BAŞLIK

Haberiniz olsun ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'a aittir. O, kullarının ne yaptıklarını ve ne düşündüklerini bilir. O'nun huzuruna çıkarıldıkları gün herkese yaptıklarını haber verecektir. Allah her şeyi bilir. (NÛR - 64)

Resimler

Dost Siteler

Başlık

Allah O'dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar akar gider. Bütün işleri O yönetiyor. Âyetleri O açıklıyor ki, Rabbinizin huzuruna çıkacağınızı iyi bilesiniz. (RA'D/2) O, gökten yere, (yukarıdan aşağıya) işleri düzenler, sonra da o işler, sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O'na yükselir. (SECDE/5)

İSLAMİ BİLGİLER NAMAZ TEFSİR ORUÇ ABDEST

İSLAMİ BİLGİLER NAMAZ İLMİHAL BİLGİLERİ MEZHEP CANLI TV MÜBAREK GÜN VE GECELER HADİS NAMAZ KURAN-I KERİM DİNLEPEYGAMBERLER HAYATI NAZAR BESMELENİN FAZİLETİ CİNLER NASİH

Fetva vermenin mesuliyeti

Fetva vermenin mesuliyeti
Sual: Fetva ne demektir?
CEVAP
Fetva, bir hususun dine uygun olup olmadığını, hangi fıkıh
kitabının neresinden alındığını bildiren hüküm demektir. Mehazını
göstermeden caiz veya caiz değil demek fetva olmaz.
Fetva veren Müftinin müctehid olması gerekir. Müctehid
olmayan kimse müfti yapılırsa, bunun müctehidlerin bildirdiklerini
okuyup, öğrenerek bunları söylemesi gerekir. (İbni Hümam)
Müctehid olmayan kimse bir hadis işitince, bu hadisten kendi
anladığına uyarak amel edemez. Mezhebindeki müctehidlerin
verdiği fetva ile amel etmesi gerekir. (Kifaye)
Cengiz Han, Fatımiler ve hatta Abbasiler zamanında, haramlara
caiz diyen müftü adını taşıyan devlet memurları vardı. Bunların
yanında bir kısmı da gerçekten İslam müftisi idi. Bir kısmı ise, o
zamanki hükümdarın arzusuna göre konuşurlardı. İslam müftileri,
Allahü teâlânın emirlerini ve yasaklarını bildiren âlimlerdi. Müftü
denilen devlet memurları ise, zaten dini bilmezlerdi. Allahü teâlânın
yasak ettiği bir şeyi, hükümdar emretmiş ise, (Bunu yapmak caiz
değil) demezlerdi. Yahut bir zalim, Allahü teâlânın emrettiği bir şeyi
yapmamış olsa, (Bunu yapmak gerekir) diyemezlerdi. Böylece
müslümanları günaha ve büyük felaketlere sürüklemişlerdi. Böyle
uydurma fetvaların verildiği zamanlarda, dinini kayıran müslümanlar,
âlimlerin yazdığı fıkıh ve ilmihâl kitaplarına uyup dinlerini kurtardılar.
Yanlış fetva vermek
Sual: Dinî suallere yanlış cevap vermenin vebali nedir?
CEVAP
Bunun vebali çok büyüktür. Harama helal veya helale haram
diyen küfre girer. Müctehid olmayanın, Kur’an-ı kerimden ve hadis-i
şeriflerden anladığına göre fetva vermesi caiz değildir. Çünkü âyet
ve hadislerden dört mezhebin müctehidleri, farklı hükümler
çıkarmıştır. Onun için herkes, kendi mezhebine uymalı, kendi
mezhebindeki âlimlerin verdiği fetvaları bildirmelidir. Bilmeden,
kitaba bakmadan, caizdir veya caiz değildir demekten çok
sakınmalı! Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Fetva vermeye en cüretli olanınız, ateşe girmeye en cüretli
olanınızdır.) [Darimi]
Haramdan korkmayan cahildir. Nitekim (Cahil, cüretkâr olur),
yani, (Cahil, günah işlemekten korkmaz) denmiştir. Yanlış fetva
vermek büyük günahtır. Bir hadis-i şerif meali:
(Bilmeden fetva verene, yerdeki ve gökteki melekler lanet
ederler.) [İ. Lal, İ. Asakir]
(Cehennemde zebaniler, günahkâr hâfıza, puta tapandan
daha çok azap yapar; çünkü bilerek yapılan günah, bilmeden
yapılan günahtan daha kötüdür.) [Taberani]
(Ümmetim, kötü âlimler, cahil abidler yüzünden helak olur.
Kötülerin en kötüsü kötü âlimlerdir. İyilerin en iyisi de iyi
âlimlerdir.) [Darimi]
(Sizin için Deccalden daha çok, sapık imamlardan
korkuyorum.) [İ.Ahmed]
Kendine sual sorulan, bilmiyorsa, "bilmiyorum, kitaplara
bakayım, bulursam söylerim" demeli! Bilmiyorum demek
ilimdendir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Üzeyrin ve Zülkarneynin Peygamber olup olmadığını
bilmiyorum. Hazret-i Cebrail gelinceye kadar, oturulacak
yerlerin en iyisi ve en kötüsünün ne olduğunu soranlara
"bilmiyorum" dedim. Cebrail de, "bilmiyorum" dedi. Nihayet Allahü
teâlâ bildirdi ki, "Oturulacak yerlerin en iyisi camiler, en kötüsü de
sokaklardır.") [Ebu Davud]
(Bilmiyorum demek de ilimdendir.) [İbni Mace]
(Âlimim diyen cahildir.) [Taberani]
(Ahir zamanda, âlim ve ilim azalır, cahillik artar. Cahil ve
sapık din adamları, yanlış fetva vererek fitne çıkarır, doğru
yoldan saptırırlar.) [Buhari]
(Ümmetim, kötü din görevlilerinden çok zarar görecektir.)
[Hakim]
(Ehli olmadan yanlış fetva veren, hainlik etmiş olur.) [Ebu
Davud, Hakim]
(Allahü teâlâ, âlimleri almak suretiyle ilmi ortadan kaldırır.
Âlim kalmayınca da, cahiller bilmeden yanlış fetva verir, hem
kendilerini, hem de başkalarını sapıtırlar.) [Buhari]
Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki:
Bilmem, demek ilmin yarısıdır. Allah rızası için bilmediği bir
hususta, susanın aldığı mükafat, bildiği hususta konuşanın aldığı
mükafattan az değildir. Çünkü cehaleti kabul etmek nefse çok ağır
gelir. (Şabi)
Şeytanı en çok kahreden şey, âlimin "bilmiyorum" demesidir.
Şeytan, "Bunun susması benim için, konuşmasından daha zararlı"
der. (İbrahim Edhem)
Hakiki âlim, suali cevaplandırırken, kıyamette, "bu cevabı hangi
kitapta buldun" diye sorulacağından korkan zattır. (Hakim Nişapuri)
Hazret-i Cabir anlatır:
Yolculukta, arkadaşlarımdan birinin başı yaralandı. Oradakilere
sordu:
- Muska yapmak caiz olur mu?
Oradakiler dedi ki:
- Caiz olmaz, başını yıka!
O da başını yıkayınca öldü. Medine’ye gelince, Resulullah
efendimize haber verdik. Buyurdu ki:
(Allahü teâlâ, onun ölümüne sebep olanları öldürsün.
Bilmediklerini niçin sorup öğrenmediler? Cehlin ilacı, sorup
öğrenmektir!) [Mişkat]
Bu zatlar, daha çok bilenlerden sormadan, kendiliklerinden
fetva verdikleri için, çok sert sözle karşılaşıp, kendilerine, (Allahü
teâlâ, onları öldürsün) buyurulunca, şimdi din adamı geçinen bir
kimsenin İslam âlimlerinin kitaplarını okumadan, kendi boş kafası ve
kısa görüşü ile Kur'an-ı kerime ve hadis-i şeriflere mana vermeye
kalkışmasına, böylece, müslümanların dinlerini, imanlarını
bozmasına ne denileceği meydandadır.
Böyle kimseye, din, iman hırsızı demek yerinde olur. Allahü
teâlâ, hepimizi böyle din hırsızlarının zararlarından muhafaza
buyursun!
Dinini öğrenmek için sual soranlara, cevap vermemenin vebali
büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Sual sorulan kimse, bildiği halde cevap vermezse, kıyamet
gününde ağzına ateşten bir gem vurulur.) [Tirmizi, Ebu Davud,
İbni Mace]
(Âlimin bildiğini söylememesi, cahilin de bilmediğini
sormaması helal değildir. Çünkü Allahü teâlâ, "Bilmiyorsanız, ilim
ehline sorun" buyuruyor.) [Taberani]
İlmin kıymetini bilmeyene, ilim öğretilmez. Hadis-i şeriflerde
buyuruldu ki:
(İlmi layık olmayana öğreten domuzun boynuna yakut, inci
ve altın takana benzer.) [İbni Mace]
(Biz Peygamberler, herkese, seviyesine göre muamele
yapmak ve anlayabileceği şekilde hitap etmekle emrolunduk.)
[İ.Gazali]
(Aklın almayacağı şeyi söylemek, fitne olur.) [İbni Asakir]
Hazret-i Ali, göğsünü işaret edip, (Burada istediğiniz kadar
bilgi vardır. Ancak bunu taşıyabilecek birisi olsa, hepsini ona
anlatırım) buyurdu.
Adamın biri bir âlime ince bir mesele sordu. Âlim cevap
vermeyince, o kimse dedi ki:
- Sen, (İlmini gizleyene Allahü teâlâ ateşten gem vurur)
hadis-i şerifini bilmiyor musun?
- Eğer anlattıklarımı anlayabilecek biri sorar da söylemezsem, o
zaman bana gem vurulur.
Kur'an-ı kerimde, (Sefihlere, akılsızlara malınızı vermeyin)
buyuruluyor. Mal verilmezse, ilim hiç verilmez. Ona ilim vermek
fitneye sebep olur. (İhya)
İmam-ı a’zam bu ümmetin ışığıdır
Sual: İmam-ı a’zam hazretleri hakkında hadis var mıdır?
CEVAP
İmam-ı a’zam Ebu Hanife hazretleri hakkında, meşhur ve
muteber fıkıh kitaplarında çeşitli hadis-i şerifler bulunmaktadır. En
kıymetli fıkıh kitaplarından biri olan Dürr-ül-muhtâr’ın önsözündeki
hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Âdem aleyhisselam, benimle övündüğü gibi, ben de
ümmetimden ismi Numan, künyesi Ebu Hanife olan bir zât ile
övünürüm. O ümmetimin ışığıdır.)
Mevduat-ül-ulum ve Hayrat-ül-hisan’daki hadis-i şeriflerde
buyuruluyor ki:
(Ebu Hanife adında biri gelir. Bu, kıyamet günü ümmetimin
ışığı olur.)
(Ebu Hanife denilen biri gelir, Allah’ın dinini ve benim
sünnetimi canlandırır.)
(Her asırda, ümmetimden yükselen olur. Ebu Hanife,
zamanının en yükseğidir.)
Mirât-ı kâinat’daki birkaç hadis-i şerif:
(Ebu Hanife adında biri gelir. O, bu ümmetin en hayırlısıdır.)
(Ümmetimden biri, dini canlandırır. Bid’ati öldürür. Adı
Numan bin Sâbittir.)
(Ebu Hanife’nin iki küreği arasında ben vardır. Allahü teâlâ
dinini onun eliyle canlandırır.)
İbni Âbidin hazretleri, Dürr-ül-muhtar’ın önsözündeki hadis-i
şerifleri açıklarken buyuruyor ki:
[Buhari ve diğer hadis âlimlerinin rivayet ettiği hadis-i şerifte,
(İman, süreyya yıldızına çıksa Fâris oğullarından biri elbette
alıp gelir) buyuruldu. Buhari’nin diğer bir rivayetinde ise, (Allah’a
yemin ederim ki, din, süreyya yıldızında asılı olsa, onu Fâris
oğullarından, acemlerden bir zât alacaktır) buyuruldu. Fâris,
İran’ın Fers denilen memleketindeki insanlar demektir. İmam-ı
a’zamın dedesi buradandır. Bu hadis-i şerifin imam-ı a’zamı
gösterdiği açıktır.
İmam-ı Süyuti; “Bu hadiste Ebu Hanife’nin kastedildiği pek
âşikârdır. Bunda şüphe yoktur. Çünkü Acemlerden, ilimde Ebu
Hanife derecesine varan tek bir kimse yoktur” buyurdu.]
İmam-ı a’zam Ebu Hanife Numan bin Sabit, dört mezhep
imamları içinde, Eshab-ı kirama en yakın olanı, en âlim olanı, fıkıhta
en derin olanı, vera’ı en çok olanı idi. İmam-ı Şarani hazretleri Şafii
mezhebinde iken, insaf ile, imam-ı a’zamı şöyle tanıtmaktadır:
(Ona hiç kimse dilini uzatmamalıdır. Çünkü O, dört imamın en
büyüğü, mezhebin ilk kurucusu, senetleri Resulullaha en yakın
olanı, Eshab-ı kiramın ve Tâbi’inin yaşayışlarını en çok göreni idi.
Her sözü Kitaba ve Sünnete dayanmaktadır. Kendi re’yi, düşüncesi
ile hiçbir şey söylememiştir.) İmam-ı Şarani gibi büyük bir âlimin
(Rabbani âlim) dediği ve kendi re’yi ile hiçbir şey söylememiştir
dediği bir yüce imam için ve talebeleri için, birkaç hadis âliminin
(Eshabı re’y) demeleri çok haksız bir isnattır.
Şafii mezhebindeki büyük âlimlerden ibni Hacer-i Mekki, imam-ı
a’zamı tanıtmak için ayrı bir kitap yazmıştır. Kitabının ismi (Hayratül-
hisan fi-menakıb-in-Nu’man)dır.
Hanefi âlimlerinden ibni Âbidin, Redd-ül-muhtar kitabının
önsözünde diyor ki:
İmam-ı a’zamın, büyüklüğünün şahidi, diğer mezhep imamları,
onun bütün sözlerini senet olarak almışlardır. Mezhebinin âlimleri,
onun zamanından, bu zamana kadar, her yerde onun sözleri ile
fetva verdiler. Evliyadan çoğu, onun mezhebine göre çalışarak
kemale geldiler. Anadolu, Balkan müslümanları, Hind, Sind ve
Türkistan, yalnız onun mezhebini bilirler. Abbasi devleti, her ne
kadar, cedlerinin mezhebinde idi ise de, kadılarının, hakimlerinin,
âlimlerinin çoğu Hanefi mezhebinde idi. Beşyüz seneye yakın bu
mezhebe göre amel ettiler. Bu devletin yerine kurulmuş olan Selçuki
ve sonra Harezmi melikleri ve büyük Osmanlı devleti hep hanefi idi.
Büyük âlim Muhammed Tahir sıddıki, (Mecmaul-bihar fi-garaibit-
tenzil ve letaif-il-ahbar) kitabında diyor ki:
(İmam-ı a’zamdan Allahü teâlânın razı olduğuna alamet,
mezhebinin her yere yayılmasını kolaylaştırmasıdır. Bu işte bir sırrı
ilahi olmasaydı, yeryüzündeki müslümanların çoğu onun
mezhebinde olmazdı.)
İkinci binin müceddidi imam-ı Rabbani hazretleri, Mektubat
ismindeki kitabının 2. cildinin 55. mektubunda buyuruyor ki:
İmam-ı a’zam Ebu Hanife, İsa aleyhisselama benzemektedir.
Vera ve takva nimetine kavuştuğu için ve Sünnet-i seniyyeye
uyduğu için, nasslardan ahkam çıkarmakta ve ictihad yapmakta, çok
yüksek dereceye ulaşmıştır. Bazı âlimler, onun bu derecesini
anlayamadılar. Onun ictihad ile bulduğu şeyler, çok ince bilgiler
oldukları için, Kitaba ve Sünnete uymuyor sandılar. Bu yüce imama,
re’y sahibi dediler. Onun ilminin hakikatine yetişemedikleri, onun
anladığını anlayamadıkları için, böyle yanıldılar. Halbuki, imam-ı
Şafi’i, onun anladığı bilgilerden, az bir şey sezerek, (Fıkıh âlimlerinin
hepsi, fıkıh ilminde, Ebu Hanife’nin talebesidir) dedi.
Buhara’nın büyük âlim ve velilerinden Muhammed Parisa
hazretleri, Füsuli sitte kitabında, (Hazret-i İsa gökten [Şam’a] inince
ictihad ve ameli imam-ı Ebu Hanife’nin mezhebine uygun
düşecektir) buyurdu. Bu söz, belki yüce imamın İsa aleyhisselama
benzerliğini göstermektedir.
Bu ümmetin Âlimlerinin, Salihlerinin çoğu Hanefi mezhebinde
idiler. Mezhepsizlerin böyle bir âlime ve ilmi ile amile dil uzatmaları
ve mezhep taklit edenlere kâfir sözleri, hatta (Fıkıh kitaplarını
okuyan kâfir olur) gibi küstahça konuşmaları, (El-cerh-u a’la Ebi
Hanife) ve başka kitaplarda açıkca yazılıdır. Bu nasipsizlerin, bu
büyük ve mübarek imama böyle saldırmalarının sebebi acaba
nedir? Bilmiyorlar ki, ona düşmanlık, bu ümmeti merhumeye
düşmanlıktır. (Üsuli Erbe’a, Kitap-ül-mecid fi-vücub-it-taklit)
Allahü teâlâ, bütün müslümanları sapık ve bozuk yola
kaymaktan muhafaza buyursun! Hepimize dört mezhep âlimlerinin
hak olan ictihadlarına uygun iman ve ameller nasip eylesin! Kıyamet
günü, onların mezhebinde olarak, Peygamberlerle, sıddıklarla ve
şehidlerle ve salihlerle birlikte haşr eylesin! Amin.
Netice:
Peygamber efendimiz, imam-ı a’zam hazretlerinin geleceğini
haber vermiştir. Diyâ-i manevi, Mevduat-ül-ulum, Hayrat-ülhisân,
Mirât-i kâinat ve Dürr-ül-muhtar’da yazılı olan hadis-i
şerifte, (Ebu Hanife ümmetimin ışığı olacaktır) buyuruldu. Hadis
ilminde de icazeti bulunan büyük fıkıh âlimi seyyid İbni Âbidin
hazretleri, bu hadis-i şerifin sahih olduğunu bildirmektedir.
Bu hadis-i şerif, büyük âlim Ebülleys-i Semerkandi
hazretlerinin Mukaddime kitabında ve bunun şerhi Tekaddüme
kitabında da yazılmıştır. Gaznevi’nin Mukaddime adındaki fıkıh
kitabının önsözünde imam-ı a'zamı öven hadis-i şerifler yazılıdır.
Bunun şerhi olan Diyâ-i manevi kitabında kâdı Ebülbekâ hazretleri,
(İbni cevzi, bu hadise mevdu demiş ise de, bu sözü taassuptur.
Çünkü bu hadis, çeşitli yollardan gelmiştir) buyuruyor.
Hayrat-ül-hisan kitabını müellifi İbni Hacer-i Mekki hazretleri,
Şâfii fukahasının büyüklerindendir. Şafii olmasına rağmen,
mezhepsizlerin dediği gibi, mezhep taassubu olsaydı, Hanefi
mezhebinin kurucusu hakkındaki hadis-i şerifleri kitabına almazdı.
Mevduat-ül-ulum kitabının sahibi Taşköprü Zade, Ahmed bin
Mustafâ, Osmanlı âlimlerindendir. Şakâik-i Numâniyye tarih kitabı
ile Miftah-üs-seâde kitabı meşhurdur. Oğlu Kemaleddin
Muhammed, Miftâh-üs-seâde kitabını Türkçeye tercüme ederek
Mevduat-ül ulum ismini vermiştir.
Mirât kâinat kitabının sahibi Nişancı Zade, Muhammed bin
Ahmed bin Muhammed bin Ramazan, Edirne kadısı idi. Mirât
kâinat kitabı meşhurdur.
Dürr-ül-muhtar kitabının sahibi Alaüddin Haskefi, Şam müftisi
idi. Bunun Dürr-ül-muhtar kitabına İbni Âbidin, Burhaneddin
İbrahim bin Mustafa Halebi ve Ahmed Tahtâvi kıymetli hâşiyeler
yapmışlardır.
Bu âlimlerin doğruluğunu tasdik ettiği hadis-i şeriflere uydurma
demek büyük bir insafsızlıktır. Hanefilere göre, deniz haşaratı
yenmez, diğer üç mezhebe göre yenir. Hanefi, diğer üç mezhebe
sizin ictihadınız yanlış diyemediği gibi, üç mezhep de, Hanefi’ye
sizinki yanlış diyemez. Bir hadise bir âlim mevdu derken, öteki sahih
diyebilir. Bu âlimler, birbirine dil uzatmaz.
Hadis ilminde müctehid bir âlim, bazı âlimlerin sahih dediği bir
hadise mevdu diyebilir. Müctehidin böyle demesi; “bu hadis,
Peygamber efendimizin sözü değildir" anlamında değildir. Bu hadis
benim usulüme göre hadis değildir demektir. Farklı ictihadlar da
böyledir. Bana göre doğrusu bu der, fakat farklı ictihadda bulunan
müctehide dil uzatmaz. Bazı kimseler, âlimin birisi, bir hadise mevdu
dese, sanki bütün âlimlerce o hadis mevdu imiş gibi, o hadise
hemen uydurma damgasını vuruyorlar. Halbuki hiçbir Ehl-i sünnet
âliminin kitabında uydurma hadis olmaz. Ehl-i sünnet âlimlerinin
kitaplarına dil uzatmamalı ve onların kitaplarında uydurma hadis var
sanmamalıdır.
İslam âlimleri, hadis uydurmanın ve uydurulmuş hadisi
nakletmenin vebalinin büyüklüğünü bildikleri için, kitaplarına
uydurma hadis almazlar. Çünkü hadis-i şerifte, (Benden
duyduğunuz âyet ve hadisi tebliğ edin! Beni İsrailden
bildirdiklerimi de söyleyin! Yalnız bana bilerek yalan isnat eden,
Cehennemdeki yerine hazırlansın!) buyuruluyor. (Buhari)
İmam-ı a'zama övgü
Sual: Bazı kimseler, (Ebu Hanife, rüyasında Resulullahı
görüyor. Resulullahın, niye ilk teşehhüdde bana salevat getirene,
secde-i sehv gerektiğini söyledin) diye imam-ı a'zamı azarladığını
söylüyorlar. Buna rağmen imam-ı a’zam nasıl olur da, ilk
teşehhüdde salevat getirmek secde-i sehvi gerektirir diye ısrar
etmiştir?
CEVAP
Bu İbni Sebecilerin bir iftirasıdır. Doğrusu İbni Abidin’de şöyle
anlatılıyor:
İmam-ı a'zam hazretleri rüyasında Resulullah efendimizi
görüyor. Efendimiz ona; “Sen bana salevat getiren kimseye nasıl
secde-i sehiv vacibdir diyorsun” buyuruyor. Hazret-i imam da, “O
kimse, salevat getirdiği için değil, dalgınlıkla yanlışlık yapıp yerinde
okumadığı için o kimseye secde-i sehv gerekir” diyorum. Resulullah
efendimiz bu cevabı beğenerek devam etmesini bildiriyor. (Secde-i
sehv bahsi)
Resulullah efendimiz, hâşâ imam-ı a'zamı azarlamıyor, onun
vârisi olduğunu, ümmetinin ışığı olduğunu, onun ictihadlarının doğru
olduğunu ve bunlardan razı olduğunu çeşitli hadis-i şeriflerde
bildiriyor. Burada da, bütün ümmetinin bilmesi, anlaması için öyle
soruyor.
Dürr-ül Muhtar kitabının ön sözündeki imam-ı a’zam
hazretlerini öven hadis-i şeriflerden bir tanesi şu mealdedir:
(Peygamberler benimle iftihar ettikleri gibi, ben de Ebu
Hanife ile iftihar ederim. Onu seven, beni sevmiş olur. Onu
sevmeyen, beni sevmemiş olur.)





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

Bugün 156623 ziyaretçi (493695 klik) kişi burdaydı!

DUYURU PANOSU

SİTEMİZDE ULAŞMAK İSTEYİPTE ULAŞAMADIĞINIZ KONULARI MESAJLA BİLDİREBİLİRSİNİZ.... İSLAMİ BİLGİLER

Video

TR.GG REKLAM

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=