BAŞLIK

Haberiniz olsun ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'a aittir. O, kullarının ne yaptıklarını ve ne düşündüklerini bilir. O'nun huzuruna çıkarıldıkları gün herkese yaptıklarını haber verecektir. Allah her şeyi bilir. (NÛR - 64)

Resimler

Dost Siteler

Başlık

Allah O'dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar akar gider. Bütün işleri O yönetiyor. Âyetleri O açıklıyor ki, Rabbinizin huzuruna çıkacağınızı iyi bilesiniz. (RA'D/2) O, gökten yere, (yukarıdan aşağıya) işleri düzenler, sonra da o işler, sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O'na yükselir. (SECDE/5)

İSLAMİ BİLGİLER NAMAZ TEFSİR ORUÇ ABDEST

İSLAMİ BİLGİLER NAMAZ İLMİHAL BİLGİLERİ MEZHEP CANLI TV MÜBAREK GÜN VE GECELER HADİS NAMAZ KURAN-I KERİM DİNLEPEYGAMBERLER HAYATI NAZAR BESMELENİN FAZİLETİ CİNLER NASİH

Meleklere iman

Meleklere iman
Meleklere iman nasıl olmalı
Sual: Meleklere iman nasıl olmalıdır?
CEVAP
İmanın ikinci şartı, Meleklere imandır. Amentü’deki, (Ve
melaiketihi) ifadesi, Allahü teâlânın meleklerine inanmayı, iman
etmeyi bildirmektedir.
Melekler, Hayat sahibi, diri, nurani yaratıklar olup, akıl
sahibidirler. Allahü teâlânın sevgili ve kıymetli kullarıdır, ortakları ve
kızları değildir. Allahü teâlânın emirlerine itaat ederler, isyan
etmezler. Günah işlemezler. Erkek ve dişi değildir. Evlenmezler,
doğurmazlar, çoğalmazlar, çocukları olmaz, yiyip içmezler. Allahü
teâlâ, bunlardan bazılarını peygamber olarak seçmiştir. Diğer
meleklere vahiy [haber] götürmek görevi ile şereflendirmiştir.
Peygamberlerin kitaplarını ve sayfalarını getiren de bunlardır.
Mesela Enam suresini Cebrail aleyhisselam ile birlikte 70 bin melek
getirmiştir. Bunlar hata etmez, unutmaz. Hile yapmaz, aldatmazlar.
Bunların Allahü teâlâdan getirdikleri hep doğrudur, şüpheli, ihtimalli
değildir. Kendilerine verilen emirleri yapmaktan başka işleri yoktur.
En üstünleri 4 tanedir:
Cebrail aleyhisselam: Meleklerin en üstünüdür. Vazifesi,
Peygamberlere vahiy getirmek, emir ve yasakları bildirmektir.
Cebrail aleyhisselamın günah işleyeceğini veya yanlış bir iş
yapacağını sanmak çok tehlikelidir. Çünkü Allahü teâlâ buyurdu ki:
(Ey Resulüm de ki; “Cebrail’e düşman olan, Allah’a
düşmandır.” Çünkü o, Kur’an-ı kerimi, Allah’ın izniyle,
kendinden önce gelen kitapları doğrulayıcı, bir hidayet rehberi
ve müminler için müjdeci olarak senin kalbine indirmiştir.)
[Bekara 97]
İsrafil aleyhisselam: Sura üfürmekle vazifelidir. Birinci
üfürmesinde hasıl olan sesi işiten, Allahü teâlâdan başka her diri
ölecek, ikincisinde hepsi tekrar dirilecektir.
Mikail aleyhisselam: Rızk gönderilmek, ucuzluk, bolluk, kıtlık,
pahalılık ve her maddeyi hareket ettirmekle vazifelidir.
Azrail aleyhisselam: İnsanların ruhunu almakla vazifelidir.
Bunlardan sonra dört sınıf melek vardır. Hamele-i Arş denen
melekler dört tanedir. Huzur-i ilahide bulunan meleklere,
Mukarrebin denir. Azab meleklerinin büyüklerine Kerubiyan,
rahmet meleklerine Ruhaniyan denir. Cennet meleklerinin
büyüğünün adı Rıdvan, Cehennem meleklerinin büyüğünün adı
Malik’tir. Cehennem meleklerine Zebani denir. Bunlar,
Cehennemde emredilen vazifelerini yapar. Denizin balığa zararlı
olmaması gibi, Cehennem ateşi de bunlara zarar vermez. İnsanların
iki omuzunda bulunup, iyiliklerini ve kötülüklerini yazan Kiramen
katibin ismindeki iki melek ile, cinden koruyan meleklere, Hafaza
melekleri denir. Sayısı en çok olan mahlûk meleklerdir.
"Zebani gibi bir zalim", "Azrail gibi cani, işkenceci bir Zebani",
“Çocuğunuzu terbiye etmezseniz, anarşist olur, Azrail ve Zebani
olur” gibi sözler uygun değildir. [Bunları mecaz olarak da örnek
vermek uygun değildir. Allahü teâlânın emrine uyarak iman eden,
emir ve yasaklara uyan müslümanlara mesela namaz kılan, oruç
tutan, kul hakkı yemeyen, zina etmeyen müslümanlara ahmak,
gerici, örümcek kafalı denir mi hiç? Bunun gibi, Allahü teâlânın
emrini yerine getiren meleklere cani, işkenceci, zalim denir mi hiç?
Mecazı da, örneği de, şakası da çok çirkindir.] Meleklere hakaret
eden Müslüman dinden çıkar. Bütün melekler günahsızdır, cani,
işkenceci, zalim değildir. Allahü teâlânın emrini yerine getirirler.
(Feraid-ül-fevaid)
Diğer melekler
Sual: Dört büyük melekten başka, bilinen diğer melekler ve
görevleri nelerdir?
CEVAP
Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri buyuruyor ki:
Dört büyük melekten sonra üstün olan melekler dört sınıftır:
1- Hamele-i Arş denen melekler dört tanedir.
2- Huzur-i ilahide bulunan meleklere, Mukarrebin denir.
3- Azap meleklerinin büyüklerine, Kerubiyan denir.
4- Rahmet meleklerine, Ruhaniyan denir.
Bunların hepsi, meleklerin üstünleridir.
Cennet meleklerinin büyüklerinin adı Rıdvan’dır. Cehennem
meleklerine zebani denir. Bunlar cehennemde emredilen vazifelerini
yapar. Cehennem ateşi bunlara zarar vermez. Denizin balığa zararlı
olmaması gibidir. Cehennem zebanilerinin büyükleri 19 tanedir. En
büyüğünün ismi Malik’tir.
Her insanın, hayır ve şer, bütün işlerini yazan, ikisi gece, ikisi
gündüz gelen dört meleğe, kirâmen kâtibîn veya hafaza melekleri
denir. Hafaza meleklerinin, bunlardan başka olduğu da, bildirilmiştir.
Sağ taraftaki melek, soldakinin amiridir, iyi işleri ve ibadetleri yazar.
Soldaki kötülükleri yazar.
Kabirlerde, kâfirlere ve âsi müslümanlara azap edecek melekler
ve kabirde sual soracak melekler vardır. Sual meleklerine Münker
ve Nekir denir. Müminlere soranlara Mübeşşir ve Beşir denir.
Sayısı en çok olan mahlûk meleklerdir. Bunların sayılarını
Allahü teâlâdan başka kimse bilmez. Göklerde, meleklerin ibadet
etmedikleri, boş bir yer yoktur. Göklerin her yeri, rükûda veya
secdede olan meleklerle doludur. Göklerde, yerlerde, otlarda,
yıldızlarda, canlılarda, cansızlarda, yağmur damlalarında, ağaçların
yapraklarında, her molekülde, her atomda, her reaksiyonda, her
harekette, her şeyde meleklerin vazifeleri vardır. Her yerde, Allahü
teâlânın emirlerini yaparlar. Allahü teâlâ ile mahlûkları arasında
vasıtadırlar. Bazıları, diğer meleklerin amiridir. Bazıları,
Peygamberlere haber getirir. Bazıları insanların kalbine iyi düşünce
getirir ki, buna ilham denir. Bazılarının, insanlardan ve bütün
mahlûklardan haberi yoktur. Allahü teâlânın cemali karşısında
kendilerinden geçmişlerdir. Her birinin belli yeri vardır. Oradan
ayrılamazlar. (İtikadname)
Görülmeyen şey yok mudur?
Sual: Ateistler, (Melek, cin, şeytan gibi varlıkları göremiyoruz.
Görülmeyen şey yoktur) diyorlar. Bu hususta açıklama yapar
mısınız?
CEVAP
Melek, cin ve şeytanı inkâr eden Müslüman olamaz. Bunlar
Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde açıkça yazılıdır.
Dünya, bir imtihan yeridir. Allahü teâlâ, Bekara suresinin
başında gayba imanı, yani görmeden inanmamızı emretmiştir. İyi ile
kötünün, inananla inanmayanın ayırt edilmesi için bir imtihan
gerekir. Allahü teâlâ imtihan etmeden de kullarının ne yapacağını,
suç, günah işleyeceğini bilir. Fakat, henüz suç işlemeden
cezalandırılsa, (Suçum yokken, imtihan edilmeden, beni
cezalandırmak doğru değil) diyebilir. İşte bunun gibi sebeplerle,
insanlar imtihan için dünyaya getirilmiştir. Söz dinleyenle,
dinlemeyen, suç işleyenle işlemeyen belli olsun diye, bazı yasaklar
konmuş, bazı ibadetleri yapma mecburiyeti getirilmiştir.
Mesela, (domuz eti veya besmelesiz kesilen kuzu eti niye
haram) diye soruluyor. Etin mutlaka bir zararı olduğu için değil, emri
dinleyenle dinlemeyen belli olsun diye de haram edilmiş olamaz mı?
Bu öyle bir imtihan ki sorular da, cevaplar da bellidir. Kabirde ne
sorulacak, ahirette ne sorulacak hepsi bellidir. Ben soruları ve
cevapları bilmiyordum diye itiraz edilemeyecektir.
Cin, şeytan, nazar, Cennet, Cehennem gibi şeylerin
görülmemesi de bir imtihandır. Görüldükten sonra imtihanın ne
önemi kalır? Çok çalışkan ve bilgili bir öğrenci ile çok tembel ve
cahil bir öğrenci imtihana girse, sorular ve cevaplar belli olsa, ikisi
de aynı şeyi yazacak, o zaman çalışkan talebe ile tembel olan
ayrılmayacaktır. Bilenle bilmeyenin ayrılması için [daha doğrusu
inananla inanmayanın ayrılması için] bir imtihan gerekmez mi?
Görülmeyen her şeye yok demek, aklı bırakıp, duyulara tâbi
olmak demektir. Hayvanlar duyularına tâbi olur; insan ise, akla tâbi
olur. İnsanların duyuları, hayvanlarınkinden daha geridedir. Köpek
çok kuvvetli koku alır. İnsan, bu kadar koku alamaz, gecenin zifiri
karanlığında yarasa gibi hareket edemez. İnsan, ışık olmadan,
karanlıkta göremediği halde, kedi görebiliyor. O halde göze değil,
akla göre karar vermek gerekir.
Mıknatısın manyetik gücünü gözle göremiyoruz. Fakat demiri
çekmesinden mıknatısta bir güç olduğunu anlıyoruz. Kumanda aleti
ile, TV’yi açıp kapatıyoruz. Kumanda aletinde gözle görmediğimiz
bir güç, bu işleri yapıyor. Uzaktan kumandalı bir aletle, otonun
kapıları açılabiliyor. Fakat bu işi yapan gücü göremiyoruz. O halde,
hisse değil, akla değer vermek gerekir. Lazer ışınları ile ameliyat
yapılıyor, demir kesiliyor. Bu ışınları ve manyetik dalgaları gözle
göremiyoruz. Göremediğimize yok demek akla, ilme uygun değildir.
Bir teldeki elektrik akımını gözle göremiyoruz. Fakat yaptığı
işlerden, içinde cereyan olduğunu anlıyoruz. Gözle görmediğimiz
için cereyanı inkâr edemeyiz. Yer çekimini de gözle göremiyoruz.
Fakat cisimlerin havaya değil de yere düşmesinden, yerde bir çekim
kuvvetinin olduğunu anlıyoruz.
İnsanları ayakta tutup hareket etmesini sağladığı için ruhun
varlığını anlıyoruz. Fakat gözle göremiyoruz. Hakkı bâtıldan ayıran
insana akıllı diyoruz. Fakat aklı da göremiyoruz. Görülmediği halde,
varlığı akılla anlaşılan çok şey vardır. Kimisi, bir şeye bakıp
beğendiği zaman gözlerinden çıkan şualar, yani nazar, canlı cansız
şeylerin bozulmasına sebep oluyor. Fen, belki bir gün, şuaları ve
etkilerini daha iyi açıklayacaktır.
Kısacası, tekrar edelim, göremediğimize yok demek akla, ilme
uygun değildir. Görülmeyen her şeye yok demek, aklı bırakıp,
duyulara tâbi olmak demektir. Hayvanlar duyularına tâbi olur; insan
ise, akla tâbi olur.
Cin vardır
Mutezilenin bir kısmı cinni inkâr ederken, bir kısmı, cinnin
varlığını kabul eder; fakat cinnin insana zarar verdiğini inkâr eder.
Nur-ül-İslam kitabında diyor ki: Cinlerin ilk babası Can’dır. Kur'an-ı
kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Canı da daha önce, zehirli, dumansız ateşten yarattık.) [Hicr
27]
Şeytanlar, iblisin zürriyetindendir. İblis de cin taifesindendir.
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(İblis cinlerdendi.) [Kehf 50]
Cin suresinin ilk âyetlerinde, cinlerden iman edenlerin de
olduğu bildirilmektedir. (Nas) suresinde cinlerden insanlara zarar
verenlerin bulunduğu, zararlarından Allah’a sığınılması
bildirilmektedir. Bu bakımdan cinleri inkâr edip, onların insanlara
zarar verdiğini inkâr eden kâfir olur. Süleyman aleyhisselamın
cinlerden de düzenli askerleri olduğu Kur'an-ı kerimde bildirilmiştir.
(Neml 17)
Cehennem, cin ve insanlarla doldurulacaktır. (Secde 13)
Cinler de insanlar gibi, Allah’ı tanımak ve Ona ibadet etmek için
yaratılmıştır. (Zariyat 56)
Kur'an-ı kerimde cin ile ilgili daha birçok âyet-i kerime vardır.
Hadis-i şerifte cinlerden korunmak için dualar bildirilmiştir. Göz ile
görmediğini inkâr etmek, akla da, ilme de aykırıdır.
Aklın doğru karar verebilmesi için
Akıl, göze değil, göz akla bağlıdır. Göz her şeyi göremez.
Mesela tecrübeler neticesinde havanın içinde çeşitli gazlar
bulunduğunu biliyoruz. Gözümüzle havayı ve içindeki gazları
göremiyoruz. Göremediğimiz için, aklımızı göze tâbi kılarak (Hava
ve gaz diye bir şey yoktur, olsaydı görürdük) demek aklı, tecrübeyi
hiçe saymak olur.
Bugün fen yolu ile suyun oksijen ve hidrojen denilen 2 gazdan
meydana geldiğini biliyoruz. Bu gazların biri yakıcı, diğeri de
yanıcıdır. Suya bakınca ne oksijeni, ne de hidrojeni görmemiz
mümkün olmaz. Hatta su renksiz olduğu için ağzına kadar dolu bir
şişedeki suyu bile göremeyiz. Aklı göze tâbi kılarak (Şişede su, suda
da gaz yoktur) diyebilir miyiz?
Aklın önemi, insanlığın şerefi, gözün görme kuvvetiyle
ölçülseydi, kedinin insandan daha şerefli olması gerekirdi. Çünkü
insan, ışık olmadan, karanlıkta göremezken kedi görebiliyor. O
halde göze değil, akla göre karar vermek gerekir.
Bazı zehirli gazlar, renksiz ve kokusuz olduğu için görülemez ve
varlığı anlaşılamaz. Tüpteki bir gazın çıkıp da odadaki insanları
zehirlememesi için gaza koku katılır. Bu sayede bir odadaki gazı
gözümüzle görmediğimiz halde, kokusundan dolayı anlarız.
İki biberin birinin tatlı, diğerinin acı olduğunu gözümüzle
anlayamayız. Gözün vazifesi bu değildir. Göz, belli bir uzaklıktan
sonraki ve belli bir büyüklükten daha küçük olan cisimleri göremez.
Küçük mikroplar görülemediği gibi, çok uzaktaki koca bir insan da
görülemez. Göremediğimiz için bunların yokluğu iddia edilemez.
Bazı gezegenlerin varlığından haberdar değiliz. Bugünkü fen,
bunları anlayamadığı için başka gezegenlerin yokluğu iddia
edilemez. Canlıları ayakta tutan ruhu da göremiyoruz, ama inkârı
mümkün değildir.
Cinni inkâr etmek, Allahü teâlâyı inkâr etmektir. Bunun için aklı,
fenni, göze tâbi kılmamalıdır! Aksine gözü, akla tâbi kılmalıdır! Akıl
da tek başına hakkı bulamaz. Akıl göz gibi, İslamiyet de ışık gibidir.
Yani aklın doğru karar verebilmesi için İslamiyet ışığına ihtiyacı
vardır.
1’den önce sayı var mı?
Allahü teâlâyı inkâr eden zeki bir dehri [ateist] vardı. Hıristiyan
din adamları bu dehriye cevap veremeyince, sana ancak İslam
âlimleri cevap verebilir diyerek onu Basra’ya gönderirler. Basra’ya
gelip, dünyada bana cevap verebilecek bir âlim bulamadım der.
Herkese meydan okur.
Hammad hazretleri, (Hele önce bizim çocuklarla tartış,
gerekirse âlimlerle görüşürsün) der, onun karşısına genç yaştaki
Numan bin Sabit’i [imam-ı a’zam Ebu Hanife hazretlerini] çıkarır.
Dehri, çocuk denilecek yaştaki bir gençle tartışmayı gururuna
yediremez. Kürsüye yumruk vurur, (Hani nerede, o meşhur
âlimleriniz) der.
Genç Numan bin Sabit onu, onun silahı ile vurur. (Ne o der,
demek benden korkmaya başladın?) Dehri bu söze tahammül
edemeyerek ilk sorusunu sorar:
- Var olan şeyin başlangıcı ve sonu olmaması mümkün mü?
- Mümkündür.
- Nasıl olur?
- Sayıları bilirsin birden önce hangi sayı vardır?
- Bir şey yoktur.
- Mecazi bir olanın önünde bir şey olmayınca, hakiki bir
olanın önünde ne olabilir?
- Peki hakiki olanın yönü ne tarafadır?
- Mumun ışığı ne taraftadır?
- Bir tarafta denemez.
- Mecazi ışık için böyle denirse ebedi nur olan için ne
denebilir?
- Her var olanın bir yeri olması gerekmez mi?
- Mahluklar için öyledir.
- İlah kâinatta ise, bir yerde görünmesi gerekmez mi?
- Yaratan ile yaratılan mukayese edilmez ama sütte yağı
görebiliyor musun?
- Görülmez.
- Sütte yağ olduğu bir gerçek iken, göremiyoruz diye nasıl
inkâr edilir? Ben de sana bir soru sorayım: Senin aklın var mı?
- Elbette var.
- Var olan şey görünür dedin. Aklın varsa gösterebilir
misin?
- Peki O, şu anda ne yapmaktadır?
- Sen bütün soruları kürsüden sordun. Biraz da ben
kürsüden cevap vereyim.
- Peki geç kürsüye.
İmam-ı a’zam olacak bu genç, kürsüye çıkıp, (Allahü teâlâ şu
anda, senin gibi imansız bir dehriyi kürsüden indiriyor ve
benim gibi bir muvahhidi kürsüye çıkarıyor) der ve ardından
Rahman suresinin (Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini inkâr
edebilirsiniz?) mealindeki 28. âyetini okur. Kalabalık hep bir
ağızdan istiğfara başlar. Bu arada dehri, çoktan uzaklaşıp gitmiştir.
Melekler akıllı varlıklardır
Sual: Meleklerde akıl olmadığı, bunun için de sorumlulukları
olmadıkları, dinler, insanlar ve cinler içindir denilerek meleklerin
dindar olmadıkları, sadece emredileni yapan robot gibi birer varlık
olduğu söyleniyor. Kimisi de, erkek olduklarını söylüyor. Bunlar,
imanın altı şartından birini inkâr değil mi?
CEVAP
Meleklerde erkeklik ve dişilik olmadığı, bütün akaid kitaplarında
yazılıdır. Daha önce de, Hıristiyanlara özenen bazı kimseler,
meleklerin dişi olduklarını söylüyor ve kanatlı kız resimleri
yapıyorlardı. Şimdi de, kanatlı erkek resimleri mi yapacaklar?
Melekler nurdan, İblis ve cinler ise ateşten yaratılmıştır. Hepsi
akıl ve irade sahibi varlıklardır. Allahü teâlâ, melekleri de, İblis’i de,
imtihandan geçirdi. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Âdem’e [Adem’e karşı Allah’a] secde edin, dediğimiz zaman,
İblis hariç, meleklerin hepsi secde etti. İblis ise, yüz çevirip
büyüklük tasladı, kâfirlerden oldu.) [Bekara 34]
Melekler, robot gibi olsa idi, hâşâ Allahü teâlânın secde edin
emri anlamsız bir şey olurdu. İmtihanda olmasalardı, İblis kâfir
olmazdı ve cezalandırılmazdı. Meleklerden secde etmeyen olsa idi,
elbette onlar da, cezalanacaktı. Aklı olmayan, robot gibi olan, mesul
olur mu, cezalandırılır mı? Sorumlu olmasalar böyle imtihana tabi
tutulurlar mıydı? Dindar olmasalar, emre itaat ederler ve Allahü teâlâ
da onları böyle över miydi? İşte bu imtihandan sonra, meleklere
günah işlememe, masum olma özelliği verildi. Bu özellik,
Peygamberlerde de vardır. Masum olmaları, akıl sahibi olmadıklarını
göstermez. Akıl sahibi olmayan da, Peygamber olmaz. Meleklerden
de, peygamberler olduğu, Kur’an-ı kerimde bildirilmiştir. Cebrail,
Mikail, İsrafil ve Azrail [aleyhimüsselam], meleklerin
peygamberleridir. Meleklerin hepsi, ilim sahibidir. İki âyet-i kerime
meali:
(Melekler, “Ey rabbimiz, Seni noksan sıfatlardan tenzîh
eder, kemâl sıfatlar ile tavsif ederiz ki, Senin bize
öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur” dediler.) [Bekara
32]
(Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahipleri,
Ondan başka ilah olmadığına şahitlik etmişlerdir.) [Al-i İmran 18]
Peygamber efendimiz, Cebrail aleyhisselama, (Benim âlemlere
rahmet oluşumdan sana da bir pay düştü mü?) diye sual edince,
(Evet, sonumun ne olacağından korkardım. Tekvir suresindeki
âyetler inince, Allah’ın yanındaki kıymetim meydana çıktı) dedi.
(Şifa-i şerif)
(Bu Kur’an, arşın sahibi Allah katında değerli, güçlü, sözü
dinlenen ve güvenilen şerefli bir elçinin [Cebrailin] getirdiği
sözdür.) [Tekvir 19-21]
Cebrail aleyhisselam, dindar olmasa, Allah yanında değerli ve
şerefli biri olur mu?
Allahü teâlâ, meleklere değişik görevler vermiştir. Bir âyet-i
kerime meali:
( [Müminlerin ruhlarını Cennete, kâfirlerinkini Cehenneme
götürmekte] yarışan ve işleri yöneten meleklere and olsun.)
[Naziat 4-5]
İşleri yönetmekle görevli meleklerin üstünlüğünü belirtmek için,
Allahü teâlâ onlara yemin ediyor.
Melekler, robot gibi akılsız varlık olsa, Allahü teâlâ kendine
onlardan resul, yönetici seçer mi hiç? Bir âyet-i kerime meali de
şöyledir:
(Allah, meleklerden de, insanlardan da Resuller [elçiler]
seçer.) [Hac 75]
Melekler için, akılsız, robot gibi varlıklar demek, onları inkâr
etmenin başka bir yoludur. Meleklere iman, imanın altı şartından
biridir. Bir âyet-i kerime meali:
(Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret
gününü inkâr eden, derin bir dalalete saplanmıştır.) [Nisa 136]
Meleklerde erkeklik ve dişilik yoktur. Müşrikler, (Melekler dişidir,
onlar Allah’ın kızlarıdır) demeleri üzerine Allahü teâlâ buyurdu ki:
([Ey müşrikler] Rabbiniz, erkek çocukları, sizin için ayırdı da,
kendisi meleklerden kız çocuklar mı edindi! Gerçekten siz,
vebali çok büyük bir söz söylüyorsunuz.) [İsra 40]
(Müşriklere sor: Kızlar Rabbinin de, erkekler onların mı? Biz
melekleri onların gözü önünde kız olarak mı yarattık? Kesinlikle
yalan söylüyorlar.) [Saffat149-151]
(Ahirete inanmayanlar, meleklere, dişilerin adlarını
takıyorlar.) [Necm 27]
Bedir ve Huneyn savaşlarında, Melekler, yardıma gelmişlerdi.
İki ayet-i kerime meali:
(O vakit [Bedir’de] Müminlere, “Rabbiniz, üç bin melek indirip,
size yardımda bulunması, yetişmez mi?” diyordun.) [Al-i İmran124]
(Hani siz, Rabbinizden zafer için yardım istiyordunuz. O da,
“Peş peşe gelen bin melek ile, size yardım ediyorum” diyerek
duanızı kabul buyurdu.) [Enfal 9]
Savaşa katılıp, düşman ile savaşabiliyorlar. Bunlara nasıl,
akılsız, şuursuz robot denir ki?
Resulullah efendimizin yardımcılarının melekler olduğu
bildiriliyor:
(Onun dostu ve yardımcısı Allah, Cebrail ve salih
müminlerdir. Bundan başka melekler de, onun yardımcılarıdır.)
[Tahrim 4]
Hadis-i şeriflerde de, meleklerin akıllı olduğu bildirildi. Üç hadis-i
şerif meali:
(Canlı resmi, köpek ve cünüp bulunan yere, rahmet
melekleri girmez.) [Nesai]
(Sarımsak, soğan yiyen, mescidimize gelmesin. Çünkü,
insanların rahatsız olduğu şeylerden, melekler de, rahatsız
olur.) [Taberani]
(Çıplak durmayın! Yalnız cima ve helada sizden ayrılan
hafaza meleklerinden utanın ve onlara saygılı olun!) [Tirmizi]
Demek ki, melekler, evlere rahmet için gelebiliyor ve evde
cünüp varsa, bilebiliyorlar. Bu basit bir iş değildir. İnsanların rahatsız
olduğu pis kokulardan onlar da, rahatsız olabiliyor ve yanlarında
çıplak durulması uygun olmuyor. Robot gibi olsalar, cünüpten, kötü
kokudan niye rahatsız olsunlar, onlardan niye utanılsın ve niye
onlara karşı saygılı olmak emredilsin?
Bir ayet-i kerime meali şöyledir:
(Yoksa onlar [müşrikler], kalblerinde gizlediklerini ve
fısıltılarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, biz işitiyoruz,
yanlarındaki elçilerimiz [melekler] de yazmaktadır.) [Zuhruf 80]
Amellerimizi tespit edip, kaydeden ve kabrinde insanı sorguya
çeken meleklere, akıl ve ilim sahibi olduklarını gösteren vesikalara
rağmen, akılsız, robot varlıklar demek çok yanlış ve gülünç olur.
Melekler ve İblis
Sual: İblis, lanetlenmeden önce, meleklerin hocası mıydı?
CEVAP
Evet, meleklerin hocası ve reisi idi. İslam âlimleri buyuruyor ki:
Allahü teâlânın emri ile, bütün melekler, Adem aleyhisselama
doğru secde etti. Meleklerin hocası olan İblis, emri dinlemedi, secde
etmedi. İmam-ı Salebi hazretlerinin, İbni Abbas hazretlerinden
rivayet ettiğine göre; İblis, meleklerle beraber idi. Ateşten yaratılan
cinler taifesinden idi. Melekler ise, nurdan yaratıldı. İblis’in önceki
adı Azazil idi. Cennetin bekçilerindendi. Dünya seması meleklerinin
reisi idi. Dünya, semasının ve yerin sultanıydı. Meleklerden ilimde
üstün idi. Gök ile yeryüzü arasını idare ediyordu, bunun için kendini
büyük gördü. Bu hâli onu Allah’a isyana sürükledi. Allahü teâlâ da
onu, rahmetinden uzaklaştırdı. (Camiul Ahkam)
İbni Abbas hazretleri buyuruyor ki:
(İblis, Cennet bekçilerinden idi, dünya semasının işlerini
idare ediyordu.) [Beyheki]
Said bin Müseyyib buyuruyor ki:
(İblis, Meleklerin reisi, hocası idi.) [İbni Cerir, İ. Süyuti]
Sual: Kur’anda, İblise değil, meleklere secde emri verildiği
bildiriliyor. Şeytana böyle bir emir verilmediği halde, neden şeytan
cezalandırılıp lanetlendi?
CEVAP
Hâşâ, Allahü teâlânın, yanlış, lüzumsuz bir şey yapması, haber
vermeden, suçsuz bir mahlûkunu cezalandırması, yani zulmetmesi,
elbette mümkün değildir! İblis, Meleklerle beraber yaşıyordu, onların
hocası idi. Allahü teâlâ, içinde, İblis’in de bulunduğu melekler
topluluğuna emir verdi. O toplulukta, İblis olmasa idi, verilen emirden
sorumlu olmazdı. Âyet-i kerimelerde, (Fakat İblis secde etmedi)
buyurulduğuna göre, İblis de, secde emri verilenlerden idi. Bir âyet-i
kerime meali şöyledir:
(Meleklere, “Adem’e secde edin” demiştik. İblis hariç, hepsi
secde etmişti. O, cinlerden idi. Rabbinin emrinin dışına çıktı.
Şimdi siz, beni bırakıp da, İblis’i ve onun avenelerini dost mu
ediniyorsunuz? Halbuki onlar, sizin düşmanınızdır. [Şeytanın
yolundan gidenleri dost edinerek, Cenneti verip Cehennemi almak]
zalimler için, ne kötü bir değiş tokuştur.) [Kehf 50]
Şeytanın, secde ile emrolunduğunu bildiren, iki hadis-i şerif
meali şöyledir:
(Ademoğlu, secde âyetini okuyup da, secde edince, şeytan
ağlayarak uzaklaşır. Sonra şöyle der: Yazık bana, ademoğlu
secdeyle emrolundu ve secde ettiği için Cennete kavuştu. Ben
de secdeyle emrolundum, ama isyan ettiğim için, Cehenneme
müstahak oldum.) [Müslim]
(Kibirden sakının. Kibir, şeytanı secde etmemeye sevk etti.)
[İ. Asakir]
Sual: İblis, Hazret-i Âdem'e secde etmediği için niye lanetlendi?
Şeytanın Hazret-i Âdem'e secde etmeyişi ile, Allah’a isyanın ne
alakası var? Hem Allah’a isyan etmiş olsa bile, isyan lanetliğe, küfre
sebep olur mu? Niye Allah kendisine değil de, Hazret-i Âdem’e
secde edilmesini emretmiştir?
CEVAP
Secdenin, Âdem aleyhisselam için değil, Allah için yapılması
istendi. Yani Hazret-i Âdem istikametinde Allah’a yapılması
emredildi. Biz de, Kâbe istikametinde Allah için secde ediyoruz.
Kâbe’ye secde etmiyoruz. Meleklerle birlikte İblis’e, Âdem
aleyhisselam istikametinde Allah’a secde edilmesi emredildi. İblis
ise, bu emri yanlış kabul ederek, secde etmedi. Yani İblis, secde
emrini yerine getirmediğinden değil, Allah’ın emrini yanlış kabul
ettiği için lanetlik oldu.
Namaz kılmayan, oruç tutmayan kimse, Allah’a isyan halinde
olmakla beraber ona kâfir denmez. Ama namazı, orucu lüzumsuz
görürse kâfir olur.
İşte şeytan da Allah’ın emrini uygun görmeyip, (Ben ateşten o
ise, topraktan yaratıldı. Ateşten yaratılan bir varlığın, topraktan
yaratılan bir varlığı kıble edinmesi yanlıştır) diyerek secde etmedi
ve ebedi lanetliklerden oldu.
Melek ve şeytan
Sual: Her insanın yanında bir melek ve bir şeytan var mıdır? Bir
de, İslam Ahlakı kitabında (Şeytanım Müslüman oldu) hadisi
geçiyor. Şeytanım Müslüman oldu ne demektir?
CEVAP
Her insanın yanında bir şeytan olduğu gibi, herkesin yanında bir
de melek vardır. Şeytan, insanın kalbine kötü düşünceler,
vesveseler getirir. Melek ise, insana iyi düşünceler ilham eder. Üç
hadis-i şerif meali:
(Melekten gelen ilham, İslamiyet’e uygun olur. Şeytandan
gelen vesvese, İslamiyet’ten ayrılmaya sebep olur.) [Tirmizi]
(Allahü teâlâ, benim yanımdaki şeytanın vesveselerinden
beni muhafaza etti.) [Berika]
(Allahü teâlâ, bana ihsan etti. Şeytanım Müslüman oldu.)
[Berika]
Buradaki Müslüman oldu demek, teslim oldu, bana zarar
veremedi demektir. Zaten kelime olarak Müslüman, teslim olan,
kayıtsız şartsız boyun eğen demektir.
Rahmet melekleri
Sual: Dini pek bilmeyen bir komşumuza, (Evde köpek besleme!
Köpek olan eve melek girmez) dedim. O, da (Daha iyi ya, o zaman,
Azrail meleği de gelmez, 250 yıl yaşarım. Ayrıca, istediğim günahı
da işlerim, nasıl olsa günahlarımı yazacak olan melekler de
giremez) dedi. Böyle demesi uygun mu?
CEVAP
Dini bilmeyen kimse, din cahilidir. Dinle alay etmek için böyle
söylenirse küfür de olur. Rahmet melekleriyle, kirâmen kâtibîn ve
ölüm meleği ayrı olduğu gibi, bunların vazifeleri de ayrıdır.
Köpek bulunan eve sadece rahmet melekleri girmez.
İnsanların günah ve sevabını yazan kirâmen kâtibin melekleri ise
girer. Bu melekler, insandan helâda ayrılır. Helâda işlenen günah
veya sevabları, Allahü teâlâ meleklere bildirir. (Redd-ül-muhtar)
Demek ki melek girmese bile günahları gizleme imkânı yoktur.
Günahları Allahü teâlâdan gizlemek mümkün mü?
Rahmete vesile olan melekler, şu yerlere girmez:
1- İçinde canlı resmi veya heykeli bulunan odaya,
2- Alkollü içki içilen ve içki bulunan yere,
3- Kumar oynanan veya kumar aleti olan yere,
4- Günah işlenen yere,
5- Köpek olan yere,
6- Cünüp bulunan odaya,
7- Çalgı aletleri [mesela TV] bulunan odaya,
8- Misafir gelmeyen eve,
9- Avret yeri açık olan kimselerin olduğu yere,
10- Ana-babaya asi olunan eve. (Nisabül-ahbâr)
Peki, rahmet melekleri bir eve girmezse ne zararımız olur?
Rahmet meleklerinin faydaları nelerdir? Hadis-i şerifle bildirilen
birkaç husus şöyledir:
1- (Melek girmeyen eve şeytan girer.) Şeytan da her türlü
kötülüğü yaptırmak için vesvese verir. [Buralarda, melekten kasıt
rahmet melekleridir.]
2- (Bir eve misafir gelince, melekler sofrada ev sahibine
dua eder.) Melekler girmemişse, o duadan mahrum kalırız.
3- (Sofrada sirke yiyene, yine melekler dua eder.) Melekler
girmeyince, sirke de yense, duadan mahrum kalırız.
4- (Melekler, sahura kalkanlara dua eder.) Melekler
girmeyince, o kişi meleklerin yapacağı bu duadan mahrum kalır.
5- (Salevat getiren kişinin günahlarının affolması için
melekler dua ederler.) Melekler gelmezse bu duadan mahrum
kalırız.
6- (Allahü teâlânın zikredildiği yerlere, melekler rahmet
saçar.) Melekler girmezse, bu rahmetten de mahrum kalırız.
7- (Kur’an-ı kerimi hatmedene 60 bin melek dua eder.)
Melekler gelmezse bu duadan mahrum kalırız.
8- (Bir kimse, namaz kıldığı yerden ayrılıncaya kadar,
melekler, “Ya Rabbi, buna rahmet et” diye dua ederler.) Melek
girmezse bu duadan mahrum kalırız. Rahmet meleklerinin girmesine
engel olan şeyler varsa, namazımız da mekruh olur.
9- (Melekler, iyilik öğretenlere dua ederler.) Melek gelmezse,
bu duadan mahrum kalırız.
10- (Din kardeşinin bir işini yapana, binlerce melek dua
eder.) Melekler gelmezse, bu duadan mahrum kalırız.
11- (Yatağa abdestli yatan kimse için, bir melek sabaha
kadar, “Ya Rabbi, bunu affet” diye dua eder.) Melek gelmezse, bu
duadan mahrum kalırız.
12- Ölüm hastasının bulunduğu odada, hayzlı kadın veya melek
girmesine mani olan başka şey bulunmamalı. Mümin, ruhunu teslim
edeceği vakit, rahmet meleklerini görüp, can verme acısını duymaz.
Oraya rahmet melekleri girmezse, o kimse ölürken sıkıntılara maruz
kalabilir. Onun için rahmet meleklerinin girmesine mani olacak iş
yapmayalım.
Ölüm meleğinin can alması
O kimsenin, (Melek eve girmezse canımı alan olmaz, 250 sene
yaşarım) demesi çok yanlıştır. Niye 250 sene, o zaman bin sene
yaşasın, hatta hiç ölmesin. Ölmemek mümkün mü? Ölmemek
mümkün olmadığına göre, ölüm meleği, nerede olursak olalım,
canımızı alır. Dünyanın çeşitli yerlerinde aynı anda ölen kimselerin
canlarını da, aynı anda alır. Bir şehrin elektrik lambalarını aynı anda
söndürmeye benzer.
İbrahim aleyhisselam, Azrail aleyhisselama sordu:
— Dünyanın çeşitli yerlerinde deprem, savaş, hastalık gibi
sebeplerle aynı anda ölen çok kimse oluyor. Aynı anda bunlara
nasıl yetişiyorsun?
Azrail aleyhisselam dedi ki:
— Eceli gelenleri çağırırım hemen hepsi avucumun içine
geliverir.
Hikmet ehli zatlardan biri, (Yeryüzü, ölüm meleği için önündeki
bir leğen gibidir. Eceli geleni alır) buyurdu.
Süleyman aleyhisselam, ölüm meleğine dedi ki:
— Canını aldığın insanların, kimi genç, kimi çocuk oluyor. Bu
nasıl oluyor?
— Ecelleri ben takdir etmiyorum. Elime eceli gelenlerin
listesi veriliyor. Ben de çağırıyorum geliyorlar.
Müslümanların ruhunu Azrail aleyhisselam alır, kâfirlerin canını
ise Azrail aleyhisselamın emrindeki melekler alır. Yani fâsık ve
kâfirlerin ruhunu diğer meleklere emrederek aldırır.
Lazımlığı temizlememek
Sual: Bebeğin lazımlığa yaptığı idrarı, gece orada bekletmekte
mahzur var mıdır?
CEVAP
Tuvalete döküp lazımlığı yıkamalı. Gece bekletmemeli. Bir
hadis-i şerif meali şöyledir:
(Evde kap içinde idrar bırakmayın! Rahmet melekleri böyle
odaya girmez.) [Taberani]
Çöpü bile evde bekletmek uygun değildir. Bir hadis-i şerif meali
şöyledir:
(Bir evde çöp olursa, o evden bereket kalkar.) [Deylemi]
Melekler niye yaratıldı?
Sual: Allah, herhangi bir yardıma ihtiyacı olmadığı halde,
melekleri niye yarattı? Kendisi bir ol demekle yaratabileceği şeyleri,
niye meleklere yaptırıyor?
CEVAP
Evet, Allahü teâlânın hiç kimsenin yardımına ihtiyacı olmadığı
gibi, her şeyi yoktan bir ol demekle yaratabilir. Bir âyet-i kerime
meali şöyledir:
(Allah bir şeyi yaratmak isteyince, ol der, o da hemen
oluverir.) [Bekara 117]
Ancak, âdet-i ilahi şöyledir ki, Allahü teâlâ, her şeyi bir sebeple
yaratır. Mesela Cebrail aleyhisselamı Peygamberlere vahiy
göndermekle, Azrail aleyhisselamı insanların ruhunu almakla
görevlendirmiştir. Dilerse, Cebrail aleyhisselam olmadan da,
Peygamberlerine vahiy gönderebilirdi, nitekim onların mübarek
kalbine ilham ederek gönderdiği de, vaki olmuştur. Azrail
aleyhisselam olmadan da, canımızı alabilir. Bulutsuz da, yağmur
yağdırır. Çocuğun olması için, ana babayı sebep yaratmıştır. Her ne
kadar, âdeti sebeplerle yaratmaksa da, dilerse sebepsiz de yaratır.
Nitekim Hazret-i İsa'yı babasız, Hazret-i Âdem’i de, hem anasız,
hem de babasız yaratmıştır.
Hastaya verilen ilaca etki kuvvetini de, Allahü teâlâ yaratır.
İlaçsız da şifa verirdi. Ancak ilaç kullanılması âdetidir. Nitekim Musa
aleyhisselam hastalanmıştı. Bu hastalığa iyi gelen ilacı söylediler.
(İlaç istemem, Allahü teâlâ şifasını verir) dedi. Hastalık uzadı ve
ağırlaştı. Tekrar, (Bu hastalığın ilacı meşhurdur ve tecrübe
edilmiştir, az zamanda iyi olursunuz) dediler. (Hayır, ilaç istemem)
dedi ve hastalık arttı. O zaman vahiy gelip, (İlaç kullanmazsan, şifa
ihsan etmem) buyurulunca, ilacı alıp iyi oldu; ama sebebini merak
etti. Bunun üzerine vahiy gelip, Allahü teâlâ, (Sen tevekkül etmek
için, benim âdetimi, hikmetimi değiştirmek istiyorsun. İlaçlara,
faydalı tesirleri kim verdi? Elbette ben yaratıyorum) buyurdu.
Allahü teâlâ, ekmeği doyurmaya sebep yaptığı gibi, ilaçları da,
hastalıkları gidermeye sebep yapmıştır. Bütün sebepleri yaratan,
bunlara tesir kuvveti veren, Allahü teâlâdır.
Musa aleyhisselam, şöyle bir sual sordu:
— Ya Rabbi, hastalığı yapan kimdir, hastalığı iyi eden kimdir?
Cenab-ı Hak buyurdu ki:
— Her ikisini de yapan benim.
— O halde, doktora ne lüzum var?
— Doktorlar, şifa için yarattığım sebepleri bilir ve kullarıma
verir. Ben de onlara, bu yoldan rızk ve sevab veririm. (Kimya-i
saadet)
Şu halde, melekler niye yaratıldı demek, Allah ilaçlara niye
faydalı tesir kuvveti verdi demeye benziyor. Onun için atalarımız,
(Hikmetinden sual olunmaz) demişlerdir.
Meleklerle ilgili çeşitli sorular
Sual: Melekleri hep kanatlı kız şeklinde yapıyorlar. Kızlara
melek ismini veriyorlar. Dört büyük meleğin ismini kızlara koymakta
mahzur var mıdır?
CEVAP
Melekleri kız şeklinde yapanlar, Hıristiyanlardır. Bir de onların
etkisi altında kalan cahillerdir. Meleklerde erkeklik, dişilik yoktur.
Melek ismini, kız çocuğuna değil de, erkek çocuğa koymak daha
uygun olurdu. En azından melekleri kız sanma ihtimali ortadan
kalkardı. Ama şimdi alışılmıştır. Erkeğe melek ismi koymak
yadırganabilir. Ecdadımız, dört büyük meleğin ismini erkeklere
koymuşlar, böylece onların kız olmadıkları intibaı yayılmış
olmaktadır. Erkek çocuklarına Cebrail, Mikail, İsrafil ismini koymak
uygun olur. Cennet meleklerinin en büyüğü Rıdvan’dır. Cehennem
meleklerinin büyüğü de Malik’dir. Bunların ismi de erkek çocuğa
konabilir. Kız çocuklarına da koymak caiz ise de, Hıristiyanlara
benzememek için koymamalı. Azrail ismi de caizdir. Ancak diğer
çocukların alay etmesine yol açabilir. Onun için Azrail ismini koymak
uygun görülmemiştir. Melekler hakkında Kur’an-ı kerimde mealen
buyuruluyor ki:
(Ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını
takıyorlar.) [Necm 27]
(Putperestlere de ki: Kızlar Rabbinin de erkekler onların
mı? Yoksa biz melekleri onların gözü önünde kız olarak mı
yarattık?) [Saffat 149,150]
Sual: (Ecelin hoyrat eli) demek küfür müdür?
CEVAP
Evet. Çünkü Azrail aleyhisselamın Allahü teâlânın emri ile can
alması hoş karşılanmamış, ona hakaret edilmiş oluyor. Günahsız
olan meleklere her ne şekilde olursa olsun hakaret etmek, onları
kusurlu bulmak küfrü gerektirir. (Birgivi)
Sual: Melekler Hazret-i Âdem’e secde etti mi?
CEVAP
Melekler Âdem aleyhisselama secde etmedi. Onun istikametine
Allahü teâlâya secde etti. Biz Kâbe’ye secde etmiyoruz, Kâbe
istikametine dönerek Allah için secde ediyoruz.
Sual: Melekler sevinip üzülürler mi?
CEVAP
Evet.
Sual: Kazalar azalınca veya yaşlılar ölmeyince, Azrail tatilde
demek caiz midir?
CEVAP
Caiz değildir. Azrail aleyhisselam, vazifesini ihmal etmez. Böyle
söylemek vazifesini ihmal ettiği anlamına gelir. Meleklerle alay
etmekte de, küfre kadar götürür.
Sual: Bir tefsirde, Hârut ile Mârut isimli iki meleğin günah
işlediği yazılıdır. Başka bir kitapta ise, meleklerin günah işlemediği
yazılıdır. Hangisi doğrudur?
CEVAP
Kur’an-ı kerimde iki melek denmesi, cinlerin, meleklerin içinde
olmasından dolayı idi. Hârut ile Mârût cin taifesinden idi. Melekler
günah işlemez. (Tefsir-i Şeyhzâde, T. Kurtubi)
Sual: Cami kelimesi, Cebrail, Azrail, Mikail, İsrafil isimli dört
büyük meleğin isimlerinin baş harflerinden mi meydana gelmiştir?
CEVAP
Hayır, meleklerin isimleri ile ilgisi yoktur. Cami, Arapça
kelimedir. Dört değil, üç harflidir. Cim, mim ve ayn harfleri ile yazılır.
Ayrıca, meleklerin üstünlük sırası da, bu kelimeye uygun değildir.
Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri buyuruyor ki:
Meleklerin birbirlerinden üstünlükleri vardır. En üstün dört büyük
melekten 1.si Cebrail, 2.si İsrafil, 3.sü Mikail, 4.sü Azrail’dir
[aleyhimüsselam]. (İtikadname)
Sual: Peygamberler, meleklerden üstün iken, meleklere iman
niçin peygamberlere imandan önce yazılıyor?
CEVAP
Melekler, her canlıdan önce yaratıldı. Onun için, kitaplara
imandan önce, bunlara iman edilmesi bildirildi. Kitaplar da,
Peygamberlerden öncedir. Kur'an-ı kerimde de, inanılacak şeylerin
ismi, bu sıra ile bildirilmektedir.
Meleklerin isimleri
Sual: Meleklerde erkeklik ve dişilik olmadığı halde, niye
Hıristiyanlar melekleri kız gibi gösteriyorlar, Müslümanlar da,
Meleklerin isimlerini erkeklere veriyorlar?
CEVAP
Hıristiyanlar meleklere kız dedikleri için, bu intiba ortadan
kalksın diye, Müslümanlar, Cebrail, Mikail, İsrafil gibi melek isimlerini
erkek çocuklarına vermişlerdir. Böyle bir intiba söz konusu olmazsa,
erkeğe de, kıza da verilebilir.
Salih Müslümanlar için, erkek de, kadın da olsa, çocuk da,
büyük de olsa; temiz, günahsız anlamında, “melek gibi insan” veya
“o bir melektir” demekte mahzur olmaz.
Melekleri göndermek
Sual: Kitaplarda, (Allah bir kuluna melek gönderdi) veya
(Cebrail’i hemen gönderdi) gibi ifadeler geçiyor. Allah mekândan
münezzeh olduğuna göre, sanki meleklerin yanındaymış gibi,
(Gönderdi) demek nasıl caiz oluyor?
CEVAP
Yedi kat gök vardır. Birinci kat gök, dünyadan çok büyüktür.
Diğer gökler de, birinci kat gökten çok büyüktür. Allahü teâlâ,
yerdeki ve göklerdeki meleklere aynı anda emredebilir. Onlar da,
oradan başka yere gider. Gittikleri yerlerden, başka yerlere
gitmelerini de emredebilir. Buradaki mekân durumu, meleklerle
ilgilidir, Allahü teâlâ ilgili değildir.
Meleklerin suali
Sual: Bekara suresinin, (Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde
bir halife yaratacağım” dedi. Melekler, “Biz, seni hamdle tesbih
ederken, orada fesat çıkaracak, kan dökecek insanı mı halife
yapacaksın?” diye sordular. Allah da onlara, “Elbette ben, sizin
bilmediklerinizi bilirim” dedi) mealindeki 30. âyet-i kerimesi,
insandan önce de, kan döken, fesat çıkaran canlıların olduğunu,
meleklerin de, bunu bildikleri için, bu şekilde sorduklarını
göstermiyor mu?
CEVAP
Âdem aleyhisselamdan önce, melek, cin ve hayvan vardı; ama
insan yoktu. Tefsirlerdeki bilgiler şöyledir:
Ahmed bin Yahya hazretleri buyuruyor ki:
Melekler, halife ifadesini işitince, Âdemoğulları arasında fesat
çıkaracak kimselerin de, bulunacağını anlamışlardır; çünkü halife
kelimesinden kastedilen anlam, kötülüğü ıslah etmek ve fesadı terk
etmektir. Melekler, daha önce cinlerin fesat çıkarmalarını ve kan
dökmelerini görmüşlerdi. Yeryüzünde Hazret-i Âdem’in
yaratılışından önce cinler vardı. Onlar orada fesat çıkarmış ve kan
dökmüşlerdi. Allah, onlara meleklerden bir ordu göndermişti. İşte
melekler, (Orada fesat çıkaracak, kan dökecek kimse mi
yaratacaksın?) sorusunu, sadece durumu anlamak için
sormuşlardı. Yani, acaba bu halife [insan], bundan önce
gördüğümüz cin gibi mi olacak, yoksa başka biri mi olacak demek
istemişlerdi.
İbni Zeyd hazretleri buyuruyor ki:
Allahü teâlâ meleklere, insanlar arasında yeryüzünde fesat
çıkartacak, kan dökecek kimselerin bulunacağını bildirmişti. İşte
bundan dolayı melekler de, böyle demişlerdir. Bu sözleriyle onlar,
Allah’ın yerküresinde halife tayin ettiği ve böylelikle kendisine nimet
verdiği kimsenin buna rağmen isyan etmesini hayretle
karşıladıklarından dolayı böyle sual sordular.
Katade hazretleri buyuruyor ki:
Allahü teâlâ, meleklere, yeryüzünde birtakım kimseler
yaratırsam, bunlar fesat çıkartıp kan dökecekler diye bildirmişti.
Allahü teâlâ, (Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım) diye
buyurunca, melekler, acaba bu, Allah’ın kendilerine yaratacağını
bildirdiği insan mı, yoksa başkası mı, olduğunu öğrenmek üzere, bu
soruyu sormuşlardı. (Câmi’ul ahkâm)
Erkeklik zamiri
Sual: Meleklerde erkeklik dişilik olmadığı halde, Kur’anda niye
erkek zamiriyle bildiriliyor?
CEVAP
Türkçede, “o melekler” deniyor. “O” şahıs zamiri Türkçede
erkek için, kadın için, hayvan ve cansızlar için kullanılır. “O
melekler” denince hangisi kullanılmış oluyor ki? Elbette hiç biri
değil. Çünkü bunlara ait farklı zamir yok. Olmayınca mecburen hepsi
için aynı zamir kullanılıyor.
İngilizcede ise, erkek ve kadın için kullanılan zamirler ayrıdır.
Hayvanlar, bitkiler ve cansızlar için kullanılan farklı bir zamir yoktur.
Hepsi için de “it” şahıs zamiri kullanılmaktadır. Mesela bir bitki için,
it is a rose = o bir güldür” dense, bir hayvan için de, “it is a cat = o
bir kedidir” dense, hayvan için bitki zamirini kullandın veya tersine,
bitki için hayvan zamiri kullandın denmez. O dilin özelliği öyledir.
İngilizcede, cinsiyeti bilinmiyorsa, “he” kullanılması bildiriliyorsa da,
Hıristiyan inancına göre, dört büyük melek hariç, diğer melekleri kız
zannettikleri için, daha çok dişilik zamirini kullanıyorlar. Kız resimleri
yapıp angel [melek] diyorlar.
Hiçbir dilde meleklere has [özgü] bir şahıs zamiri yoktur. Bu
bakımdan Arapçada da melekler için erkeklere mahsus zamir
kullanılıyor. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Melekler, erkek ve dişi değildir. Kur'an-ı kerimde, meleklerin,
erkeklere mahsus şahıs zamirleriyle bildirilmesi, üstünlük
bakımındandır. Nitekim Allahü teâlâ, kendini de, bunun için, böyle
zamirle bildirmektedir. (1/266)
Meleklerin imtihanı
Sual: Meleklerle İblis'e, Hazret-i Âdem'e secde emri verildiği
zaman, Cebrail aleyhisselam tereddüt edince, Hazret-i Ebu Bekir'in
ikazıyla secde ettiği muteber kitaplarda yazıyor. Melekler, günahsız
olarak yaratılmadı mı? Cebrail aleyhisselam, secde için niye
tereddüt etti?
CEVAP
İblis kâfir olarak yaratılmadığı gibi, melekler de günahsız olarak
yaratılmadı. İblis de, melekler de mümindi. Hattâ İblis meleklerin
hocasıydı. Hep birlikte yaşıyorlardı. Kur'an-ı kerimde bildirilen
imtihandan sonra, İblis kâfir oldu. Meleklere masumluk vasfı verildi.
Ondan önce, melekler masum değildi. Melekler o zaman da masum
olsaydı, Allahü teâlânın (Secde edin!) emri hâşâ lüzumsuz olurdu.
Yapılan imtihanı melekler kazandı, İblis kaybetti. Meleklerin
hocasıyken, kibri yüzünden kâfir oldu.
Melekler ve Kur'an-ı kerim
Sual: Melekler de Kur'an-ı kerim okur mu?
CEVAP
Kur'an-ı kerimi okumak çok büyük bir nimettir. Allahü teâlâ, bu
nimeti Habibinin ümmetine ihsan etmiştir. Melekler bu nimetten
mahrumdur. Bunun için melekler, Kur'an-ı kerim okunan yere
toplanıp dinlerler. (H.L.O. İman)
Meleğin dua etmesi
Sual: (Bir Müslüman, din kardeşinin arkasından hayır dua
edince, bir melek, “Âmin! Kardeşin için ne istiyorsan aynısını
Allah sana da versin” der) diye bir hadis var. Ben çok zayıfım,
teyzem ise çok şişmandır. Eğer (Yâ Rabbi teyzemi on kilo zayıflat!)
diye dua edersem, aynısı bana da verilirse, on kilo zayıflar ve
ölebilirim. Meleğin böyle dua etmesi uygun mudur?
CEVAP
Hadis-i şeriflere öyle mâna vermek yanlış olur. Zayıflamak, sizin
için kötülüktür. Melek, iyilik edene kötü dua etmez. Sizin sağlığa
kavuşmanız için ne kadar kilo almanız gerekiyorsa melek onun için
dua eder. Yahut ihtiyacınız başka ne ise, onun için dua eder. Yani
din kardeşimizin iyiliği için dua etmişsek, melek de, bizim de bir
iyiliğe, bir ihtiyaca kavuşmamız veya bir hastalığımızın yahut bize
gelecek belanın önlenmesi için dua eder. Meleğin duası kabul olur.
Allahü teâlâ, yaptığımız iyiliklere, dualara çok karşılık verir. Bir
hadis-i şerif meali şöyledir:
(Her iyilik için on mislinden yedi yüze kadar sevap yazılır.)
[Buhari]
Kitaplara iman
Sual: İmanın üçüncü şartı nedir?
CEVAP
İmanın üçüncü şartı, kitaplara imandır. Amentü’deki, (Ve
kütübihi) ifadesi, Allahü teâlânın kitaplarına inanmayı, iman etmeyi
bildirmektedir. Allahü teâlânın gönderdiği kitaplar çoktur. Din
kitaplarımızda bildirilen ise, 104 kitaptır. Bunlardan 100’ü küçük
kitaptır. Bu küçük kitaplara suhuf denir.
100 suhuf kitap şu Peygamberlere inmiştir:
10 suhufu, Âdem aleyhisselama,
50 suhufu, Şit aleyhisselama,
30 suhufu, İdris aleyhisselama,
10 suhufu, İbrahim aleyhisselama.
Dört büyük kitap ise şu Peygamberlere inmiştir:
Tevrat, Musa aleyhisselama,
Zebur, Davud aleyhisselama,
İncil, İsa aleyhisselama,
Kur'an-ı kerim, Peygamber efendimiz Muhammed
aleyhisselama.
Kitapların hepsini, Cebrail aleyhisselam getirmiştir. Kur'an-ı
kerim, bütün ilahi kitapların hükümlerini nesh etmiş, yani yürürlükten
kaldırmış ve bu hükümleri kendisinde toplamıştır. Bugün, bütün
insanların Kur'an-ı kerime tâbi olmaları lazımdır. Şimdi, hiçbir
memlekette, hakiki Tevrat ve İncil yoktur. Bozulmuş İnciller vardır.
Bu kitaplar sonradan tahrif edilmiş, yani insanlar tarafından
değiştirilmiştir. Bozulmamış olsaydı bile, geçerliliği yoktu, hepsi
Allahü teâlâ tarafından nesh edilmiştir.
Kur'an-ı kerimin gelmesi âyet âyet olmuş ve 23 senede
tamamlanmıştır. Kur'an-ı kerim, kıyamete kadar geçerlidir. Geçersiz
olmaktan ve insanların değiştirmelerinden korunmuştur. Kur'an-ı
kerimde eksiklik veya fazlalık olduğuna inanan, Allahü teâlâya
inanmamış olur.
Âyet-i kerimelerde mealen buyuruluyor ki:
(Kur’anı biz indirdik, elbette yine onu biz koruyacağız.) [Hicr
9]
(Kur’an, eşi benzeri olmayan bir kitaptır. Ona önünden,
ardından [hiçbir yönden, hiçbir şekilde] bâtıl gelemez [hiçbir ilave
ve çıkarma yapılamaz. Çünkü] O, kâinatın hamd ettiği hüküm ve
hikmet sahibi Allah tarafından indirilmiştir.) [Fussilet 41-42]
Sual: Peygamberlere kitaplar nasıl indi? Bu kitapların mahiyeti
nasıldır?
CEVAP
Allahü teâlâ, kitapları, melek ile, bazı Peygamberlerin mübarek
kulaklarına söyleyerek, bazılarına ise, levha üzerinde yazılı olarak,
bazılarına da meleksiz işittirerek indirdi. Bu kitapların hepsi Allahü
teâlânın kelamıdır. Ebedi ve ezelîdir. Mahluk değildir. Bunlar,
meleklerin veya Peygamberlerin kendi sözleri değildir.
Allahü teâlânın kelamı, bizim yazdığımız ve zihinlerimizde
tuttuğumuz ve söylediğimiz kelam gibi değildir. Yazıda, sözde ve
zihinde bulunmak gibi değildir. Harfli ve sesli değildir. Allahü
teâlânın ve sıfatlarının nasıl olduğunu insan anlayamaz. Ama o
kelamı insanlar okur. Zihinlerde saklanır ve yazılır.
Demek ki, Allahü teâlânın kelamının iki tarafı vardır. İnsanlarla
beraber olunca, mahlûk ve hadistir. Allahü teâlânın kelamı olduğu
düşünülünce, kadimdir.
Sual: Bazıları, Kur'anın Peygamberimizin beynine ilham
edildiğini söylüyorlar. Doğrusu nasıldır?
CEVAP
Kur'an-ı kerimdeki Arabi kelimeler, Allahü teâlâ tarafından
dizilmiş olarak âyetler halinde gelmiştir. Cebrail aleyhisselam, bu
âyetleri, bu kelimelerle, bu harflerle okumuş, Peygamber efendimiz
de mübarek kulakları ile işiterek, ezberlemiş ve hemen Eshabına
okumuştur. Peygamber efendimiz, Allahü teâlâ tarafından, mübarek
kalbine bildirilenleri, Arabi olarak anlatırsa, buna hadis-i kudsi denir.
Cebrail aleyhisselam, her yıl bir defa gelip, o ana kadar inmiş
olan Kur'an-ı kerimi, Levh-il-mahfuzdaki sırasına göre okur,
Peygamber efendimiz dinler ve tekrar ederdi. Ahirete teşrif edeceği
sene, iki defa gelip, tamamını okudular. Peygamber efendimiz
aleyhisselam ve Eshab-ı kiramdan çoğu, Kur'an-ı kerimi tamamen
ezberlemişti. Bazıları da, bazı kısımları ezberlemiş, birçok
kısımlarını da yazmışlardı.
Peygamber efendimiz vefat edince, halife Hazret-i Ebu Bekir,
ezber bilenleri toplayıp ve yazılı olanları getirtip bir heyete, bütün
Kur'an-ı kerimi, kağıt üzerine yazdırdı. Böylece, Mushaf meydana
geldi. 33 bin Sahabi, bu Mushafın her harfinin, tam yerinde
olduğuna söz birliği ile karar verdi. Üçüncü halife Hazret-i Osman,
hicretin 25.senesinde, altı tane daha Mushaf yazdırıp, Bahreyn,
Şam, Basra, Bağdat, Yemen, Mekke ve Medine’ye gönderdi. Bugün,
bütün dünyada bulunan mushaflar, hep bu yedisinden yazılıp,
çoğalmıştır. Aralarında bir nokta farkı bile yoktur.
Kur'an-ı kerimde 114 sure ve 6236 âyet vardır. Halk arasında
yanlış olarak 6666 âyet var deniliyor. Âyetlerin sayısının 6236’dan
az veya daha çok olduğu da bildirildi ise de, bu ayrılıklar, büyük bir
âyetin, birkaç küçük âyet sayılmasından veya birkaç kısa âyetin, bir
büyük âyet, yahut surelerin evvelindeki Besmelelerin bir veya ayrı
ayrı âyet sayılmasından ileri gelmiştir. (B.Arifin)
Sual: Peygamber efendimizin mucizelerinin en büyüğü nedir?
CEVAP
Kur’an-ı kerimdir. Bugüne kadar gelen bütün şairler,
edebiyatçılar, Kur’an-ı kerimin nazmında ve manasında aciz ve
hayran kalmışlardır. Bir âyetin benzerini söyleyememişlerdir. İ’cazı
ve belagati insan sözüne benzemiyor. Yani, bir kelimesi çıkarılsa
veya bir kelime eklense, lafzındaki ve manasındaki güzellik
bozuluyor. Bir kelimesinin yerine koymak için, başka kelime
arayanlar bulamamışlardır. Nazmı Arap şairlerinin şiirlerine
benzemiyor.
Geçmişte olmuş ve gelecekte olacak nice gizli şeyleri haber
vermektedir. İşitenler ve okuyanlar, tadına doyamıyorlar. Yorulsalar
da, usanmıyorlar. Okuması veya dinlemesi, sıkıntıları giderdiği
sayısız tecrübelerle anlaşılmıştır. İşitenlerden kalblerine dehşet ve
korku çökenler, bu sebepten ölenler bile görülmüştür. Nice azılı
İslam düşmanları, Kur’an-ı kerimi dinlemekle, kalbleri yumuşamış,
imana gelmişlerdir. İslam düşmanlarından ve muattala, melahide ve
karamita denilen müslüman ismini taşıyan zındıklardan Kur’an-ı
kerimi değiştirmeye, bozmaya ve benzerini söylemeye çalışanlar
olmuş ise de hiçbiri arzularına kavuşamamıştır.
Bütün ilimler ve tecrübe ile bulunamayacak güzel şeyler ve iyi
ahlak ve insanlara üstünlük sağlayan meziyetler ve dünya ve ahiret
saadetine kavuşturacak iyilikler ve varlıkların başlangıcı ve sonu
hakkında bilgiler ve insanlara faydalı ve zararlı olan şeylerin hepsi
Kur’an-ı kerimde açıkça veya kapalı olarak bildirilmiştir. Kapalı
olanlarını, erbabı anlayabilmektedir.
Semavi kitapların hepsinde, Tevrat’ta, Zebur’da ve İncil’de
bulunan ilimlerin ve esrarın hepsi Kur’an-ı kerimde bildirilmiştir.
Kur’an-ı kerimde mevcut ilimlerin hepsini ancak Allahü teâlâ bilir.
Çoğunu sevgili Peygamberine bildirmiştir.
Kur’an-ı kerimi okumak çok büyük bir nimettir. Allahü teâlâ, bu
nimeti Habibinin ümmetine ihsan etmiştir. Melekler bu nimetten
mahrumdurlar. Bunun için, Kur’an-ı kerim okunan yere toplanıp
dinlerler. Bütün tefsirler, Kur’an-ı kerimdeki ilimlerden çok azını
bildirmektedirler. Kıyamet günü, Peygamber efendimiz minbere
çıkıp Kur’an-ı kerim okuyunca, dinleyenler bütün ilimlerini
anlayacaklardır.
Bugünkü Tevrat ve İnciller
Sual: Bugünkü Tevrat ve İnciller hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
İyice tetkik edilirse, Tevrat ve İncillerde mevcut olan yazıların üç
membadan geldiği kolayca görülür:
1- Bunların bir kısmı Allah kelamı olabilir.
2- İkinci kısımda yazılı olan sözler Peygamberler tarafından
söylenilmiş olabilir.
3- Üçüncü kısımdaki sözlerin bir kısmı İsa aleyhisselamın
havarileri tarafından bir kısmı bazı tarihçilerin rivayetlerinden, bir
kısmı ise, kimin tarafından ve niçin söylendiği bilinmeyen
rivayetlerden ibarettir. Bugün elde bulunan Kitab-ı mukaddesin
büyük bir kısmında, kim tarafından söylenildiği bilinmeyen, fakat
muhakkak insan sözü olduğu hemen anlaşılan sözler çoktur. Bunları
Allah kelamı olarak kabul etmek imkansızdır.
İçinde bir kısım Allah kelamı, bir kısım Peygamber sözü, fakat
büyük bir kısmı insanların muhtelif rivayetleri bulunan bir kitap Allah
kelamı olarak kabul edilemez. Hele (insan sözü) olan kısımlarında
türlü türlü yanlışlıklar bulunması, aynı hususu anlatanların
birbirinden çok farklı ifadeleri, verilen rakamların birbirini tutmayışı
bugünkü Tevrat ve İncillerin tamamen bir insan eseri olduğunu
açıkça ispat etmektedir. Bugünkü İncillerin Allahü teâlânın kelamı
mı, yoksa insan eseri mi olduğu hakkında Hıristiyan din ve fen
adamları ne diyorlar?
Moody İncil Enstitüsü’nden Dr. Graham Secroggie, (İncil Allah
kelamı mı?) adlı kitabında diyor ki:
(Kitab-ı mukaddes insan eseridir. Bazı kimseler, neden
olduğunu anlamadığım sebeplerden ötürü, bunu inkâr
etmektedir. Kitab-ı mukaddes, insanların dimağında teşekkül
etmiş, insanlar tarafından, insan dili ile insan eli ile yazılmış ve
tamamen insan karakteri taşıyan bir eserdir.) [S.17]
Hıristiyan din adamı olan Kenneth Cragg ise şöyle diyor:
(Kitab-ı mukaddesin Ahd-i Cedid kısmı, Allah sözü değildir.
Burada doğrudan doğruya insanların anlattıkları hikayeler ve
herhangi bir işin nasıl yapıldığını gören insanların görgü
şahitliği vardır. Sırf insan sözü olan bu kısımlar, kilise
tarafından insanlara Allah’ın kelamı gibi nakledilmektedir.)
Teolog Prof. Geyser:
(Kitab-ı mukaddes Allah kelamı değildir. Ama, buna rağmen
kutsal bir kitaptır) diyor.
Demek ki, bugünkü Kitab-ı mukaddes hakkında, Batılı ilim
adamları ile birlikte vereceğimiz karar şudur: Kitab-ı mukaddes,
Allah kelamı değildir. Allah kelamı olan hakiki Tevrat ve İncil, bugün
tamamen başka bir kitap haline dönüşmüştür. Bugünkü İncillerde
Allah kelamı olması düşünülebilen sözler yanında, başkaları
tarafından ilave edilen birçok sözler, tahminler ve hikayeler vardır.
İncillerin hepsi Allah kelamı olsa bile, Kur’an-ı kerimde olduğu
gibi, bir medeni hukuk, bir ceza hukuku yoktur. İncillerle bir
muhtarlık bile idare edilemez.
İkinci husus, İnciller Allah kelamı bile olsa, artık onlar nesh
edilmiştir. Âdem aleyhisselama, Nuh aleyhisselama inen kitapların
aslı bulunsa bile onlarla amel edilemez, çünkü onlar yürürlükten
kaldırılmıştır. Allahü teâlâ kaldırmıştır. En son gönderdiği din ile
amel etmek gerekir. Öyle olmasa idi, Allahü teâlâ bir tek kitap
gönderir, bütün peygamberlere bununla amel edin derdi. İman
edilecek hususlar bütün dinlerde aynı olduğu gibi amel edilecek
hususlar da aynı olurdu. Hıristiyanlığı nesh etmese idi, Müslümanlığı
göndermezdi.
Hud aleyhisselama gelen kitap
Sual: Hud aleyhisselama gelen kitap 104 kitabın dışında mıdır?
CEVAP
Kur'an-ı kerimde bildirilen peygamber sayısı 28’dir. Hâlbuki çok
peygamber geldi. 124 ve 224 bin olduğu rivayet edilmiş, bunlardan
313’ünün Resul olduğu bildirilmiştir. Resul, kendisine kitap
gönderilen peygamber demektir. Biz sadece 104 kitabın gönderildiği
resulleri biliyoruz. Diğer kitapların gönderildiği Resuller
bildirilmemiştir. Bilhassa Hazret-i Nuh’tan öncekiler bilinmemektedir.
Hazret-i Hud’a gönderilen kitap, 104 kitabın dışındadır. (Letaif-ül
işarat fit-tefsir)
Not: Kur’an-ı kerim hakkında geniş bilgi için, (Kur’an-ı kerim)
maddesine bakınız.





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

Bugün 155953 ziyaretçi (492940 klik) kişi burdaydı!

DUYURU PANOSU

SİTEMİZDE ULAŞMAK İSTEYİPTE ULAŞAMADIĞINIZ KONULARI MESAJLA BİLDİREBİLİRSİNİZ.... İSLAMİ BİLGİLER

Video

TR.GG REKLAM

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=