyle olmayan şeye mucize
denmez. (İsbat-ün-Nübüvve)
Ehl-i sünnet âlimlerinin tevil edilmesi gerektiğini bildirdiği âyet-i
kerime ve hadis-i şerifler, genelde Allahü teâlânın zatıyla ilgili
olanlardır. Açık olanları tevil etmek, inkâr etmenin başka şeklidir.
Böyle tevillerle din yıkılmaya çalışılmaktadır.
Kıyamet alametleri müteşabih mi?
Sual: (Deccal ve Dabbet-ül-arz ile ilgili hadislere, tevil etmeden
inanmak gülünç olduğu gibi, o şekilde inanmak insanları dinden
çıkarır, çünkü hadislerde bildirildiği gibi meydana gelmesi mümkün
değildir. İmtihana da aykırıdır. Böyle bir şey olursa herkes
Müslüman olur. Deccal, gözü kör olan bir insan değil, ateizmdir.
Dabbet-ül-arz ise yerden çıkacak bir hayvan değil, telefonlardır)
diyenler var. Hadislere inanmak insanı dinden çıkarır demek,
Resulullah yanlış söylemiştir demek değil midir?
CEVAP
Hadis-i şeriflere inanmak imandandır, inkâr etmek maksadıyla
tevile kalkışmak sapıklıktır. Hele mütevatir olan bir hadis-i şerifi inkâr
etmek, küfür olur. Bu hadis-i şeriflere kimse inanmaz demek,
asırlardan beri gelen âlimlere ve Müslümanlara çok çirkin bir iftiradır.
Bu çirkin tevilin sebebi şudur:
Hazret-i Mehdi gelince, Deccal ve Dabbet-ül-arz da çıkacağı
için, Mehdi geldi diyebilmek için bunları tevil etmek zorunda
kalıyorlar. Tevil etmezlerse kendilerinin veya hocalarının Mehdi
olduğunu nasıl söyleyecekler ki?
Güneşin batıdan doğması, Deccal ve Dabbet-ül-arz gibi
alametler, olağanüstü yani harikulade olaylardır. Elbette akılla izah
edilemez. Peygamber efendimizin bin kadar mucizesi görülmüştür,
ama yine de Ebu Cehil gibiler inanmamıştır. İbrahim aleyhisselamı
ateş yakmadığı halde, Nemrut ve avenesi iman etmemiştir. Musa
aleyhisselamın âsâsı büyük bir yılan olduğu halde, Firavun ve
taraftarları iman etmemiş, sadece sihirbazlar iman etmiştir. İsa
aleyhisselamın, birçok mucizesi olmuştur. Körleri iyi etmesi, ölüleri
diriltmesi gibi mucizeleri görüldüğü halde, 12 kişiden başka, iman
eden olmamıştır. Bu 12 kişi de, sadece mucize gördükleri için değil,
Peygamber olduğuna inandıkları için, iman etmişlerdir. Salih
aleyhisselamın devesi, her kapıya giderek sütünü sağdırmış ve sütü
hiç eksilmediği halde, inanmayıp deveyi kesmişlerdir. Evliya-yı
kiramdan da, binlerce kerametler zuhur ettiği halde, bunları gören
gayrimüslimlerden, iman etmeyen çoktur. Demek ki, mucize ve
keramet gibi olaylar, imtihanı bozmuyor.
Kıyametin bu büyük alametleriyle, (Akıl alacak şey değil) diye
alay etmek büyük felakettir. Hem de, Allah böyle şeyler yaratamaz
anlamı çıkar ki, onun kudretinden şüphe etmek olur. Harikulade
olaylar olduğu için, bu alametleri tevil etmek, çok yanlış olur. Zaten,
Dabbet-ül arz, Deccal ve güneşin batıdan doğması gibi, kıyametin
büyük alametleri görüldükten sonra, (İman edin) denmiyor ki,
aksine imtihan müddetinin bittiği, bundan sonra imanın kabul
edilmeyeceği bildiriliyor. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, önce iman
etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış kimseye, o
günkü imanı fayda vermez.) [Enam 158]
Bu âyet-i kerimeyi açıklar mahiyetteki iki hadis-i şerif meali
şöyledir:
(Şu üç şey ortaya çıkınca, iman etmemiş veya imanından
hayır görmemiş olana, imanı fayda vermez: Güneşin batıdan
doğması, Deccal ve Dabbet-ül-arz.) [Müslim, Tirmizi, Beyheki]
(Bunların peş peşe çıkacağı aşağıda açıkça bildiriliyor. “Deccal ve
Dabbet-ül-arz çıktı, ama güneş 100 sene sonra batıdan doğacak”
da denemez.)
(Kıyamet alametlerinin ilki, güneşin battığı yerden doğması
ve kuşluk vaktinde insanlara Dabbet-ül-arzın çıkmasıdır.
Bunlardan hangisi önce çıkarsa, diğeri de onun hemen
peşindedir.) [Müslim, Ebu Davud]
(Dabbe, âyette ve hadiste bildirildiği gibi hayvan değildir)
demek, âyetleri ve hadisleri tevil yoluyla inkâr etmek demektir. Bu
Bâtınîliğin bâtıl yoludur. (Bunun Bâtınî mânâsı var) yahut (Bunlar
müteşabihtir) demek gerçek mânâsını inkâr etmektir. Nelerin
müteşabih olduğunu dinimiz bildirmiştir. Bunlar da, genelde Allahü
teâlânın zatıyla ilgili âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerdir. Yoksa herkes
kendi kafasına göre, bu da müteşabihtir diye, istediği âyet ve hadisi
tevil ederse, ortada din diye bir şey kalmaz. Mealci denilen
mezhepsizler de, (Salât dua demektir, namaz dinimizde yoktur, dua
vardır) diyorlar. Böylece namazı inkâr ediyorlar. Salât dua demektir
diyerek salâtın namaz olduğunu inkâr etmekle, Dabbe’nin hayvan
olduğunu inkâr etmek arasında fark yoktur.
Mutezile denilen fırka da, Sırat, Mizan gibi akılla anlaşılması zor
olan hususları, sahih hadislerle bildirilmesine rağmen, akılları
almadığı için inkâr etmişlerdir. Hadis-i şerifte, (Sırat köprüsü,
kıldan ince, kılıçtan keskindir) buyuruldu. (İ. Ahmed)
Yine hadis-i şeriflerde, Mizanda amellerin terazide tartılacağı
bildirilmiştir. Mutezile fırkası, (Amelin ağırlığı mı olur) diyerek kabul
edememiştir.
Deccal ve Dabbet-ül-arzı tevil edenler olduğu gibi, güneşin
batıdan doğmasını, Hazret-i İsa ve Hazret-i Mehdi’yi de tevil ederek,
(Güneşin batıdan doğması, İslamiyet’in batıdan yayılmasıdır. İsa ve
Mehdi de birer akım, şahs-ı manevi olarak gelecektir) diyen bid’at
ehli sapıklar da çıkmıştır. Görüldüğü gibi, tevilin yolu açılınca, bunun
sınırı olmaz. Herkes her şeyi dilediği gibi tevil edebilir. O zaman
ortada din diye bir şey kalmaz.
İbni Abbas hazretleri, Hazret-i Ömer’in şöyle buyurduğunu
bildirmiştir:
(Recmi, Deccal’ı, güneşin batıdan doğuşunu, kabir azabını,
şefaati ve müminlerin günahları kadar yandıktan sonra,
Cehennemden çıkartılmasını yalanlayan kimseler çıkacaktır.)
[İbni Abdilberr, Kurtubi]
Hazret-i Ömer, kerametle söylediği bu sözüyle, bunları inkâr
eden birçok mezhepsize cevap vermiştir. Tevil yoluyla inkâr,
mezhepsizlerin ortak özelliğidir. Tevil ederek, Mirac, Şakkul-kamer
gibi birçok mucizeyi inkâr etmişlerdir. Açıkça (Deccal gelmeyecek)
veya (Güneş batıdan doğmayacak) diyen yoksa da, tevil yoluyla
inkâr eden sapıklar çoktur. Hazret-i Ömer’in de kerametle bunları
bildirdiği pek açıktır. Zaten aynı tevilciler, yani kıyamet alametlerini
tevil edenler; recmi, şefaati, kabir azabını ve affa, şefaate
uğramayan müminlerin, günahları kadar yandıktan sonra
Cehennemden çıkıp Cennete gireceği gibi birçok hususu inkâr
ediyorlar. İmam-ı a’zam hazretleri de buyuruyor ki:
Yecüc ve Mecüc’ün ortaya çıkması, güneşin batıdan doğması,
Hazret-i İsa’nın gökten inmesi, Deccal’ın ve diğer kıyamet
alametlerinin hepsinin, aynen hadis-i şerifte bildirildiği gibi,
[tevilsiz olarak] zamanı gelince gerçekleşeceğine inanırız. (Fıkh-ı
ekber)
Hiçbir Ehl-i sünnet âlimi de bunları tevil etmemiş, müteşabih
olduğunu söylememiştir. Hâşâ Resulullah, bilmece gibi mi söz
söylüyor? Böyle tevil etmek, çocukların oyunda (Elma dersem çık,
armut dersem çıkma) demelerine benzer. (Ben hayvan dersem sen
telefon anla, insan dersem ateistliği anla) demek, dini, değiştirmek
suretiyle yıkmak olur.
İmam-ı a’zam hazretlerinin bildirdiği gibi, kıyametin bütün
alametlerinin, hadis-i şeriflerde bildirildiği şekilde, aynen meydana
geleceğini kabul etmeli ve tevil eden inkârcılardan olmamalıdır.
Dabbet-ül-arz
Sual: Âyet ve hadisle, kıyametten önce çıkacağı bildirilen
Dabbe-tül-arz isimli hayvan için, (Dabbet-ül-arz konuşacağına göre,
telefon, radyo veya TV olabilir. Hem Dabbe kelimesinin bir anlamı
da debelenen demektir. Cep telefonlarındaki titreşim özelliği de
buna benziyor) diyenler çıkıyor. Daha önce de, (Dabbe, hayvan
değil, AIDS hastalığıdır) diyenler çıkmıştı. Yarın neler çıkaracakları
belli değil. Mehdi’nin ortaya çıktığını da, meleklerin değil,
telefonların, radyoların veya TV’lerin haber vereceğini söyleyenler
oluyor. Böyle diyenlere göre, Dabbe hakkında Peygamber
efendimizin bildirdiklerini eğip bükerek, başka mânâ vermek
gerekirmiş, yoksa bu alametler, akla ve bilime aykırı olurmuş. Böyle
büyük bir hayvanın yaratılması, 30 metrelik bir hayvanın insanları
mümin veya kâfir diye damgalaması mümkün değilmiş. Allahü teâlâ
böyle bir hayvanı yaratmaktan niye âciz olsun ki? Böyle denmekle
Allahü teâlânın kudretine karşı gelinmiyor mu? Mucize ve keramet,
elbette akla zıt olur. Bunlar nasıl inkâr edilir ki?
CEVAP
Hazret-i İsa, peygamber olduğunu bildirince, Yahudiler, mucize
göstermesini istediler. (Şu hastayı iyileştir bakalım) dediler. O da
mübarek elini sürünce hasta iyileşti. (Şu körün gözünü aç) dediler. O
da mübarek elini sürünce, gözleri açıldı. Baktılar, dedikleri oluyor.
Daha zor ve imkânsız bir şey istediler. (Şu ölüleri dirilt) dediler.
Hazret-i İsa dua edince, o ölüler de dirildi. Çok daha zor bir şey
aradılar. (Çamurdan bir kuş yap, memeli ve dişleri olsun, hayz
görsün, yavru doğursun) dediler. Onlara göre böyle bir kuşun olması
mümkün değildi. Hazret-i İsa, çamurdan yaptığı şekle üfürünce,
bildirdikleri vasıfta bir hayvan [yarasa] meydana geldi. (Al-i İmran
49)
Görüldüğü gibi, inanmayacak olan, ölüleri dirilttiği halde yine
inanmıyor. Demek ki, harikulade olaylar imtihana aykırı değildir.
Topraktan ilk insanı, çamurdan yarasayı yaratan Allahü teâlâ,
Dabbe denilen hayvanı yaratmaktan aciz midir? Böyle bir hayvan
olamaz demek, Allahü teâlâ böyle bir hayvan yaratamaz demektir.
Kur’an-ı kerimde Allahü teâlâ, Dabbe [hayvan] diyor, hastalık veya
alet demiyor. Açıkça, konuşan hayvan diyor. İşte o âyet-i kerimenin
meali:
(O söz başlarına geldiği [kıyamet yaklaştığı] zaman, onlara
yerden bir Dabbe [hayvan] çıkarırız. Bu Dabbe, onlara,
insanların âyetlerimize kesin olarak iman etmediklerini söyler.)
[Neml 82]
Âyet-i kerimeyle bildirilen Dabbe’yi peygamber efendimiz nasıl
tarif etmiştir? Feraid-ül fevaid, Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi,
Megarib-üz-zaman ve El kavl-ül muhtasar fi alamat-il Mehdi-yi
muntazar kitaplarındaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:
(Dabbet-ül-arzın deve ayağı gibi dört ayağı ve kuş gibi
kanatları vardır. Başı öküz başına, kulağı fil kulağına, kuyruğu
ise koç kuyruğuna benzer.)
(İnsanlar, bu hayvandan kaçarlar. Kimi ondan korkarak
namaza durur. Hayvan bunun yanına gelir, “Ey kişi, şimdi mi
namaz kılıyorsun” diyerek yüzünü damgalar. Böylece müminler,
kâfirlerden ayırt edilerek tanınır.) [İnsanlar telefondan kaçıp,
namaza mı duracaklar?]
(Dabbet-ül-arz, Musa’nın asası ile mümine dokunur, alnına
Cennetlik yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, Süleyman’ın mührünü
vurur, Cehennemlik yazılır, yüzü simsiyah olur.) [Tirmizi]
İmam-ı Kurtubi hazretleri buyuruyor ki:
Dabbe eğer sıradan bir şey veya insan olsaydı, onda
olağanüstülük söz konusu olmazdı ve hadis-i şeriflerde sözü edilen
alametler kendisinde bulunmazdı. Kâfirlerle mücadele edecek bir
insan olsaydı, ona âlim denilmeyip, hayvan denilir miydi? Bu, akıl
sahiplerinin yolu değildir. Dabbe bir hayvandır. (Câmi’ul ahkâm)
Bu hayvanın, deve gibi olacak olan ayakları ve kanatları için bir
tevil bulamamışlar. İleride belki, telefonun, radyonun veya TV’nin
üstüne konduğu masanın dört ayağını söyleyebilirler. Kanatları için
de bir şey uydururlar. Telefondaki, radyodaki ve TV’deki sesler ve
görüntüler, bir şehirden başka şehre uçup gittiği için, işte kanat
budur diyebilirler. Cennet ve Cehennemi bile, bu dünyadadır diye
tevil edenler çıkmıştır. O zaman tevil edilmeyen ne kalır ki?
Hadis-i şeriflerde, hayvanın ayaklarına, kulaklarına, kanatlarına,
kuyruğuna ve başına varıncaya kadar tarif ediliyor. Allahü teâlâ ve
Resulü hayvan derken, Ehl-i sünnet âlimleri de tevil etmeden,
(İnsan veya başka bir şey değil, hayvandır) diye açıklarken,
hayvan değil, AIDS, telefon, radyo veya TV’dir denebilir mi?
Peygamber efendimiz, (Ben hayvan dersem, siz radyo gibi farklı bir
şey anlayın) diyormuş gibi, çirkin bir şey nasıl iddia edilir? O zaman
ortada din diye bir şey kalmaz. Hâşâ Allahü teâlâ ve Resulü,
insanlar anlamasın diye, şifreli şekilde, bilmece gibi mi konuşuyor?
Açıkça Dabbe diyor, hayvan diyor. Bu hayvan değil demek, âyetleri,
tevil yoluyla inkâr etmek demektir. Bu Bâtınîliktir, yani (Kur’anın
Bâtıni manası var) diyerek gerçek manasını inkâr etmektir. Mealci
mezhepsizler de, (Salât dua demektir, namaz dinimizde yoktur, dua
vardır. Cami diye bir şey de yoktur. Kalb camiinde Allah’a yalvarmak
gerekir) diyorlar. Böylece namazı, camileri inkâr ediyorlar.
Günümüzün Bâtınîleri de, Dabbe hayvan değil, başka şey diyerek
Bâtıniliğe özeniyorlar.
Allahü teâlâ Dabbet-ül-arzı yerden, topraktan çıkaracağını
bildirdiği gibi, insanı da topraktan yarattığını bildirmiştir. Yani, (Allah
insanı sudan, Dabbe’yi ise topraktan yarattı) da denemez. Bu âyet-i
kerimelerde, insanın da topraktan yaratıldığı bildiriliyor:
(Allah nezdinde İsa’nın durumu, Âdem’in durumu gibidir.
Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona ol dedi ve oluverdi.) [Al-i
İmran 59]
(Sizi topraktan yaratması, Onun [varlığının] delillerindendir.)
[Rum 20]
(O sizi yerden [topraktan] yarattı. Ve sizi o yerde yaşattı.)
[Hud 61]
(Sizi yerden [toprakta] yarattık; yine sizi o yere [toprağa]
döndüreceğiz.) [Taha 55]
Kütüb-ü sitte’de, Abdullah ibni Büreyde’nin rivayet ettiği hadis-i
şerifte, Peygamber efendimiz, Dabbet-ül-arzın çıkacağı yeri
göstermiştir. Abdullah ibni Büreyde, (Mekke’ye yakın olup etrafı
kum olan bir yerde, Resulullah efendimiz, “Dabbet-ül-arz
buradan çıkacak” buyurdu. İşaret edilen yerin eni ve boyu birer
karıştı) buyurdu. (Telefonun, radyonun veya TV’nin genişliği bir
karıştır) da denemez. Hadis-i şerifte, Dabbe’nin değil, çıkacağı yerin
bir karış olduğu bildiriliyor. Bir karışlık yer yarılarak, oradan daha
büyük bir hayvan da çıkabilir.
Dabbet-ül-arzın çıktığını söyleyen kimse, nasıl olur da, Güneş’in
Batıdan doğmasına 80–90 sene var diyebilir? Hâlbuki Peygamber
efendimiz, bunların peş peşe çıkacaklarını bildiriyor. Bir hadis-i şerif
meali:
(Kıyamet alametlerinin ilki, güneşin battığı yerden doğması
ve kuşluk vaktinde insanlara Dabbet-ül-arzın çıkmasıdır.
Bunlardan hangisi önce çıkarsa, diğeri de onun hemen
peşindedir.) [Müslim, Ebu Davud]
(Bu kadar büyük hayvan olamaz) demek, kıyametin büyük
alametlerini inkâr etmek olur. Zaten kıyametin büyük alametlerinin
hepsi olağanüstü olaylardır. İnanmayanların kabul etmesi mümkün
değildir.
Enam suresinin, (Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği
gün, daha önce iman etmemiş veya imanında bir hayır
kazanmamış kimseye, o günkü imanı fayda vermez) mealindeki
158. âyetini açıklayan Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Şu üç şey ortaya çıkınca, iman etmemiş veya imanından
hayır görmemiş olana, imanı fayda vermez: Güneşin batıdan
doğması, Deccal ve Dabbet-ül-arz.) [Müslim, Tirmizi, Beyheki]
Kıyametin büyük alametleri çıkmış olsaydı, artık imanın fayda
vermemesi gerekirdi. O zaman bu tevilciler, niye ateistleri Allah’a
inandırmaya çalışıyorlar ki? Bu hususta İmam-ı Rabbani hazretleri
de buyuruyor ki:
Dabbet-ül-arz denilen hayvan çıkacak, gökleri bir duman
kaplayıp, bütün insanlara gelip, canlarını yakacak, herkes bunun
acısından dua edip, (Ya Rabbi! Bu azabı üzerimizden kaldır.
Sana iman ediyoruz) diyecektir. (2/67)
Görüldüğü gibi, Dabbet-ül-arz çıkınca herkes iman edecek, ama
artık büyük alametler çıkmış olduğu için iman kabul edilmeyecektir.
Hazret-i Mehdi keramet sahibidir
Sual: (Mehdi sıradan bir insandır, kerameti, harikulade halleri
yoktur, bir meleğin, “Bu Mehdi’dir” demesi gibi bir şey olamaz. Böyle
bir şey imtihana aykırıdır, insanın seçme iradesini kaldırır. Mehdi’nin
geldiğinin gökten haber verilmesi, telefonla, radyo veya TV ile
bildirilmesi demektir) diyenlerin maksadı nedir? Kendilerini veya
hocalarını mı Mehdi yapmak istiyorlar?
CEVAP
Belki de o maksatla söylüyorlardır. Hazret-i Mehdi’de birçok
olağanüstü olaylar görülecektir. Bu harikulade olaylar, imtihana
aykırı değildir. Öyle olsaydı, Peygamberlerin mucizelerini gören
bütün müşrikler, hemen iman ederdi. Her peygamberden mucize
görüldüğü halde, inanmayanlar daha çok olmuştur. İmam-ı Rabbani
hazretleri buyuruyor ki:
Hazret-i Mehdi’nin zuhurunun alametleri, Peygamber
efendimizin peygamberliğinin bildirilmesinden önce ortaya çıkan
irhasat gibidir. Nitekim Peygamber efendimiz ana rahmine düşünce,
yeryüzündeki bütün putlar yüzüstü düştü. Bütün şeytanlara
işlerinden el çektirildi. Melekler, İblis’in tahtının altını üstüne
getirerek, onu denize attılar ve ona kırk gün azap ettiler. Doğduğu
gece, Kisra’nın sarayı sallandı, 14 kulesi düştü. Mecusilerin bin
senedir sönmeyen ateşi söndü. Hazret-i Mehdi de, büyük bir zat
olup, sayesinde İslamiyet’e ve Müslümanlara üstün bir takviye hâsıl
olacağından ve evliyalığının maddî ve manevî açıdan büyük bir
etkisi bulunacağından, kendisi harikulade birçok keramete sahip
olup, döneminde olağanüstü alâmetler zuhur edecektir. Bu yüzden,
Resulullahın irhasatı gibi olağanüstü işler, Hazret-i Mehdi’nin
zuhurundan önce de ortaya çıkarak, onun alametleri olacaktır.
(2/68) [İrhasat, bir peygamberden, peygamberliği bildirilmeden önce
meydana gelen harikulade [olağanüstü] haller demektir. İsa
aleyhisselâmın beşikte konuşması, Muhammed aleyhisselama,
ağaçların, taşların selam vermeleri gibi hâllere irhas denir. Henüz
peygamberlikleri bildirilmediği için, mucize denmez.]
Yine İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Hindistan’da birisi, Mehdi olduğunu iddia etmişti. Meşhur, hatta
manası tevatür derecesine varmış birçok hadis-i şerifler, böylelerinin
bu itikat ve sözlerini yalanlamaktadır. Birçok hadis-i şeriflerde,
(Mehdi’nin başı hizasında bir bulut olacaktır. Buluttan bir
melek, “Bu Mehdidir, sözünü dinleyiniz” diyecektir) buyuruldu. O
halde insaf etsinler ki, bu alametler, o adamda var mıdır, yok
mudur? Hazret-i Mehdi’nin daha birçok alametlerini, Peygamber
efendimiz haber vermiştir. Ahmed ibni Hacer-i Mekki hazretleri (Elkavl-
ül-muhtasar fi alamat-il-Mehdi) ismindeki kitabında, Hazret-i
Mehdi’nin iki yüze yakın alametlerini yazmıştır. Geleceği bildirilen
Mehdi’nin alametleri meydandayken, başkalarını Mehdi sananlar, ne
kadar cahildir! (2/67)
İmam-ı Rabbani hazretlerinin bildirdiği bu hadis şerifte açıkça,
Hazret-i Mehdi’nin zuhurunu, meleğin haber vereceği bildiriliyor.
Melek için nasıl olur da, telefon, radyo veya TV denebilir? Demek ki,
tevilcilerden her şey beklenir. Nitekim melekler için (Tabiat
kuvvetleridir) diyen sapıklar da çıkmıştı. Buna, tevil yoluyla inkâr
denir. Açıkça inkâr edemedikleri için, böyle tevil ederek inkâr
ediyorlar. Her şey böyle tevil edilirse, ortada din diye bir şey kalmaz.
(El-kavl-ül-muhtasar fi alamat-il-Mehdi) kitabında bu hususta
bildirilen birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Mehdi, çıkarken başında bir sarık olacak ve bir münadi,
“Bu, Allah’ın halifesi olan Mehdi’dir, ona uyunuz” şeklinde nida
edecektir.)
(Mehdi, başının üzerinde, “Bu Mehdi’dir, ona uyunuz”
şeklinde çağıran bir melek olduğu halde çıkacaktır.)
(Hiçbir tarafın kendisinden korunamayacağı bir fitne zuhur
edecek. Bu fitne, çıktığı yerden hemen başka bir tarafa
yayılacak ve bu durum, bir münadinin semadan seslenerek, “Ey
insanlar, emîriniz artık Mehdi’dir” demesine kadar devam
edecektir.)
(Mehdi’nin zuhuru Muharrem ayında olacak ve semadan
gelen bir nida, “Bu, Allah’ın halifesi Mehdi’dir, ona uyunuz ve
sözünü dinleyiniz” diyecektir.)
Bunları hiçbir Ehl-i sünnet âlimi tevil etmemiş, İmam-ı a’zam
hazretleri de, (Kıyamet alametlerinin hepsinin, hadis-i şerifte
bildirildiği gibi, zamanı gelince aynen gerçekleşeceğine
inanırız) buyurmuştur. (Fıkh-ı ekber)
Yahudiler ve Mehdi
Sual: (Yahudilere göre de Mehdi gelecek. Mehdi gelince
Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar kucaklaşacaktır.
Müslümanlar, Ehl-i kitapla omuz omuza verip, ateizme karşı
mücadele edeceklerdir. Zaten ehl-i kitap bizim kardeşimizdir, fakat
Hıristiyanların üç tanrı inancı yanlıştır. Yahudiler onlar kadar kötü
değildir, can ciğer kardeşimizdir. Tevrat’ı okumak gerekir. Şiiler gibi
Vehhabiler de din kardeşimizdir, bunlar Mehdi’nin askerleri olacaktır.
Yahudilerin bekledikleri Mesih, bizim beklediğimiz Mehdi’dir. Bu
onları baskıdan kurtaracak, vaat edilmiş toprakları yeniden elde
edecek ve Yahudileri tüm dünyaya hâkim kılacaktır) diyenler çıktı.
Bunların maksatları nedir? Mehdi, Müslümanları değil de, niye
Yahudileri dünyaya hâkim kılacak? Sanki aralarında iş bölümü
yapar gibi, niye günümüzdeki insanların bazıları Hıristiyanlara,
bazıları da Yahudilere daha çok sempati duyar ki? Bu işin Yahudi
İbni Sebe ile de bir ilgisi olabilir mi?
CEVAP
Dinimizde böyle bir şey yoktur, hiçbir din kitabında böyle bir şey
yazmaz. Bunlar yeni türedilerin uydurmalarıdır.
Yahudilerin Mehdi’yi beklediğini söylemek çok yanlıştır. Onlar,
Muhammed aleyhisselam kendi ırklarından olmadığı için, âhir
zaman peygamberini bekliyorlar, (Kral Mesih gelecek ve bizi
dünyaya hâkim kılacak) diyorlar. Buna Mehdi demek kadar saçma
bir şey olamaz.
Hazret-i Mehdi ve Hazret-i İsa gelince, Yahudilik veya
Hıristiyanlık değil, İslamiyet yeryüzüne hâkim olacak ve bütün bâtıl
dinler ortadan kalkacaktır. Üç hadis-i şerif meali:
(İsmini duyduğunuz kimselerden, yeryüzüne dört kişi malik
oldu. İkisi mümin, ikisi de kâfirdi. Mümin olan iki kişi,
Zülkarneyn ile Süleyman idi. Kâfir olan ikisi de, Nemrut ile
Buhtunnasar idi. Beşinci olarak, yeryüzüne, benim evladımdan
biri, [Mehdi] malik olacaktır.) [M. Rabbani]
(Allah’a yemin ederim ki, Meryem’in oğlu İsa, âdil bir hakem
olarak aranıza inecek, haçı kıracak [Hıristiyanlığı kaldıracak],
domuzu öldürecek [domuz etini yasaklayacak], İslam’dan başka
her şeyi yasak edecektir.) [Buhari]
(İsa inince İslamiyet’le hükmedecektir. O zaman Allahü
teâlâ, Müslümanlardan başka herkesi helak edecek, sonra
yeryüzünde sükûn, emniyet meydana gelecektir. O kadar ki,
aslan deveyle, kaplan inekle ve kurt kuzuyla serbestçe
dolaşacak, çocuklar yılanlarla oynayacak. İsa ölünce,
cenazesini Müslümanlar kaldıracaktır.) [Ebu Davud]
Peygamber efendimiz, Hazret-i İsa gelince, Allahü teâlânın
Müslümanlardan başka herkesi helak edeceğini bildirirken,
Müslümanların Yahudi ve Hıristiyanlarla, yani Allahü teâlânın
düşmanı olan kâfirlerle kucaklaşacaklarını söylemek, normal insanın
söyleyeceği bir söz değildir.
Yahudilere ve Hıristiyanlara kucak açanlar, şu mealdeki âyet-i
kerimeleri hiç mi görmediler? Gördüler de, yoksa hâşâ inanmıyorlar
mı?
(İman edenlere en şiddetli düşmanlık edenler Yahudi ve
müşriklerdir.) [Maide 82]
(Ey iman edenler, Yahudileri de, Hıristiyanları da dost
edinmeyin! Onlar, [İslam’a düşmanlıkta] birbirinin dostudur.
Onları dost edinen de onlardan [kâfir] olur. Allahü teâlâ, [kâfirleri
dost edinip, kendine] zulmedenlere hidayet etmez.) [Maide 51]
(Dinlerine uymadıkça, Yahudilerle Hıristiyanlar senden asla
hoşnut olmazlar.) [Bekara 120]
Demek ki, Tevrat ve İncil okumakla, onlarla dost olmakla, bunlar
Müslümandan hoşnut olmazmış. Hoşnut olmaları için, Allahü
teâlânın bildirdiği gibi, dinlerine uymak gerekiyormuş. Peki, bunu bir
Müslüman nasıl yapar?
Allahü teâlânın, sevmeyin, dostluk kurmayın dediği kimseleri
sevmek ve onlarla dostluk kurmak, dinimize aykırıdır. Birkaç hadis-i
şerif meali şöyledir:
(İmanın en sağlam temeli ve en kuvvetli alameti, hubb-i
fillah, buğd-i fillahtır.) [Ebu Davud]
(İsyan edenlere düşmanlık ederek, Allahü teâlâya yaklaşın!)
[Deylemi]
(Bir kavmi sevip de onlarla dostluk kuran, kıyamette onlarla
haşrolur.) [Taberani]
Hıristiyanlarla Yahudilere olduğu gibi, Vehhabilerle Şiilere
neden kucak açıldığını, özellikle de Yahudilerle Şiilerin ön planda
tutulmasının sebebini anlamak da zordur.
Hazret-i Mehdi’nin alametleri
Sual: Mehdi’nin alametleri çeşitli şekillerde tevil edilerek deniyor
ki:
1- Medine, şehir demektir. (Mehdi, Medine’de doğacak)
demek, köyde değil, şehirde doğacak demektir. Ben şehirde
doğduğuma göre, ne demek istediğimi anlarsınız.
2- (Mehdi, İsa ile birlikte Deccal’ı öldürecek) demek, ateizmi
yok edecekler demektir.
3- (Mehdi gelince semadan bir melek haber verecek) demek,
insanlar birbirine telefon, radyo veya TV ile haber verecek demektir.
4- (Mehdi bid’atleri temizleyecek) demek, fıkıhçıların ictihad
diyerek uydurduğu şeyleri ve dört mezhebi ortadan kaldıracak
demektir
5- (Mehdi’nin adı benim adımla, babasının adı da benim
babamın adıyla aynı olacak) hadisinden maksat, adı Muhammed,
babasının adı Abdullah olacak demek değildir. Mehdi’nin adı
Peygamberin dedelerinden birinin adı da olabilir. Mesela Haşim
olabilir, İlyas olabilir, Adnan da olabilir.
6- Bilen pek yoksa da, Mehdi gelmiştir, 93 sene sonra, Güneş’in
Batıdan doğmasından sonra da İsa, Mehdi’nin arkasında namaz
kılacak. Bundan 15 saat sonra da kıyamet kopacak.
7- Mehdi kararmış olan dünyayı aydınlatan bir güneştir ve
aydınlatmaya da başlamıştır. Mehdi güneş olduğuna göre, Güneş’in
Batıdan doğması, Mehdi’nin çıkışı demek de olabilir.
Herkes aklına göre böyle bir tevil yaparsa, dinin bildirdiklerine
kim inanır ki?
CEVAP
Zırva tevil götürmez. Bu tevillerin hepsi yersizdir. Peygamber
efendimizin hadis-i şerifleri, bulmaca, bilmece gibi değildir. Yani
(Ben Medine dersem, siz Ankara, İzmir gibi bir şehir anlayın, ben
Muhammed dersem siz Haşim anlayın) cinsinden değildir. Hâşâ
Resulullah efendimiz, bilmece gibi söz söylemez. Bu zırvalara
kısaca cevap verelim:
1- Bir hadis-i şerif meali:
(Medine halkından olan Mehdi, Mekke’ye gidecek. Mekke
halkından bir kısmı ona gelecek ve istemediği halde onu
evinden çıkarıp ona biat edecekler.) [Ebu Davud] (Burada açıkça,
Medine halkından deniyor. Devamında da, Mekke’ye gidecek
deniyor. Ne diye “Şehir halkından” denilip de, sonra Mekke’ye
gidecek densin?)
Hazret-i Ali’nin rivayeti de şöyledir:
(Mehdi, Medine’de doğacaktır.) [İ. Münavi] (Medine şehrinde
doğmayacak olsa, ne diye Medine’de doğacak densin? Köyde ve
şehirde doğmasının ne önemi var? Yukarıdaki hadis-i şerifte de,
Medine’de doğup sonra Mekke’ye gideceği açıkça bildiriliyor.)
2- Bir hadis-i şerifte, Deccal’ın nasıl çıkacağı da açıkça
bildiriliyor. Hazret-i Mehdi Kudüs’e intikal ettiğinde, Deccal’ın
çıktığını haber alacaklar deniyor. (Kitab-ul-Burhan fi alamat-i
Mehdiyyi ahir-iz-zaman) Bunun ateizmle ne ilgisi olabilir? Kudüs’e
gittiğinde, ateizmin çıktığını mı haber alacak? Atalarımız boşuna,
(Zırva tevil götürmez) dememişler.
3- Peygamber efendimiz, (Melek seslenecek) buyururken,
tevilciler, telefon, radyo veya TV diyor. Bir hadis-i şerif meali:
(Mehdi’nin başı hizasında bir bulut olacaktır. Buluttan bir
melek, “Bu Mehdi’dir, sözünü dinleyiniz” diyecektir.) [M. Rabbani]
4- Bu, fıkıh âlimlerine, müctehidlere yapılmış çok çirkin bir
iftiradır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Kıyas ve ictihad, bid’at değildirler, çünkü bunlar, âyet-i
kerimelerin mânâlarını meydana çıkarırlar. Bu mânâlara başka bir
şey eklemezler. (1/186)
Hazret-i Mehdi geldiği zaman, dört hak mezhebi
kaldırmayacaktır. (Kaldıracaktır) demek, dört hak mezhebin bâtıl
olduğunu iddia etmek olur. O zaman, dört hak mezhebin hükümleri
unutulmuş, bâtıl mezhepler ve bid’atler yayılmış olacak. Hazret-i
Mehdi ve Hazret-i İsa, hak mezhepleri ve dinin hükümlerini değil, bu
bid’atleri ve bâtıl mezhepleri kaldıracak ve ictihad edecektir. Hatta
ictihad ederek bildireceği hükümler, Hanefî mezhebine uygun
olacaktır. Muhammed Parisa hazretleri buyuruyor ki:
İsa aleyhisselamın ictihad ile çıkaracağı bütün hükümler, Hanefi
mezhebindeki hükümlere uygun olacaktır. (Füsul-i sitte)
5- Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Allahü teâlâ, kıyamet kopmadan önce, ehl-i beytimden
birini yaratır ki, ismi benim ismim gibi, babasının ismi, benim
babamın ismi gibi olur. Ondan önce dünya zulümle doluyken,
onun zamanında adaletle dolar.) [Ebu Davud, İ. Ahmed, Tirmizi,
Taberani, Ebu Nuaym, İbni Ebi Şeybe]
Peygamber efendimiz açıkça isminin ve babasının isminin ne
olacağını bildirirken, nasıl olur da, Mehdi’nin ismi, Haşim, İlyas,
Adnan veya diğer dedelerinden birinin ismi olacak denebilir? Bu,
açıkça hadis-i şerifi inkâr etmek değil midir?
6- Hem Mehdi geldi diyor, hem de 100 sene sonra, güneş
batıdan doğduktan sonra, Hazret-i İsa, Mehdi’nin arkasında namaz
kılacak diyor. Mehdi, 40 yaşında zuhur edeceğine göre, tevilcilere
göre, şimdi gelmiş olan Mehdi, 100 sene sonra yani 150
yaşındayken mi Hazret-i İsa, Mehdi’nin arkasında namaz kılacak?
7- Hani Güneş 93 sene sonra Batıdan doğacaktı? Bu
alametlerin peş peşe olacağını yeni mi okudular ki, Dabbe çıktı
dediklerine göre, Güneş’in Batıdan doğması için, acilen bir tevil
bulmak zorunda mı kaldılar?
Görüldüğü gibi, bu iddia edilenlerin tamamı, dinimize aykırıdır.
İmam-ı a’zam hazretleri de, bütün Ehl-i sünnet âlimleri gibi, bunları
tevil etmemiş, (Yecüc ve Mecüc’ün ortaya çıkması, Güneş’in
Batıdan doğması, Hazret-i İsa’nın gökten inmesi, Deccal’ın
gelmesi ve diğer kıyamet alametlerinin hepsinin, hadis-i şerifte
bildirildiği gibi, zamanı gelince aynen gerçekleşeceğine
inanırız) buyurmuştur. (Fıkh-ı ekber)
İmam-ı Rabbani ve Hazret-i Mehdi
Sual: İmam-ı Rabbani, Mehdi’nin Peygamberimizden bin sene
geçtikten sonra mı, yoksa kendisinden bin sene sonra mı geleceğini
bildirmiştir?
CEVAP
Kendisinden bin sene sonra geleceğini bildirmiştir. Peygamber
efendimizden bin sene sonrası zaten, İmam-ı Rabbani hazretlerinin
kendi zamanı oluyor. Peygamber efendimizden bin sene sonra
gelecek olsaydı, 400 sene önce gelmiş olması gerekirdi. İmam-ı
Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Hazret-i Mehdi çıkmadan önce doğu cihetinde, parlak bir
kuyruklu yıldız doğacaktır. Bir yıldız doğmuştur, ama şunu bilmelidir
ki, bu doğuşlar, Mehdi’nin zuhuru zamanında meydana gelecek
olanlardan farklıdır, çünkü Mehdi’nin zuhuru ortaya çıkması, yüz
yılın başlangıcında olacaktır. Şu an ise yüz yılın başını 18 sene
geçmiştir. (2/68) [Görüldüğü gibi, hicri yüzyıl başını 18 sene geçtiği
için, bir yıldız da görüldüğü halde, kendi zamanında gelmesinin
mümkün olmadığını açıkça bildiriyor. Günümüzde ise, yüzyıl başını
30 sene geçmiştir.]
Resulullahın vefatından bin sene geçtikten sonra, ümmetinden
gönderilen âlimlerin sayısı az ise de, İslamiyet’i tam
kuvvetlendirmeleri için, çok yüksek olacaklardır. Resulullah
efendimiz, hazret-i Mehdi’nin teşrif edeceğini haber vermiştir. Bin
sene sonra gelecektir. İsa aleyhisselam da, bin sene sonra, gökten
inecektir. (1/209) [Burada açıkça, (Bin sene sonra gelecektir)
deniyor, yani kendisinden bin sene sonra geleceği bildiriliyor. Şimdi
gelecek olsaydı, İmam-ı Rabbani hazretleri, (Peygamberimizden
1500 sene sonra gelecek) diyemez miydi?]
Bu ümmetin sonu, Peygamberimizin vefatından bin sene sonra,
yani ikinci bin ile başlamıştır, çünkü bin sene geçmesiyle, insanlarda
ve eşyada büyük değişiklik olur. Allahü teâlâ, bu dini kıyamete kadar
değiştirmeyeceği için, ilk zamanda gelenlerin tazelikleri, kuvvetleri
sondakilerde de görülmekte ve böylece ikinci bin başında İslamiyet’i
kuvvetlendirmektedir. Bu sözümüzü ispat etmek için, kuvvetli şahit
olarak, hazret-i İsa ile hazret-i Mehdi’yi gösteririz. (1/261) [Burada
da, bin sene geçtikçe İslamiyet’in kuvvetlendirileceği bildiriliyor.
İkinci bin başında İslamiyet’i kuvvetlendiren, ikinci binin müceddidi
olan, müceddid-i elf-i sani İmam-ı Rabbani hazretleridir.
Kendisinden bin sene sonra, bu kuvvetlendirme işini ise hazret-i İsa
ve hazret-i Mehdi yapacaktır.]
Ahmed Said Faruki hazretlerinin oğlu Muhammed Mazhar
hazretleri de, İmam-ı Rabbani hazretlerinin hayatını anlattığı
kitabında buyuruyor ki:
Her yüz sene başında bir müceddid yani dini kuvvetlendirici
gelir, ama yüz senede gelen müceddid ile, bin senede bir gelen
müceddid arasında çok fark vardır. Yüzle bin arasında ne kadar fark
var ise, bu iki müceddid arasında da o kadar, hatta daha çok fark
vardır. İmam-ı Rabbani hazretlerinin vakti şöyledir ki, eski ümmetler
zamanında dünyanın zulmetle dolduğu yıllarda, ülülazm bir
Peygamber gelir ve yeni bir din getirirdi. Ümmetlerin en hayırlısı,
Muhammed aleyhisselamın ümmetidir. Bu ümmetin Peygamberi de,
Peygamberlerin sonuncusudur. Bu ümmetin âlimleri, Benî İsrail’in
Peygamberleri gibidir. Hadis-i şerifte, böyle olduğu bildiriliyor. Bu
ümmette âlimlerin varlığı kâfi görüldü. Böyle bir vakitte, yani
Peygamber efendimizden bin sene sonra, marifeti tam, âlim ve ârif
bir zat lazımdır ki, eski ümmetlerdeki ülülazm bir Peygamberin yerini
tutsun. Zira bu ümmetin sonu, Peygamber efendimizin vefatından
bin sene sonradır, çünkü bin sene geçmesinde büyük bir özellik ve
işlerin değişmesinde kuvvetli tesirler vardır. Bu ümmette ve bu dinde
değişiklik olmayacağına göre, şüphesiz geçmişlerdeki nispetin ve o
sağlam yolun, sonra gelenlerde yeniden kuvvetlenmesi zorunludur.
Böylece, İmam-ı Rabbani hazretlerinin mübarek zatında, nübüvvet
ve risaletin bütün üstünlüklerini toplayıp, bu yüksek makamla
diğerlerinden ayırdılar. (Menakıb ve Makamat-i Ahmediyye-i
Saidiyye)
Hazret-i Mehdi, İmam-ı Rabbani hazretlerinin bildirdiğine göre,
kendisinden bin sene sonra gelecek ve üçüncü binin müceddidi
olacaktır. (F. Bilgiler)
Görüldüğü gibi, hiçbir âlim, (İmam-ı Rabbani hazretleri, hazret-i
Mehdi’nin Peygamberimizden bin sene sonra geleceğini bildiriyor)
diye bir şey anlamamış; hepsi, Peygamber efendimizden bin sene
sonra gelecek olan müceddidin, İmam-ı Rabbani hazretleri olduğunu
bildirmiştir.
Hazret-i Mehdi’nin mezhebi
Sual: Mevdudi, (Mehdi ortaya çıkınca, mezhep diye bir şey
olmayacak. Mehdi, hayatın ana problemlerinde derin nüfuza sahip,
modern bir reformcu olacak. Mezhepleri kaldıracak. Fıkıh ve
tasavvuf âlimleri, onun getireceği yeniliklere karşı feryat edecekler.
O zaman, bu dört mezhepten kurtulacağız) gibi şeyler söylüyormuş.
Onun hayranları da aynısını söylüyorlar. Dört mezhep hak değil mi?
Hak olan dört mezhebi Mehdi niye kaldıracak?
CEVAP
Mevdudi mezhepsizdir, onun sözü dinde senet değildir.
Hak kalkarsa yerine bâtıl gelir. Hak olan mezhep, kaldırılmaz.
Mezhepleri kimse kaldırmayacaktır. Mezhepler dinin emriyle,
Peygamber efendimizin emriyle ortaya çıkmıştır. Mezhep imamı
demek, Peygamber efendimizin Kur’an-ı kerimden çıkardığı bilgileri,
Eshab-ı kiramdan işiterek toplayan, kitaba geçiren büyük âlim
demektir. Bu ise, Resulullah’a ve Kur’an-ı kerime uymak demektir.
Eshab-ı kiram, Resulullah’tan işittiklerine uyardı. Kendi
talebelerinden birine uymaya, yani dört mezhepten birinde
olmalarına lüzum yoktu. Onların her biri, bütün bilgileri asıl
kaynağından alıyordu.
Birbirlerine sorarak da öğreniyorlardı. Hepsi, mezhep
imamlarından daha çok âlim ve daha yüksek müctehid, yani
mezhep sahibiydiler. Bir müctehidin mezhebi kendi mezhebidir. Bir
müctehid olan Hazret-i Mehdi’nin mezhebi de, kendi mezhebidir.
Hazret-i Mehdi gelince, doğru İslam bilgileri unutulmuş ve
ortadan kalkmış olacak. Hazret-i Mehdi Ehl-i sünnet bilgilerini
tazeleyeceği zaman, zaten İslam âlimi kalmamış olacak. Yani fıkıh
ve tasavvuf âlimleri zaten kalmamış olacak. Dolayısıyla bu âlimler
değil, ortalık mezhepsizlere kaldığı için, onlar Hazret-i Mehdi’ye
karşı koyacaklar, feryat edecekler. Hazret-i Mehdi, âlimleri değil, bu
türedileri zararsız hâle getirecektir.
Hazret-i İsa da, Hazret-i Mehdi gibi ictihad edecektir. İmam-ı
Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Muhammed Parisa hazretleri, Fusul-i sitte kitabında, (İsa
aleyhisselam gökten inip, İmam-ı a’zam Ebu Hanife’nin mezhebine
uygun ictihad edecek, onun helal dediğine helal diyecek, haram
dediğine haram diyecektir) buyuruyor. (3/17)
Hazret-i Mehdi, İslamiyet’i yayacak. Resulullah’ın sünnetlerini
ortaya çıkaracak. Bid’at işlemeye ve bid’atleri Müslümanlık olarak
yaymaya alışmış olan Medine’deki din adamı, Mehdi’nin sözlerine
şaşıp, (Bu adam bizim dinimizi yok etmek istiyor) diyecek. Hazret-i
Mehdi, bu din adamının öldürülmesini emredecektir. (1/255)
Görüldüğü gibi, Hazret-i Mehdi geldiğinde, hak mezheplerin
hükümleri unutulmuş olacak, bid’atler ortalığı kaplayacak, ortada
hak bir mezhep kalmayacaktır. Hazret-i Mehdi de yaygınlaşan bu
bâtıl mezhepleri, bid’atleri kaldıracaktır. Mezhepsizleri yok edecektir.
Bütün bu bildirilenlere rağmen, nasıl olur da, Müslümanlar için
rahmet olan dört hak mezhep ve fıkıh kitaplarında bildirilen
hükümler, ictihadlar, öcü gibi gösterilip, (Mehdi gelince bunlardan
kurtulacağız) diye mezhep düşmanlığı yapılabilir?
Hazret-i Mehdi gelince
Sual: (Mehdi gelince bütün mezhepleri kaldıracak. Müslümanlar
dört mezhepteki ihtilaflardan, ayrılıklardan kurtulacak, tek din, tek
mezhep olacaktır. Bir dinde bir mesele, mezhebin birine göre farz,
ötekine göre haram olur mu? Mehdi gelince bu ihtilaflara son
verecektir. Mehdi’nin bir an önce gelmesinin önemi buradan da
anlaşılıyor) deniyor. Asırlardır hiçbir İslâm âlimi, dört hak
mezhepteki farklı hükümlere itiraz etmemiştir. Mehdi niye hak
mezhepleri kaldıracak ki?
CEVAP
Hazret-i Mehdi geldiği zaman, dört hak mezhebi
kaldırmayacaktır. (Kaldıracaktır) demek, dört hak mezhebin bâtıl
olduğunu iddia etmek olur. Bu da asırlardır gelen İslâm âlimlerini
yalanlamak olur. Hangi Ehl-i sünnet âlimi, dört mezhebin hak
olmadığını söylemiştir?
Hak mezheplerdeki hükümlerin farklı olması, Peygamber
efendimizin emrettiği bir rahmettir. Allahü teâlânın gönderdiği
dinlerin hepsi de, amel yönüyle farklıydı. Âdem aleyhisselamın
diniyle Nuh aleyhisselamın, Musa aleyhisselamın dinleri farklıydı.
Farklı olmaları hak din olmalarını engellemez. Mesela şarap mubah
iken son gönderilen dinde haram kılındı. Niye dinde veya
mezheplerde farklı hüküm var demek, Allah'ı suçlamak olur. Allahü
teâlâ öyle dilemiş, öyle hükümler göndermiştir. Farklı ictihad da, yani
farklı hükümler de dinimizin emridir.
Hazret-i Mehdi geldiği zaman, herkes dinden uzaklaşmış, dört
hak mezhebin hükümleri unutulmuş, bâtıl mezhepler ve bid’atler
yayılmış olacak. Hazret-i Mehdi, hak mezhepleri ve dinin
hükümlerini değil, bu bid’atleri ve bâtıl mezhepleri kaldıracak ve
dinin hükümleri unutulduğu için ictihad edecektir. Yapacağı
ictihadlar, Hanefî mezhebine uygun olacaktır. Hazret-i İsa da aynı
şekilde ictihad edecektir.
Muhammed Parisa hazretleri, (Hazret-i İsa’nın yeryüzüne
indiği zaman yapacağı ictihadlar, Hanefî mezhebindeki
hükümlere uygun olacaktır) buyuruyor. (Füsul-i sitte)
Hak dinlerdeki farklı hükümler amelde olduğu gibi, dört hak
mezhep arasındaki farklar da, itikatta değil ameldedir. Bu ise,
Eshab-ı kiramın farklı ictihadı gibi rahmettir. İki hadis-i şerif meali:
(Eshabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız
hidayete erersiniz. Eshabımın ihtilafı [farklı ictihadları] rahmettir.)
[Taberani]
(Ümmetimin [âlimlerinin] ihtilafı [farklı ictihadları] rahmettir.)
[Deylemi]]
Sahabenin veya diğer müctehidlerin ictihadlarında doğruyu
bulma mecburiyeti yoktur. Doğruyu bulamasa da, isabet edemese
de yine sevab kazanır. Bunlara uyan da sevab kazanır. Bir hadis-i
şerif meali:
(Âlim, ictihadında hata ederse bir, isabet ederse iki sevab
alır.) [Buhari]
Farklı içtihada dil uzatmak, dinî yıkmaktan başka şey değildir.
Kıyamet ne zaman kopacak?
Sual: (Bu ümmetin ömrü 1500 yılı geçmez) diye bir hadis
olduğu söyleniyor. Bunun için, (10 sene sonra Mehdi, 20 sene sonra
İsa ortaya çıkacak. Kıyamet de, hicri 1545 ve miladi 2120’de
kopacak) deniyor. Bu doğru olabilir mi?
CEVAP
Böyle bir hadis-i şerife rastlamadık. Böyle bir hadis-i şerif olsa
bile, bundan kıyametin ne zaman kopacağı anlaşılmaz. Buna
benzer başka hadis-i şerifler de vardır. Birkaç örnek verelim:
1- Abdullah bin Mesud’un haber verdiği hadis-i şerifte, (İslam
değirmeni 35 yıl döner. Sonra helak olanlar bulunur. Daha
sonra gelenler, İslamiyet’i 70 yıl kuvvetlendirirler) buyuruldu.
Şah Veliyyullah-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki:
Bu hadis-i şerifte bildirilen vaktin başlangıcı, ilk cihadın
başladığı, hicretin ikinci yılıdır. 35. yılda, hazret-i Osman şehid
edilerek, Müslümanlar arasında ayrılık oldu. Cihad ve İslamiyet’in
yayılması durdu. Allahü teâlâ, hilafete tekrar düzen verip, cihad
yeniden başladı. Emevi devletinin sonuna kadar devam etti. Abbasi
devleti kurulurken, ortalık yine karıştı. Çok Müslüman öldü. Sonra
Allahü teâlâ, hilafete düzen verip, Hülagü’nün Bağdat’ı yakıp
yıkmasına kadar sürdü. (Kurret-ül ayneyn)
Buradaki tarihleri toplayıp da, İslamiyet 70+35=105 yıl sonra
ortadan kalkar denmez. Bunlar, Müslümanların kuvvetli olduğu
zamanı bildirmektedir.
2- Sa’d ibni Ebi Vakkas’ın bildirdiği hadis-i şerifte, (Dua
ediyorum ki, ümmetimin kuvvetini, yarım günün sonuna kadar
sürdürsün) buyuruldu. Yarım gün ne kadar denilince, Sa’d, (500
yıldır) dedi. Yine Şah Veliyyullah-ı Dehlevi, (Bu hadis-i şerif, Abbasi
devletinin ömrünü [524 yılı] göstermektedir) buyurmuştur. (Kurret-ül
ayneyn)
Bu hadis-i şerife bakıp da, Peygamberimizden 500 sene sonra
kıyamet kopar diyen olmamıştır.
3- Bir hadis-i şerifte, (Ümmetim istikamet üzere giderse bir
gün [bin yıl] yaşar. İstikamet üzere gitmezse, yarım gün [500 yıl]
yaşar) buyuruldu. Buna bakıp da, hicri 1000 veya 500’de kıyamet
kopar diyen olmamıştır.
4- (Dünyanın ziyneti, yüz elli yılında kaldırılır.) [Hayrat-ülhisan]
Büyük fıkıh âlimi Şems-ül-eimme Abdülgaffar Kerderi, (Bu
hadis-i şerif, İmam-ı a’zam Ebu Hanife’yi bildiriyor, çünkü o 150’de
vefat etmiştir) dedi. (Redd-ül-muhtar)
Hicri 150’den sonra, İslamiyet ortadan kalkar denmez.
5- (Ümmetim beş tabakadır. Her bir tabaka 40 yıldır. Benim
ve Eshabımın dönemi, ilim ve iman ehli dönemidir. 80’e kadar
gelenler, iyilik ve takva ehlidir. 120’ye kadar gelenler, merhamet
ve sıla ehlidir. Bunlardan sonra, 160’a kadar gelenler, sıla-ı
rahimden kesilir ve birbirlerine yüz çevirir. Bunlardan sonra,
200’e kadar gelenlerde ise, harpler ve karışıklıklar olur.)
[Ramuz]
Burada açıkça, (Ümmetim beş tabakadır. Her tabaka 40
yıldır) deniyor. Buna bakıp da, Peygamberimizden 200 yıl sonra
kıyamet kopacak diyen olmamıştır.
Görüldüğü gibi, ümmetim şu kadar yaşar veya ümmetimin ömrü
şu kadardır diye bildirilen hadis-i şeriflerin, kıyametin kopmasıyla
hiçbir ilgisi yoktur.
Cebrail aleyhisselam, meşhur Cibril hadisinde bildirildiği gibi,
(Kıyamet ne zaman kopacak?) diye sorduğunda Peygamber
efendimiz, (Bu konuda sorulan, sorandan daha bilgili değildir)
buyurmuştur. (Buhari, Müslim)
Dört âyet-i kerime meali de şöyledir:
([Resulüm] Sana, kıyametin ne zaman gelip çatacağını
soruyorlar. Onlara de ki: Onu ancak Rabbim bilir, onun vaktini,
Ondan başka belirtecek yoktur. Göklerin ve yerin, ağırlığını
kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir. Sen sanki
biliyormuşsun gibi sana ısrarla soruyorlar. Onlara de ki: Onu
bilmek ancak Allah’a mahsustur, ama insanların çoğu bu
gerçeği bilmez.) [Araf 187]
(İnsanlar senden kıyametin zamanını soruyorlar. Onlara de
ki: Onun bilgisi ancak Allah katındadır. Ne bilirsin, belki de
zamanı yakındır.) [Ahzab 63]
(Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi yalnız Allah’a aittir.
Onun bilgisi dışında hiçbir ürün kabuğundan çıkmaz, hiçbir dişi
gebe kalmaz ve doğurmaz. Onlara: “Bana koştuğunuz ortaklar
nerede?” diye seslendiği gün: “Sana, buna dair bizden hiçbir
şahit olmadığını arz ederiz” derler.) [Fussilet 47]
(Senden kıyametin ne zaman gelip çatacağını sorarlar.
[Allah bildirmedikçe] sen onu nereden bilirsin ki? Onu ancak
Allah bilir.) [Naziat 42-44]
Şu üç hadis-i şerif bile, hazret-i Mehdi’nin gelmesine, kıyametin
kopmasına, daha çok zaman olduğunu açıkça bildirmektedir:
(Küfür, her tarafı kaplamadıkça ve açıktan yapılmadıkça
Mehdi gelmez.) [M. Rabbani]
(Kıyamet kopmadan yüz yıl öncesinde yeryüzünde Allah’a
ibadet eden kalmaz.) [Hâkim]
(Yeryüzünde Allah diyen Müslüman kaldığı sürece kıyamet
kopmaz.) [Müslim, Tirmizi]
Allah diyen Müslüman olduğuna göre, bugün veya yarın nasıl
kıyamet kopar?
Peygamber efendimizin ve Cebrail aleyhisselamın kıyametin ne
zaman kopacağı bilinemez dediği bir hususta kesin tarih vermek de,
ne büyük cüret, ne çirkin bir iştir.





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

Bugün 159195 ziyaretçi (497935 klik) kişi burdaydı!

DUYURU PANOSU

SİTEMİZDE ULAŞMAK İSTEYİPTE ULAŞAMADIĞINIZ KONULARI MESAJLA BİLDİREBİLİRSİNİZ.... İSLAMİ BİLGİLER

Video

TR.GG REKLAM

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=