BAŞLIK

Haberiniz olsun ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'a aittir. O, kullarının ne yaptıklarını ve ne düşündüklerini bilir. O'nun huzuruna çıkarıldıkları gün herkese yaptıklarını haber verecektir. Allah her şeyi bilir. (NÛR - 64)

Resimler

Dost Siteler

Başlık

Allah O'dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar akar gider. Bütün işleri O yönetiyor. Âyetleri O açıklıyor ki, Rabbinizin huzuruna çıkacağınızı iyi bilesiniz. (RA'D/2) O, gökten yere, (yukarıdan aşağıya) işleri düzenler, sonra da o işler, sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O'na yükselir. (SECDE/5)

İSLAMİ BİLGİLER NAMAZ TEFSİR ORUÇ ABDEST

İSLAMİ BİLGİLER NAMAZ İLMİHAL BİLGİLERİ MEZHEP CANLI TV MÜBAREK GÜN VE GECELER HADİS NAMAZ KURAN-I KERİM DİNLEPEYGAMBERLER HAYATI NAZAR BESMELENİN FAZİLETİ CİNLER NASİH

Akla olan ihtiyaç

Akla olan ihtiyaç
Sual: Dini anlayabilmek için, başkalarının (Peygamberin,
sahabenin ve âlimlerin) aklı /gözü /kabulü ile değil, kendi aklımızla
idrake çalışmalıyız. Allah her kula iyiyi kötüden seçip ayırt edebilme
yetisi (furkan) vermiştir. Bu yetiyi kullanmayıp Peygamber, sahabe
ve âlimlerin aklı ölçü olmamalıdır. Allah aklını kullanmayanları
kötülemiyor mu?
CEVAP
Bu ne kadar yanlış bir görüş. Resulullahı ve âlimleri ölçü
almamak Kur’an-ı kerimi kabul etmemek demektir. Çünkü Kur’an-ı
kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Anlaşamadığınız bir işin hükmünü Allah’a [Kur'ana] ve
Resulüne [Sünnete] arz edin!) [Nisa 59] {Âlimlerin sünnete
bakması ayıplanacak şey mi? Allahü teâlânın emri değil mi?]
(Bunun hükmünü Resule ve ülül-emre [âlime] sorsalardı,
öğrenirlerdi.) [Nisa 83] {Ülül-emrin âlim demek olduğu tefsirlerde
yazılıdır. Resulullah da (Ülül-emr, fıkıh âlimleridir) buyurdu.
(Darimi)}
(Bu misalleri ancak âlim olanlar anlar.) [Ankebut 43] {Demek
ki herkes Kur’an-ı kerimi anlayamıyor, ancak âlimler anlıyor. Âlimleri
rehber edinmek niye ayıplanıyor ki?}
(Bilmiyorsanız âlimlere sorun!) [Nahl 43] {Bilmeyenin âlimlere
sorması Allahü teâlânın emridir.}
(Allah’tan en çok korkan ancak âlimlerdir.) [Fatır 28] {Çünkü
âlim, Allahü teâlâyı en iyi tanıyor ki, Ondan korkuyor. Allah’tan
korkmak büyük mertebedir. Resulullah, (Allah’tan en çok ben
korkarım) buyurdu. (Buhari) Bu âyet ile bu hadis-i şerif âlimin
değerinin ne kadar yüce olduğunu göstermektedir.}
(Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?) [Zümer 9] {Demek ki
akıl herkeste ölçü olmuyor, bilen de bilmeyen de var. Resulullah
efendimizin ve âlimlerin yanında kendi aklımızın ne önemi var? Öyle
olsa idi akıl sayısı kadar din olurdu. Nitekim aklına göre Kur’anı
yorumlamaya çalışanlar, sayısız grup ve fırkanın meydana
çıkmasına sebep olmuşlardır. Âlimlere uyan, bilenlere soran aklını
kullanmış olur. Yüzme bilmeden, herkes yüzüyor, onlar da insan
diyerek deryanın ortasına atlayan kimse, çok geçmeden boğulur.
Herkes haddini bilmelidir.}
Hangi şeyin hak, hangi şeyin bâtıl, hangi şeyin iyi, hangisinin
kötü olduğu da ancak, dinin bildirmesiyle anlaşılır. İnsanların iyi
veya kötü demesiyle, bir şey iyi veya kötü olmaz. Çünkü birisine
göre iyi olan bir şey, diğerine göre kötüdür. Mesela evlilikte nikah,
Müslümanlara göre, lüzumlu ve iyi ise de, bazı ateistlere göre
saçmadır! Bu bakımdan akıllı kimdir? Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Akıllı olan, Allah’a ve Resulüne inanıp ibadetlerini yapar.)
[İbni Muhber]
(Akıllı, Allahü teâlâdan en çok korkan, Onun emirlerine en
güzel uyandır.) [İbni Muhber]
(Akıllı, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için amel
edendir.) [Tirmizi]
(Allah indinde en kıymetliniz, akılca en üstün olanınızdır.) [İ.
Gazali]
Akıl bir ölçü aletidir. Allahü teâlâya ait bilgilerde ölçü olmaz.
Akıl, insandan insana değiştiği için, bazı insanlar dünya işlerinde
isabet ettiği halde, bazıları yanılabilir.
Aklın belli bir sahası vardır. Bunun dışındakileri ölçmeye,
anlamaya gücü yetmez. Akıl insanlar arasında eşit olarak bulunmaz.
En yüksek akıl ile en aşağı akıl arasında binlerce dereceleri vardır.
Şu halde “Aklın yolu birdir” demek çok yanlıştır. Her işte ve hele
dini işlerde akla güvenilemez. Din işleri, akıl üzerine kurulamaz.
Çünkü akıl, bir kararda kalmaz. En akıllı denilen kimse, din işlerinde
değil, uzman olduğu dünya işlerinde bile, çok hata eder. Çok
yanılan bir akla nasıl güvenilebilir?
Dinin temeli
Akıl çok şeyi anlar. Fakat her şeyi anlayamaz. Anlaması da
kusursuz, tam değildir. Çok şeyleri, Peygamberler bildirdikten sonra
anlamaktadır. Akıl, dünya işlerinde bile çok kere yanılmaktadır.
Böyle olduğunu bilmeyen yoktur. Din bilgilerini, böyle bir akıl ile
tartmaya kalkışmak doğru olamaz. Din bilgilerini akıl ile inceleyip,
akla uygun olup olmamasına kalkışmak, aklın hiç yanılmaz
olduğuna güvenmek olur ve Peygamberlik makamına inanmamak
olur. Dinin temeli, Peygambere inanmaktır. Akıl, bu temel bilgiyi
kabul edince, Peygamberin bildirdiklerinin hepsini kabul etmiş olur.
Allahü teâlâ, aklımızdan istifade edebilmemiz için Peygamber
ve kitap gönderdiğine göre, artık bunlara inanmamak için bir
mazeret ileri sürülemez. Bugün Kur'an-ı kerimin büyük bir mucize
olduğunu Batılı bilginler bile itiraf etmektedir. Ayrıca tecrübi ilimlerle
de ispat edilmiştir. Bir kelimesi değişse, insan sözü karıştığı ehlince
kolay anlaşılır. Allahü teâlâyı kabul edip de, emir ve yasaklarını
kabul etmemek akla uygun değildir. Güneşe inanıp da, ışık ve
ısısına inanmamak, doğuma inanıp da ölüme inanmamak gibi
abestir.
Akılla izah etmek
Sual: Allahü teâlânın varlığını ve dinimizin hükümlerini daha iyi
anlamak ve kalbimizin tatmin olması için, bunları akılla izah eden
kitapları okumak gerekmez mi?
CEVAP
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Kalbi itminana kavuşturan tek yol vardır. Bu da, Allahü teâlâyı
zikretmektir. Akılla, kalb itminana kavuşamaz, yani tatmin olmaz. Bir
âyet-i kerime meali:
(Biliniz ki, kalbler ancak zikirle itminana kavuşur.) [Rad 28]
Allahü teâlânın ismini söyleyip onu hatırlarken, onunla bir
bağlılık kurulamaz; ama hatırlayanla, hatırlanan arasında, az bir
bağlantı hâsıl olur. Bu bağlılıktan da, sevgi doğar. Zikredenin,
kalbini sevgi kaplayınca, kalbde itminan hâsıl olur. Kalbde itminan
hâsıl olması, insanı sonsuz saadetlere kavuşturur. (1/92)
Burada delil aramanın yeri yoktur; çünkü Allahü teâlânın varlığı
meydandadır. Meydanda olmasında hiç şüphe yoktur. Her şeyden
daha açıktır. Ancak, kalbi hasta, gözünde perde olan anormal kimse
göremez. Her şey, açıktaki beş duygumuzla anlaşılır. Hepsinin
varlığı, Allahü teâlâdandır. (1/247)
Aklın Peygambere kolay inanması, kalbde tam iman hâsıl
olması için, en yakın yol Allahü teâlâyı zikretmektir. Böylece tam
imana kavuşur. Düşünerek, akılla ölçerek bu yüksek makama
kavuşmak çok güçtür. Dini hükümleri kendi aklıyla anlamak isteyen,
Peygamberliğe inanmamış olur. (1/214)
Sual: Mümin veya kâfir iken deliren, deli iken ölse, delirmeden
önceki durumuna göre mi muamele edilir?
CEVAP
Evet.





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

Bugün 158212 ziyaretçi (496276 klik) kişi burdaydı!

DUYURU PANOSU

SİTEMİZDE ULAŞMAK İSTEYİPTE ULAŞAMADIĞINIZ KONULARI MESAJLA BİLDİREBİLİRSİNİZ.... İSLAMİ BİLGİLER

Video

TR.GG REKLAM

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=