BAŞLIK

Haberiniz olsun ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'a aittir. O, kullarının ne yaptıklarını ve ne düşündüklerini bilir. O'nun huzuruna çıkarıldıkları gün herkese yaptıklarını haber verecektir. Allah her şeyi bilir. (NÛR - 64)

Resimler

Dost Siteler

Başlık

Allah O'dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar akar gider. Bütün işleri O yönetiyor. Âyetleri O açıklıyor ki, Rabbinizin huzuruna çıkacağınızı iyi bilesiniz. (RA'D/2) O, gökten yere, (yukarıdan aşağıya) işleri düzenler, sonra da o işler, sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O'na yükselir. (SECDE/5)

İSLAMİ BİLGİLER NAMAZ TEFSİR ORUÇ ABDEST

İSLAMİ BİLGİLER NAMAZ İLMİHAL BİLGİLERİ MEZHEP CANLI TV MÜBAREK GÜN VE GECELER HADİS NAMAZ KURAN-I KERİM DİNLEPEYGAMBERLER HAYATI NAZAR BESMELENİN FAZİLETİ CİNLER NASİH

Tarihte medeniyetler

Tarihte medeniyetler
Sual: Medeni ve medeniyet nedir?
CEVAP
Güzel ahlak sahibi olan ve zamanının fen bilgilerinde yükselmiş
olan Müslümana medeni denir. Fende ilerlemiş, fakat ahlaksız olan
medeni olamaz. Fende geri ve ahlakı bozuk olana vahşi denir.
Medeniyet, şehirler yapmak ve insanlara hizmettir. Bu da, fen ile,
sanat ve güzel ahlak ile olur. Kısacası, fen ve sanatın güzel ahlak ile
birlikte olmasına medeniyet denir.
Medeni bir insan, her şeyden önce, güzel ahlaklı, dürüst ve
çalışkandır. Fen ve sanatı insanların hizmetinde kullanır. Din
terbiyesi almış, fen bilgilerini de öğrenmiştir. Sözü, özü doğrudur.
İşlerini son derece dikkat ile başından sonuna kadar takip eder.
Gerekirse, iş saatinden fazla çalışmaktan hiç çekinmez. Böyle
çalışmaktan, iş görmekten zevk alır. Yaşlansa bile, kolay kolay
işinden ayrılmaz. Âmirlerine itaat eder. Dininin emir ve yasaklarına
titizlikle uyar. İbadetlerini asla terk etmez. Evladının imanlı, ahlaklı
yetişmesine çok önem verir. Onları kötü arkadaşlardan, zararlı
yayınlardan korur. Zamanın kıymetini bildiği için, her işini dakikası
dakikasına yapar. Vaadine sadık olur. Din ve dünya vazifelerini
bitirmeden içi rahat etmez. Bir işi geciktirmek, yarına bırakmak şöyle
dursun, yarın yapılacak bir işi bugün yapar. Görülüyor ki, gerçek
Müslüman ilerici; dinsiz olan ise gericidir.
İki çeşit medeniyet görülmüştür
Tarihte iki çeşit medeniyet görülmüştür. Bunlardan biri ilahi
dinlere inananların ortaya koyduğu medeniyetler, diğeri de
inançsızların uygarlığıdır. Eski Hind, Asur, Mısır, Yunan ve Roma
uygarlıkları, putperest toplumların dünya hayat anlayışlarını
göstermektedir. Onların ilah kabul ettikleri putların bazı insanlara,
bilhassa krallara (Firavun, Promethe, Afrodit gibi) hulul ettikleri,
yani vücutlarına girip yerleştiği, böylece bu kralların yarı
tanrılaştıkları kabul edilirdi. Buna göre şekillenen günlük hayatta
insanlar, asiller, aristokratlar, plepler, köylüler, köleler ve daha çeşitli
isimler altında sınıflandırılır, hakim olan sınıflar diğerlerini dini,
ekonomik ve beşeri bakımdan sömürür ve onlara zulmederlerdi.
Atina’daki hipodromlarda insanları çıplak olarak spor
müsabakalarına sokmak, çeşitli adlar altında tertipledikleri
eğlencelerde şarap içerek her türlü çılgınlığı yapmak ve Roma’da
köle yaptıkları ve gladyatör dedikleri insanları birbirleriyle ölümüne
dövüştürmek ve aç bırakılmış aslanlara parçalattırmak vahşeti,
zevkleri idi.
Batı’nın ortaya koyduğu uygarlık, Hıristiyan olan milletlerin eski
inanç, örf ve âdetleri ile karışarak yarı putperest bir medeniyet
olmuştur. Hazret-i İsa’dan sonra bozulmaya başlayan Hıristiyanlık,
felsefecilerin, papaların ve krallarının müdahaleleriyle daha çok
bozulmuştur. Böylece Orta Çağ Avrupa’sı, puthaneye döndürülmüş
kiliseler ile zalim derebeyi ve kralların şatoları etrafında binbir çeşit
hurafe ile doldurulmuş kafalar, adalet ve merhametten mahrum
kalbler ve cehaletin kararttığı daracık ufukları içinde kaba, görgüsüz
ve yarı vahşi insanlarla doldu. Hastalıklar çaresiz, hastalar
bakımsız, fakirler ve köylüler hor ve zelil, ilim adamları, düşünürler
tehlikeli, kadınlar her türlü hakaret ve zilletin hedefi idi.
İslam medeniyeti
Müslümanların İspanya’yı fethederek burada bir İslam
medeniyeti kurmaları ve Haçlı Seferleri sonunda, Avrupalılar önce
şaşkınlık ve hayranlık içinde bocalamışlar, sonra yavaş yavaş
uyanarak, çocuklarına Endülüs Üniversitelerinde fen bilgileri tahsil
ettirmeye, İslam âlimlerinin fen bilgileri kitaplarını kendi dillerine
çevirmeye ve Müslümanlarda gördükleri teknik aletleri yapmaya
başladılar.
Bu arada İslam âlimlerinin eski Yunan filozoflarının bozuk
kitaplarına verdikleri ilmi, inandırıcı cevapları okuyarak içine
düştükleri bataklıklardan kurtulmaya çalıştılar. Bu hâl, İslamiyet’in
üstünlüğü karşısında ezilen ve papazların aforoz tehdidiyle
suskunluk içinde olan Avrupalıları bu defa eski Yunan mitolojisini
incelemeye, öğrenmeye sevk etti. Öğrendiklerini resim, heykel,
felsefe ve edebiyat eseri, müzik bestesi olarak kendilerine göre
yeniden yazarak ve yayarak yeni bir yol tuttular. Bunlara Rönesans,
Hıristiyanlık dininde yaptıkları değişikliklere de reform adını verdiler.
Böylece Avrupa’da gün geçtikçe tesiri azalan ve bir süs unsuru
haline gelen bir kilise, ruhi açlıklarını tatmin için sık sık değiştirdikleri
sanat ve estetik anlayışları ile maddi refahı hedef alan bir ilim,
teknoloji ve sanayileşme başladı. Fransızların övündükleri Versailles
sarayında bir hamam yoktu. Su ve temizlik düşmanlığı, papazlardan
başlayarak, krallarda, asillerde ve halkta yaygındı.
Müslüman milletlerden ve bilhassa Osmanlılardan görüp
öğrendiklerini tatbik ederek, üzerinde asırlar boyu çalışıp geliştirerek
bugünkü ilmi ve teknolojik seviyelerine ve ihtilallerle yerleştirilen
rejimlere ulaştılar. Hıristiyanlığın, bir fantezi ve teselli kaynağı olarak
kabul ettikleri teslis denilen üç tanrı inancı bir süs eşyası olarak
taşıdıkları haçlar ile her türlü eğlencelerinin sembolü haline gelmiş
şarap ve kilise korolarından türemiş çılgın bir batı müziği ve bunların
neticesi olarak her gün süratle artan ahlaki çöküntüye medeniyet
demek mümkün müdür?
Medeniyetler içinde her bakımdan mükemmel olanı İslam
medeniyetidir. İslam âlimleri, medeniyeti; beldelerin imar edilerek
insanlığın ihtiyaçlarını karşılayacak, rahat ve huzur içinde
yaşayacak şekle sokulması, insanların da ruhen, maddeten, fikren
ve ahlaken yükselmesi şeklinde tarif etmişlerdir. Müslümanların tarih
boyunca kurdukları bütün medeniyetlerin kaynağı, mümtaz örneği
ve rehberi, asr-ı saadettir. Tarihte olduğu gibi, bugün de dinimizi iyi
öğrenip, ona uymaya çalışırsak, maddi ve manevi sahada en
yüksek bir medeniyete ulaşmamız son derece kolay olacaktır.
Batı’yı taklit etmek
Batı’nın bâtıl inanışlarını, moda ve ahlaksızlıklarını taklit etmek,
medeniyet değil, milletin bünyesinde tahribat yapmaktır.
İslam dini, Müslümanların tembel, miskin oturmalarına izin
vermez. Müslümanların her türlü fen kollarında çalışarak
ilerlemelerini, başka dinden olanların fende buldukları yenilikleri,
onlardan öğrenmelerini, bunları kendilerinin de yapmalarını
emreder. Ziraat, ticaret, doktorluk, kimya ve harp sanayiinde
herkesten ileride olmalarını emreder. Müslümanlar, başka
milletlerdeki her çeşit fen vasıtalarını araştırır, öğrenir ve yapar.
Fakat onların bozuk dinlerini, kötü, çirkin huylarını, âdetlerini almaz,
taklit etmez.
Tarihi bir mektup
Osmanlı devletinde Rus sefiri olarak uzun seneler çalışan
İgnatiyef, hatıralarında, Sultan II. Mahmud zamanında 1821 de
Rum isyanının planlayıcısı, Patrik Gregoryus’un Rus çarı
Aleksandr’a yazdığı mektubu açıklamıştır. Mektup şöyledir:
(Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak imkansızdır. Çünkü
Türkler, Müslüman oldukları için çok sabırlı ve mukavemetli
insanlardır. Gayet mağrur ve izzet-i iman sahibidirler. Bu
hasletleri, dinlerine bağlılıklarından, kadere rıza
göstermelerinden, ananelerinin kuvvetinden, idarecilerine
[devlet adamlarına, komutanlarına, büyüklerine] olan itaat
duygularından gelmektedir. Türkler zekidir ve kendilerini
müspet yolda yönetecek reislere sahip oldukları müddetçe de
çalışkan ve gayet kanaatkârdırlar. Onların bütün meziyetleri,
hatta kahramanlık duyguları geleneklerine olan bağlılıklarından,
ahlak güzelliğinden ileri gelmektedir.
Türklerde önce itaat duygusunu kırmak ve manevi bağlarını
parçalamak, dini metanetlerini zayıflatmak gerekir. Bunun en
kısa yolu, milli gelenek ve dinlerine uymayan yabancı fikir ve
hareketlere alıştırmaktır.
Maneviyatları sarsıldığı gün, Türklerin kendilerinden şeklen
çok kudretli, kalabalık ve zahiren hakim kuvvetler önünde
zafere götüren asıl kudretleri sarsılacak ve onları maddi
vasıtaların üstünlüğü ile yıkmak mümkün olabilecektir. Bu
sebeple, Osmanlı Devletini tasfiye için, sadece harp
meydanlarındaki zaferler kâfi değildir. Hatta, sadece bu yolda
yürümek, Türklerin haysiyet ve vakarını tahrik edeceği için,
dikkatli olmalıdır. Yapılacak iş, Türklere hissettirmeden,
bünyelerindeki tahribatı tamamlamaktır.)
Bu mektuptaki (Türklerin maneviyat ve dinlerinin yıkılması için,
onları yabancı âdetlere alıştırmak ve onlara hissettirmeden
bünyelerindeki bu tahribatı tamamlamaktır) ifadesi çok ibret vericidir.
Bu hedeflere ise, Batı’nın inanç, moda ve ahlaksızlıklarını taklide
alıştırmakla ulaşılır. O halde oyuna gelmemelidir.
Batı ve vahşet
İslamiyet’i bir vahşet olarak tanıtan Hıristiyanların yaptıkları
vahşetler çoktur. Din namına yapılan Engizisyon zulümleri, Sent
Bartelemi faciası ve buna benzer toplu öldürmeler, Hıristiyanların,
mezhepleri farklı olan dindaşlarına ve diğer dinlere karşı
gösterdikleri akıl ermez vahşetleri birer birer teşhir etmektedir.
Müslüman idareciler arasında hiçbiri, hiçbir zaman Hıristiyanların
yaptıkları gibi, zulümler yapmamıştır. İslamiyet’te hiçbir mahlûka
zulüm yapmak caiz değildir. Müslüman din adamları zulme mani
olmuştur.
İngiliz ilim adamı Lord Davenport, Hazret-i Muhammed ve
Kur’an-ı kerim adındaki kitabında diyor ki:
(Ahlak üzerinde son derece titizliğidir ki, Müslümanlığın az
zamanda süratle yayılmasına sebep olmuştur. Müslümanlar,
muharebede kılınca boyun eğmiş olan başka din adamlarını,
daima af ile karşılamışlardır.
Juryo diyor ki:
Müslümanların Hıristiyanlara karşı davranışı ile, papalığın
ve kralların Müslümanlara reva gördüğü muamele, asla
birbirine benzetilemez. Mesela 1572 yılı Sent Bartelemi yortu
günü, IX. Şarl ve Kraliçe Katerina’nın emri ile Paris ve civarında
60 bin Protestan öldürüldü. Böyle nice işkencelerde dökülen
Hıristiyan kanları, Müslümanların harp meydanlarında
döktükleri Hıristiyan kanlarından kat kat fazladır. Bunun içindir
ki, birçok aldanmış insanı, İslamiyet’in, bir zulüm dini olduğu
zannından kurtarmak gerekir. Papalığın vahşet ve yamyamlık
derecesine varan işkenceleri yanında, Müslümanların gayri
müslimlere karşı davranışları, çok yumuşak olmuştur.
Chatfeld diyor ki:
(Müslümanlar, Hıristiyanlara karşı, Batılıların Müslümanlara
karşı uyguladıkları gaddar muameleyi uygulasalardı, bugün
Doğu’da tek Hıristiyan kalmazdı.)
İslamiyet, başka dinlerin hurafe ve şüpheler bataklığı
ortasında, çiçek temizliği ile yükselmiş, akli ve fikri asaletin
sembolü olmuş bir dindir.
İslamiyet, ilahlara insan kanı dökmek facia ve felaketinden
beşeriyeti kurtardı. Bunun yerine, ibadeti ve sadakayı
getirmekle, insanlara iyiliği emir etti. Sosyal adaletin temelini
kurdu. Böylece, kanlı silahlara hacet bırakmadan dünyaya
kolayca yayıldı. [İslam cihadı da bu demektir.]
İlim davasına Müslümanlar kadar bağlı ve saygılı hiç bir
millet gelmemiştir denilebilir. Muhammed aleyhisselamın pek
çok hadisleri, samimi bir ilim teşvikçisidir ve ilme saygı ile
doludur. İslamiyet, ilme maldan daha çok kıymet vermiştir.
Muhammed aleyhisselam, daima ilim öğrenmeyi ve yaymayı
emretmiş, Eshabı da, bu yolda çalışmışlardır.
Bugünkü fen ve medeniyetin, eski ve yeni eserlerin ve
edebiyatın koruyucuları, Emeviler, Abbasiler, Gazneliler ve
Osmanlılar zamanındaki Müslümanlar olmuştur.)
Buraya kadar bazı parçalarını yazdığımız Davenport’un İngilizce
kitabı, misyonerler tarafından piyasadan toplanarak, yok edilmek
istenmiştir.
Arapların Müslüman oluşu
İslamiyet’ten önce Arabistan çölünde oturanlar, yarı vahşi
bedevilerdi. Putperest idiler. Birçok putlara taparlardı. İlkel bir hayat
sürerlerdi. Kız çocuklarını diri diri gömmek gibi âdetleri vardı. Bu
yarımada, bir yol üzerinde olmadığı için, ne Büyük İskenderler, ne
Persler, ne Romalılar Araplarla hiç uğraşmamış, birçok kavimlerle
savaştıkları halde, Arapların yanından geçmemişlerdi. Bu sebepten,
İranlıların, Romalıların ahlaksızlıkları, zulümleri, hilekârlıkları
Araplara bulaşmadı.
İşte böyle aciz, zavallı, fakat saf ve temiz olan bir kavim, onlara
rehberlik eden Muhammed aleyhisselamın getirdiği İslam dini
sayesinde birdenbire değişmiş, tam bir medeniyete kavuşmuş,
harikulâde [olağanüstü] bir gayret ile 30 yıl içinde, şarkta Türkistan,
Hindistan; batıda İspanya olmak üzere akla hayret veren çok
kudretli bir İslam devleti meydana getirmiştir.
İlimde, fende ve medeniyette son derece ilerlemişler, o zamana
kadar bilinmeyen birçok şey keşfetmişlerdir.
İlim, fen, tıp ve edebiyatta en yüksek mertebeye varmışlardır.
İlimde o kadar ileri gitmişlerdi ki, Papalar bile Endülüs
üniversitelerinde okuyor, dünyanın her tarafından koşup gelenler, bu
üniversitelerde fen ve tıp tahsil ediyorlardı.
O zamanın Avrupa’sından bahseden John W. Drapper gibi
tarafsız bir tarihçi, Avrupa’nın manevi inkişafı ismindeki eserinde
şöyle demektedir:
(O zamanki Avrupalılar, tamamen barbardı. Hıristiyanlık
onları barbarlıktan kurtaramamıştı. Hıristiyan dininin
başaramadığını, İslam dini başardı. İspanya’ya gelen Araplar,
önce onlara yıkanmasını öğrettiler. Sonra, onların üzerindeki
parça parça olmuş, bitlenmiş hayvan postlarını çıkararak,
temiz, güzel elbiseler giydirdiler. Evler, konaklar, saraylar
yaptılar. Onları okuttular. Üniversiteler kurdular. Hıristiyan
tarihçiler İslam’a karşı olan kinlerinden ötürü, bu hakikati
gizlemeye çalışmakta, Avrupa’nın medeniyette Müslümanlara
ne kadar borçlu olduğunu bir türlü itiraf edememektedirler.)
30 yıl içinde bir vahşi kavmi, hem de küçük bir insan
topluluğunu, dünyanın en muazzam, en medeni, en yüksek ahlaklı,
en yüksek seciyeli, en kahraman, en bilgili bir millet hâline getirmek,
herhangi bir insanın, bir liderin, bir kumandanın yapacağı iş değildir.
Bu, ancak Allahü teâlânın âlemlere rahmet olarak gönderdiği
Peygamber efendimizin mucizesidir.
Fende ileri olmak
Sual: Fende ilerlemek medeniyette de ilerlemek sayılır mı?
CEVAP
Medeniyet, sadece fende ilerlemek değildir, fen vâsıtalarını
insanların hayrına kullanmaktır. Eğer insanların zararına
kullanılıyorsa, ona medeniyet değil vahşet denir. Güçlü bir ülke,
atom bombası yapıp diğer ülkeleri yok ederse, bu medeniyet olmaz.





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

Bugün 156974 ziyaretçi (494097 klik) kişi burdaydı!

DUYURU PANOSU

SİTEMİZDE ULAŞMAK İSTEYİPTE ULAŞAMADIĞINIZ KONULARI MESAJLA BİLDİREBİLİRSİNİZ.... İSLAMİ BİLGİLER

Video

TR.GG REKLAM

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=