BAŞLIK

Haberiniz olsun ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'a aittir. O, kullarının ne yaptıklarını ve ne düşündüklerini bilir. O'nun huzuruna çıkarıldıkları gün herkese yaptıklarını haber verecektir. Allah her şeyi bilir. (NÛR - 64)

Resimler

Dost Siteler

Başlık

Allah O'dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar akar gider. Bütün işleri O yönetiyor. Âyetleri O açıklıyor ki, Rabbinizin huzuruna çıkacağınızı iyi bilesiniz. (RA'D/2) O, gökten yere, (yukarıdan aşağıya) işleri düzenler, sonra da o işler, sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O'na yükselir. (SECDE/5)

İSLAMİ BİLGİLER NAMAZ TEFSİR ORUÇ ABDEST

İSLAMİ BİLGİLER NAMAZ İLMİHAL BİLGİLERİ MEZHEP CANLI TV MÜBAREK GÜN VE GECELER HADİS NAMAZ KURAN-I KERİM DİNLEPEYGAMBERLER HAYATI NAZAR BESMELENİN FAZİLETİ CİNLER NASİH

Ahiret gününe iman

Ahiret gününe iman
Ahiret gününe iman nedir?
Sual: Ahiret gününe iman nedir?
CEVAP
İmanın beşinci şartı, Ahiret gününe imandır. Amentü’deki "Vel
yevmil ahiri...vel-ba’sü badelmevti hakkun" ifadesi, ahirete,
öldükten sonra dirilmeye iman etmeyi bildirmektedir.
Bu zamanın başlangıcı, insanın öldüğü gündür. Kıyametin
sonuna kadardır. Son gün denilmesi, arkasından gece gelmediği
veya dünyadan sonra geldiği içindir. Hadis-i şerifte bildirilen bu gün,
bildiğimiz gece gündüz demek değildir. Bir vakit, bir zaman
demektir. Kıyametin ne zaman kopacağı bildirilmedi. Fakat,
Peygamber efendimiz birçok alametlerini ve başlangıçlarını haber
verdi:
Hazret-i Mehdi gelecek, İsa aleyhisselam gökten inecek, Deccal
çıkacak. Yecüc Mecüc denilen kimseler her yeri karıştıracak. Güneş
batıdan doğacak. Büyük depremler olacak. Din bilgileri unutulacak.
Fısk, kötülük çoğalacak. Dinsiz, ahlaksız kimseler Emir olacak,
Allahü teâlânın emirleri yaptırılmayacak. Haramlar her yerde
işlenecek, Yemenden bir ateş çıkacak. Gökler ve dağlar
parçalanacak. Güneş ve Ay kararacak. Denizler birbirine karışacak
ve kaynayıp kuruyacaktır.
Günah işleri yapan Müslümanlara fâsık denir. Fâsıklara ve
bütün kâfirlere kabirde azap vardır. Bunlara elbette inanmak
lazımdır. Ölü kabre konunca, bilinmeyen bir hayat ile dirilecek, nimet
veya azap görecektir.
Münker ve Nekir adındaki iki meleğin, bilinmeyen korkunç
insan şeklinde mezara gelip sual soracaklarını hadis-i şerifler açıkça
bildirmektedir. Kabir suali, bazı âlimlere göre, bazı akaidden olacak,
bazılarına göre ise, bütün akaidden olacaktır. [Bunun için,
çocuklarımıza (Rabbin kim? Dinin hangi dindir? Kimin
ümmetindensin? Kitabın nedir? Kıblen neresidir? İtikadda ve
amelde mezhebin nedir?) suallerinin cevaplarını öğretmeliyiz! Ehl-i
sünnet olmayanın doğru cevap veremeyeceği Tezkire-i Kurtubi’de
yazılıdır.]
Güzel cevap verenlerin kabri genişleyecek, buraya Cennetten
bir pencere açılacaktır. Sabah ve akşam, Cennetteki yerlerini görüp,
melekler tarafından iyilikler yapılacak, müjdeler verilecektir. İyi
cevap veremezse, demir tokmaklarla öyle vurulacak ki, bağırmasını,
insandan ve cinden başka her mahlûk işitecektir. Kabir o kadar
daralır ki, kemiklerini birbirine geçirecek gibi sıkar. Cehennemden
bir pencere açılır. Sabah ve akşam Cehennemdeki yerini görüp,
mezarda, mahşere kadar, acı azaplar çeker.
Öldükten sonra, yine dirilmeye inanmak lazımdır. Kemikler, etler
çürüyüp toprak ve gaz olduktan sonra, bedenler, tekrar yaratılacak,
ruhlar bedenlerine girip, herkes mezardan kalkacaktır. Bunun için,
bu zamana, Kıyamet günü denir.
[Bitkiler havadan karbon dioksid gazını ve topraktan su ile
tuzları, yani toprak maddelerini alıp, bunları birleştiriyorlar. Böylece,
organik cisimleri ve azamızın yapı taşlarını meydana getiriyorlar.
Senelerle uzun süren bir kimya reaksiyonunun, katalizör kullanarak,
saniyeden az bir zamanda hemen oluverdiği, bugün bilinmektedir.
İşte bunun gibi, Allahü teâlâ, mezarda, su, karbon dioksid ve toprak
maddelerini birleştirerek organik maddeleri ve canlı uzuvları bir anda
yaratacaktır. Böyle dirileceğimizi, Muhbir-i sadık [yani Peygamber
efendimiz] haber veriyor. Fen ilimleri de, bunun dünyada zaten
yapılmakta olduğunu gösteriyor].
Bütün canlılar, Mahşer yerinde toplanacak. Her insanın amel
defterleri uçarak sahibine gelecektir. Bunları, yerleri, gökleri,
zerreleri, yıldızları yaratan, sonsuz kudret sahibi olan Allahü teâlâ
yapacaktır. Bunların olacağını, Allahü teâlânın Resulü haber
vermiştir. Onun söyledikleri elbette doğrudur. Elbette hepsi olacaktır.
Salihlerin, iyilerin defteri sağ tarafından, fâsıkların, kötülerin
arka veya sol tarafından verilecektir. İyi ve kötü, büyük ve küçük,
gizli ve meydanda yapılmış olan her şey defterde yazılı
bulunacaktır. Kiramen kâtibin meleklerinin bilmediği işler bile,
a’zanın haber vermesi ile veya Allahü teâlânın bildirmesi ile ortaya
çıkarılacak, her şeyden sual ve hesap olunacaktır. Mahşerde, Allahü
teâlânın dilediği her gizli şey meydana çıkacaktır. Meleklere,
yerlerde, göklerde neler yaptınız? Peygamberlere, Allahü teâlânın
hükümlerini Onun kullarına nasıl bildirdiniz? Herkese de,
Peygamberlere nasıl uydunuz, sizlere bildirilen vazifeleri nasıl
yaptınız? Birbiriniz arasında bulunan hakları nasıl gözettiniz diye
sorulacaktır. Mahşerde, imanı olup, ameli ve ahlakı güzel olanlara
mükafat ve ihsanlar olacak, kötü huylu, bozuk amelli olanlara ağır
cezalar verilecektir.
Allahü teâlâ, dilediği müminlerin büyük ve küçük bütün
günahlarını, fadlı ile, ihsanı ile af edecektir. Şirkten, küfürden başka,
her günahı, dilerse af edecek, dilerse, adaleti ile küçük günahlar için
de azap edecektir. Müşrik ve kâfir olarak öleni hiç af etmeyeceğini
bildirmektedir. Kitaplı ve kitapsız kâfirler, yani Muhammed
aleyhisselamın, bütün insanlara Peygamber olduğuna inanmayan,
Onun bildirdiği ahkâmdan, yani emir ve yasaklardan birisini bile
beğenmeyenler, bu halde ölürlerse, elbette Cehenneme sokulacak,
sonsuz azap çekeceklerdir.
Kıyamet günü, amelleri, işleri ölçmek için, bilmediğimiz bir
Mizan, bir ölçü aleti, bir terazi vardır. Yer ve gök bir gözüne sığar.
Sevap gözü, parlak olup, Arşın sağında Cennet tarafındadır. Günah
tarafı, karanlık olup, Arşın solunda, Cehennem tarafındadır.
Dünyada yapılan işler, sözler, düşünceler, bakışlar, orada şekil
alarak, iyilikler parlak, kötülükler karanlık ve iğrenç görünüp, bu
terazide tartılacaktır. Bu terazi, dünya terazilerine benzemez. Ağır
tarafı yukarı kalkar. Hafif tarafı aşağı iner, denildi. Âlimlerin bir
kısmına göre, çeşitli teraziler olacaktır. Birçoğu da, terazilerin kaç
tane ve nasıl oldukları dinde açık bildirilmedi. Bunları
düşünmemelidir, dedi.
Sırat köprüsü vardır. Sırat köprüsü, Allahü teâlânın emriyle,
Cehennemin üstünde kurulacaktır. Herkese, bu köprüden geçmesi
emir olunacaktır. O gün, bütün Peygamberler (ya Rabbi! Selamet
ver!) diye yalvaracaklardır. Cennetlik olanlar, köprüden kolayca
geçerek, Cennete gideceklerdir. Bunlardan bazısı şimşek gibi,
bazısı rüzgâr gibi, bazısı koşan at gibi geçecektir. Sırat köprüsü
kıldan ince, kılıçtan keskindir. Dünyada İslamiyet'e uymak da,
böyledir. İslamiyet'e tam uymaya uğraşmak, Sırat köprüsünden
geçmek gibidir. Burada, nefs ile mücadele güçlüğüne katlananlar,
orada Sıratı kolay ve rahat geçecektir. İslamiyet'e uymayan,
nefslerine düşkün olanlar, Sıratı güç geçecektir. Bunun içindir ki,
Allahü teâlâ, İslamiyet'in gösterdiği doğru yola Sırat-ı müstakim
adını verdi. Bu isim benzerliği de, İslamiyet yolunda bulunmanın,
Sırat köprüsünü geçmek gibi olduğunu göstermektedir.
Cehennemlik olanlar, Sırattan geçemeyip, Cehenneme
düşeceklerdir.
Peygamberimiz Muhammed Mustafa’ya (sallallahü aleyhi ve
sellem) mahsus olan Kevser havuzu vardır. Büyüklüğü, bir aylık yol
gibidir. Suyu sütten daha beyaz, kokusu miskten daha güzeldir.
Etrafındaki kadehler, yıldızlardan daha çoktur. Bir içen,
Cehennemde olsa bile, bir daha susamaz.
Şefaat haktır. Tevbesiz ölen müminlerin küçük ve büyük
günahlarının af edilmesi için, Peygamberler, Veliler, Salihler ve
Melekler ve Allahü teâlânın izin verdiği kimseler, şefaat edecek ve
kabul edilecektir. [Peygamber efendimiz, (Ümmetimden büyük
günah işleyenlere şefaat edeceğim) buyurdu.]
Ahiret hayatı
Sual: Ahirette tek hayat mı vardır?
CEVAP
Ölümden önceki hayata Dünya hayatı, ölümden sonraki hayata
Ahiret hayatı denir. Ahiret hayatı üçe ayrılır:
1- Kabir hayatı [Mezardan kalkıncaya kadar olan zaman]
2- Kıyamet hayatı [Dirilip Cennete veya Cehenneme gidinceye
kadar olan hayat]
3- Cennet ve Cehennem hayatı. [Ebedi kalınacak hayat]
Peşin, veresiye gibi olmaz
Sual: Âhirete inandığı hâlde, (Peşin, veresiye gibi olmaz. Peşin
elbette iyidir. Sen bu dünyada bana bulgur ver, ben sana âhirette
pirinç veririm. Sen bana tavuk ver, ben sana ahirette kaz veririm)
diyenler oluyor. Böyle söylemek uygun mudur?
CEVAP
Bu, âhirete inanmayan ateistlerin, şeytani bir kıyasıdır. İnanan
kimse böyle söylememelidir. Onlar kibirlenip âhiretlerini satıyorlar.
Hâlbuki dünya fani, âhiret bâkîdir. Sonsuz olan, geçici olana değişilir
mi? Hattâ dünyadaki geçici bir altın vazo, âhiretin, ebedi kalacak
olan toprak vazosuyla mukayese edilir mi hiç? Bu konuda birkaç
âyet-i kerime meali şöyledir:
(İşte onlar, âhireti verip dünya hayatını satın alan
kimselerdir.) [Bekara 86]
(Sizin yanınızdaki [dünya malı] tükenir. Allah katındaki
rahmet hazineleri bâkîdir.) [Nahl 96]
(Allah katında olan daha hayırlıdır.) [Kasas 60]
(Âhiret daha hayırlı ve bâkîdir.) [Alâ 17]
(Dünya hayatı, aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir.)
[Âl-i İmran 185]
(Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın!) [Lokman 33]
Ateist, (Peşin veresiyeden iyidir) sözüne kendisi de inanmaz,
çünkü ticarette gelecek on lira elde etmek için, peşin bir lira verir ve
bunu yaparken hiç de, (Peşin, veresiyeden daha iyidir) diyerek bu
alışverişi terk etmez. Bir de doktor, bir ateisti, bazı meyve ve
yemeklerden menederse, o derhâl gelecek hastalığın korkusundan
dolayı onları terk eder. İşte görüldüğü gibi, ateist de peşini terk edip
veresiyeye razı olur. Her tüccar, ticaret için yolculuk yapar. Yollarda,
seferde peşin olarak yorulur. Bütün bunu veresiye olan bir kâr ve
istirahat için yapar. Eğer gelecek olan on lira, hâlihazırdaki bir
liradan daha iyiyse, o zaman dünya lezzeti, müddeti bakımından
âhiret müddetine kıyas edilirse, ateistin kıyasının ne kadar yanlış
olduğu meydana çıkar. Çünkü insan dünyada yüz yıl hattâ bin yıl
yaşasa, sonsuzun yanında bu bin yıl hiçtir.
İşte âhirete iman eden bir kimse, sonsuz nimeti elde etmek için,
sonsuza göre kısa bir anı terk etmiş gibidir. Bir de nimetlerin
kalitesine bakılırsa, dünya lezzetlerini sıkıntıyla karışık ve bulanık
olarak görür, âhiret lezzetlerini ise berrak görür. Bu bakımdan
(Peşin, veresiyeden daha iyidir) sözü yanlıştır.
Bir mümin, şeytanın bu kıyasını kabul etmezse, o yine başka bir
kıyasla saldırır. (Yakîn, yani kesin bilinen ve görünen, şüpheliden
daha iyidir. Ahiret şüphelidir) der. Bu kıyas, birinci kıyasından daha
çürüktür; çünkü yakîn, ancak şeklin benzeri olduğu zaman
şüpheliden daha iyi olur. Yoksa tüccarın kazanacağı şüphelidir.
Avcının, avı yakalaması şüphelidir. Ancak tedbir almak, aklın
gereğidir. Tüccar, (Eğer ticaret yapmazsam aç kalırım, zararım
büyük olur. Eğer ticaret yaparsam yorgunluğum, kârıma göre
azdır) der. Bunun gibi, ameliyat olmazsa ölecek hasta, çeşitli
sıkıntılara katlanarak, ameliyat olur. Hâlbuki şifaya kavuşması
şüpheli; ama ameliyatın acılığı ise kesindir. Buna rağmen,
(Ameliyatın acısı, ölüme göre pek azdır) der. Ahiretten şüphe
eden ateiste demeli ki:
Sabredeceğin günler azdır, en fazla ölüme kadardır. Bu ise
âhirete nispeten, sonsuza göre pek kısadır, bir an bile değildir. Eğer
şüphe ettiğin ahiret hâşâ yoksa dünyadaki zararın azdır. Ahiret
kesin olduğuna göre, inanmadığın için sonsuz ateşte kalacaksın. Bu
ise sonsuz hüsrandır. Aklı olan, sonsuz hüsrana düşmemek için
gerekli tedbirini alır.
Ölüm ve kabir hayatı
Canlar nasıl alınır?
Sual: Dünyanın çeşitli yerlerinde, binlerce, hatta milyonlarca
insan, trafik kazası, deprem, savaş gibi sebeplerle aynı anda ölüyor.
Ölüm meleği bir anda bunların canını nasıl alır?
CEVAP
Azrail aleyhisselamın kudretinden şüphe etmek, Allahü teâlânın
kudretinden şüphe etmeye kadar gidebilir. Allahü teâlânın kudretinin
büyüklüğünü bilen kimse, sebebini bilmese de, İslam’a teslim olup,
Allah’ın her şeye gücü yetebileceğine inanması gerekir.
Bugün bir düğme ile bir veya birkaç şehrin bütün elektrikleri aynı
anda söndürülebilmektedir. Ölüm meleği de ruhları bundan daha tez
almaktadır.
İbrahim aleyhisselam, ölüm meleğine sual etti ki:
- Ey ölüm meleği, eceli gelen insanların bir kısmı doğuda, bir
kısmı batıda olsa yahut kuzeyde ve güneyde aynı anda zelzele olup
ölseler yahut da dünyanın çeşitli yerlerinde savaş olsa, aynı anda
binlerce, milyonlarca insan ölse, aynı anda bunların hepsinin
ruhlarını nasıl alıyorsun?
Ölüm meleği cevap verdi:
- Allah’ın izniyle onların ruhlarını çağırırım, derhal
avucumun içinde oluverirler.
Süleyman aleyhisselam, ölüm meleğine sual etti:
- İnsanların ruhlarını kimini genç yaşta, kimini bebekken, kimini
ihtiyarlayınca alıyorsun. Ruhları almada ölçün nedir?
Ölüm meleği dedi ki:
- Bana eceli gelenlerin listesi verilir. Ben verilen listeyi tatbik
ederim. Başka işe karışmam.
Ölüm meleği gelip, Süleyman aleyhisselamın yanında oturan bir
kimseye dikkatli bakmaya başladı. Sonra çıkıp gitti. O zat, Süleyman
aleyhisselama sual etti:
- Kimdi o bana öyle can alacak gibi bakan?
- Ölüm meleğiydi.
- Beni onun pençesinden kurtar! Rüzgâra emret, beni
Hindistan’a götürsün!
O zatın bu isteği derhal yerine getirildi. Ölüm meleği ikinci defa
Süleyman aleyhisselamın yanına gelince, Hazret-i Süleyman sual
etti:
- Geçen gelişinde yanımdaki zata niçin öyle bakmıştın?
- Şimdi onun ruhunu alıp geldim. Bana onun ruhunu
Hindistan’da almam emredilmişti. Ömrü biterken, hâlâ burada
bulunduğu için öyle bakmıştım. (Mesnevi)
Hayatiyetin ispatı
Sual: Kur'anda, (Her canlı, ölümü tadacaktır) deniyor. Ölenin
tatması nasıl olur ki?
CEVAP
Bu âyet-i kerime, ruhun ölmediğini, sadece ölümü tattığını
bildiriyor. Ölümden sonraki hayatiyeti yani canlılığı ispat ediyor.
Ölmek, yok olmak demek değildir. İnsan ölünce, ruhu bedenden
ayrılır ve yepyeni bir hayat başlar. (İnsanlar uykudadır, ölünce
uyanırlar) mealindeki hadis-i şerif de, ruhun ölmediğini
göstermektedir.
Ölürken
Sual: Bir kimse, ölürken küfre sokucu söz söyleyip ölse kâfir
olarak mı ölmüş olur?
CEVAP
Hayır, ölüm hâlindeyken küfre sebep olan şey söyleyen kimse,
mümin kabul edilir, çünkü o anda aklı başında değildir. (S.
Ebediyye)
Ölüm acısını kimler duymaz?
Sual: Ölüm acısını herkes duyacak mıdır?
CEVAP
Ölüm acısı, dünya acılarının hepsinden daha acıdır. Bir kâfir,
uyku hapı içerek veya narkozla her tarafı uyuşturulduktan sonra da
ölse, çok şiddetli olan ölüm acısını duyar. Fakat salih mümin, kurşun
yağmuruna tutulsa, bu acıyı duymaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâya yemin ederim ki, ölüm meleğini görmek, bin
kılıç darbesinden daha şiddetlidir. Yine Allahü teâlâya yemin
ederim ki, mümin bir kulun her damarı ölüm acısını
duymadıkça, canı çıkmaz.) [Ebu Nuaym]
(Şehid ölüm acısını duymaz.) [Beyheki]
(Şehid, öldürülmesinin acısını, ancak bir pirenin ısırması
kadar duyar.) [Nesai]
Ölüm acısı 70 kere kılıçla doğranmaktan fazladır; ama Allahü
teâlâ, sevdiği kullarına bu acıyı duyurmaz. Ölüm acısı, kabir azabı
yanında hiç kalır. Kabir azabı mahşer azabı yanında hiçtir. Mahşer
azabı da, Cehennem azabının yanında hiçtir. Salih mümin, ne ölüm
acısını, ne kabir azabını, ne de Cehennem ateşini duymaz. Sırat,
Cehennem üzerine kuruludur. Sırat köprüsünden herkes geçer. Bir
hadis-i şerif meali:
(İyi kötü herkes [Cehennem üzerine kurulmuş Sırat’tan] geçer.
Yalnız mümine, serin ve selamet olur. İbrahim aleyhisselama
ateşin serin olduğu gibi. Öyle ki müminlerin soğukluğundan
Cehennem, “Müminin nuru narımı söndürüyor” diye bağırır.
Bundan sonra Allahü teâlâ, takva ehlini kurtarır; zalimleri ise
orada yüzüstü bırakır.) [İbni Mace]
Salih mümin, ruhunu teslim edeceği vakit, rahmet meleklerini ve
Resulullah efendimizi görüp, can verme acısını duymaz. Bu
şaşılacak bir şey değildir. Nitekim Mısır kadınları, Yusuf
aleyhisselamın güzelliğine hayran olup, kendilerini öyle
unutmuşlardı ki, ellerini kestiklerinden haberleri bile olmamıştı.
Sual: Ölüm acısının, bin kılıç darbesinden daha şiddetli olduğu,
hadisle bildiriliyor. Bu, Müslümanlar için de aynı mıdır?
CEVAP
Evet, aynıdır. Ancak mümin bu acıyı hissetmeyecektir. Allahü
teâlâ, her Müslümana ölürken, Resulullah efendimizi gösterecek ve
Onun güzelliği karşısında, ruhunu nasıl teslim ettiğinin farkına
varmayacaktır. Yusuf aleyhisselamı gören kadınların, onun güzelliği
karşısında parmaklarını bıçakla kestikleri halde, farkına varmadıkları
gibi, Müslümanlar da, ölüm acısı hissetmeyeceklerdir. O halde
doğru imanla ölmeye çalışmalıdır.
Kabir azabı haktır
Sual: Kabir azabı gerçekten var mı?
CEVAP
Kabir azabının varlığını bildiren vesikalardan bazıları şöyledir:
İmam-ı a'zam hazretleri buyurdu ki:
Kur'an-ı kerimde (Onlar, sabah-akşam ateşe sokulurlar.
Kıyametin kopacağı günde, "Firavun hanedanını azabın en
çetinine sokun!" denilecek) buyuruldu. (Mümin 46)
Sabah-akşam görecekleri azap, Kıyametten öncedir. Âyetin
devamında onların şiddetli azaba sokulacağı bildiriliyor. Birincisi
kabir azabı, ikincisi ise Cehennem azabıdır. (El-Kavl-ül fasl)
İmam-ı Gazali hazretleri de, (Bu âyet-i kerime kabir azabını
gösteriyor) buyurdu. (İhya)
Nuh suresinin, (Günahları yüzünden suda boğuldular,
ardından da ateşe atıldılar) mealindeki 25. âyet-i kerimesinde
geçen Feüdhılu kelimesindeki F harfi, hiç ara verilmediğini gösterir.
Yani (Suda boğulduktan hemen sonra kabirdeki azaba maruz
kaldılar) demektir. (El-Kavl-ül fasl)
Al-i imran suresinin, (Allah yolunda öldürülenleri [şehidleri]
ölü sanmayın! Bilakis onlar diridir) mealindeki 169. âyet-i
kerimesi de, kabir hayatını bildirmektedir. (El-Kavl-ül fasl)
İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:
Taha suresinin 124. âyet-i kerimesindeki "Me’îşeten danken"
kabir azabını bildiriyor. Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Mümin kabrinde yemyeşil bir bahçe içindedir. Ayın
ondördü gibi aydınlatılır. "Feinne lehü me’îşeten danken" âyeti,
kâfirlerin kabirde görecekleri azabı bildirir. 99 tinnin kâfirleri
kıyamete kadar kabrinde sokup azap eder.) [Tirmizi]
Tekasür suresinin 3. âyetindeki, bu övünmenizin kötü akıbetini
"İleride bileceksiniz!" demek, "Ölürken" demektir. 4. âyetindeki
"Yine ileride bileceksiniz" ise "Kabirde" demektir. (Celaleyn,
Medarik, M.Tezkire-i Kurtubi)
Bekara suresinin, (Ölü iken sizi diriltti. Tekrar öldürecek ve
tekrar diriltecek) mealindeki 28. âyetinde bildirilen, ikinci dirilme
kabirde olacaktır. İmam-ı Nesefi de bu âyetin kabir azabı ve
nimetine işaret ettiğini bildirmiştir. (Tefsiri Şeyhzade)
İmam-ı Nesefi hazretleri buyuruyor ki:
Araf suresinin, (Orada yaşayıp, orada öleceksiniz, yine
oradan dirilip çıkarılacaksınız) mealindeki 25. âyetindeki
Oradadan maksat kabir hayatıdır. (Şeyhzade)
İmam-ı Nesefi buyurdu ki:
Casiye suresinin, (Allah sizi diriltir, sonra öldürür) mealindeki
26. âyetinde, diriltmenin kabirde olacağını bildiriyor. (Şeyhzade),
Tevbe suresinin, (Onları iki defa azaba uğratacağız) mealindeki
101. âyetindeki azabın birisi kabir azabıdır. (Kadi Beydavi)
İmam-ı Süyuti hazretleri, "Kabir azabı" ile ilgili Şerhussudur
isminde müstakil bir eser yazmıştır. Buhari ve Müslim ve diğer
hadis kitaplarındaki kabir azabı ile ilgili hadis-i şerifleri nakletmiştir.
Her hadis kitabında kabir azabı bildirilmektedir. Kabir azabını inkâr
eden, bütün hadis kitaplarını inkâr etmiş olur.
Hazret-i Âişe validemiz, (Ya Resulallah, bu ümmet, kabirde
azap görecek, benim gibi zayıfların hali ne olacak?) diye sual
edince, Resulullah, İbrahim suresinin, (Allah, iman edenlere,
dünya ve ahirette de sabit sözlerinde sebat ihsan eder)
mealindeki 27. âyeti okudu. (Bezzar), Bu âyette, kabir hayatının hak
olduğu, müminlere kavl-i sabit ihsan edildiği bildiriliyor. (Tefsir-i
Celaleyn)
İslam âlimleri, kabir hayatının ahiret hayatından olduğunu, kabir
azabının da ahiret azaplarından olduğunu bildirmişlerdir. (Mektubatı
Rabbani)
Yukarıda âyet-i kerimelerle kabir azabının hak yani gerçek
olduğunu bildirdik. Şimdi de kabir azabı ile ilgili hadis-i şeriflerden
bazılarını bildiriyoruz. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Kabir azabı haktır.) [Buhari]
(Kabir ya Cennet bahçesi veya Cehennem çukurudur.)
[Tirmizi]
(Kabir azabının çoğu, üzerine idrar sıçratmaktan olacaktır.)
[İ.Mace, Nesai, Hakim, Dare Kutni]
(İdrardan sakının! Çünkü kabirde ilk hesap bundan
olacaktır.) [Taberani]
(Allahü teâlâ, bazı kimseleri, insanların ihtiyaçlarını
gidermek için yaratmıştır. İnsanlar, ihtiyaçları için onlara
başvururlar. İşte bunlar, kabir azabından emindirler.) [Taberani]
(Şehid kabir azabından emindir.) [İbni Mace, Beyheki, imam-ı
Ahmed]
(Dün gece rüyamda, bir kimseyi kabir sıkarken gördüm.
Namazı gelip onu kabir azabından kurtardı.) [Hâkim]
(Cuma gecesi "Fâtiha" ve 15 kere "İzâ zülzilet" okuyarak iki
rekât namaz kılan kabir azabından emin olur.) [Deylemi]
(Fisebilillah gözcü olarak vefat eden kabir azabı görmez.) [İ.
Ahmed]
(Allah’ım, kabir azabından Sana sığınıyorum.) [Müslim,
Nesai, Hâkim, Harâiti]
(Kabir azabından Allah’a sığınınız.) [Müslim, İ.Ahmed,
İ.E.Şeybe]
(Gizleyebilseydiniz, kabir azabını işitmeniz için Allah’a dua
ederdim.) [Müslim, İ. Ahmed, Nesai]
(Allah’a yemin ederim ki, 99 tinnin Kıyamete kadar, kâfire
kabrinde azap eder.) [Ebu Ya’la, İbni Hibban, Tirmizi]
(Namaz kılmayanın kabri ateşle dolar. Gece-gündüz onu
yakar. Bir tinnin, her namaz vaktinde onu sokar.) [Kurretül-uyun]
[Tinnin isimli yılan, dünya yılanı değildir. Kâfire ve günahkâra
azap etmesi için Allah’ın yarattığı bir mahlûktur.]
Resulullah efendimiz, iki kabir yanında durup, (Bunlardan biri
idrar sıçramasından sakınmadığı için, diğeri ise, Müslümanlar
arasında söz taşıdığı için, kabir azabı çekiyorlar) buyurdu. (İbni
Mace)
Eshab-ı kiramdan Ya’la bin Mürre hazretleri, bir kabirde azap
olduğunu işitip, Resulullah efendimize haber verdi. Peygamber
efendimiz de, (Ben de işittim. Söz taşıdığı ve üzerine idrar
sıçrattığı için, azap yapılmaktadır) buyurdu. (Beyheki)
Peygamber efendimiz, iki kabrin yanına gelince, bir hurma dalı
getirilmesini emretti. Hurma dalını ikiye kırıp, yarısını bir kabre,
yarısını da diğer kabrin üstüne koyup, (Bu dal yaş kaldığı sürece
azapları hafifler. Bunlar gıybet ve idrardan dolayı azap
görmektedir) buyurdu. (İ.Mace)
(Dört kişinin, çektikleri şiddetli azaptan dolayı,
Cehennemdekiler rahatsız olur. Bunlardan biri, ateşten kapalı
bir tabut içinde, biri bağırsaklarını sürür, biri de kan ve irin
kusar, öteki ise kendi etini yer. Tabuttaki, borçlu olarak
ölmüştür, üzerinde kul borcu vardır. [Geriye mal da bırakmadığı
için borcu ödenmemiştir.] Bağırsakları sürünen, idrardan
sakınmamıştır. İrin ve kan kusan, müstehcen konuşmuştur.
Kendi etini yiyen de, gıybet ve kovuculuk etmiştir.) [Taberani]
Peygamber efendimiz bir cenazede, (Ya rabbi bunu kabir
azabından koru) diye dua etmiştir. (Müslim, Nesai, Tirmizi)
Ehl-i sünnetin ve hanefi mezhebinin reisi olan imam-ı a'zam
hazretleri buyurdu ki:
(Kabirde ruhun cesede iadesi, kâfirleri ve bazı günahkâr
Müslümanları kabrin sıkması ve azap edilmesi haktır.) [Kavl-ül fasl]
İslam âlimlerinin en büyüklerinden olan imam-ı Rabbani
hazretleri, (Kabrin bedeni sıkması vardır) buyurdu. (Mektubat-ı
Rabbani 3/17)
Yine İslam âlimlerinin en büyüklerinden olan imam-ı Gazali
hazretleri de, (Kabir azabı ruha ve cesede birlikte olacaktır)
buyuruyor. (İhya-i ulümiddin)
Karada ve denizde ölene de sual sorulur. Bu da ruhun bedene
iade edilmesinden sonra olur. [Nuhbet-ül-leâli s.116, Bidaye s.91]
Ruh ve beden beraber günah işledikleri için, kabir azabı da, her
ikisine birden yapılacaktır. (El-Müstened)
İmam-ı Süyuti hazretleri (Şerh-us-Sudur), Abdurrahman ibni
Receb Hanbeli hazretleri (Ehvâl-ül-kubur) kitabında, İmam-ı Şarani
hazretleri Tezkire-i Kurtubi Muhtasarı'nda bildiriyor ki:
Eshab-ı kiramdan Abdullah bin Ömer hazretleri, (Yerden boynu
zincirli birinin çıktığını, bir adamın bunu dövdüğünü, zincirli adamın
yerde kaybolduğunu, böylece toprağa girip çıktığını gördüm) dedi.
Resulullah efendimiz, bu zata, (O gördüğün kimse, Ebu Cehil'dir,
kıyamete kadar kabrinde böyle azap çeker) buyurdu. (Taberani)
Özetini aldığımız hadis-i şerifin metninde Ebu Cehil'in İbni Ömer
hazretlerinden su istediği de yazılıdır. Demek ki, Ebu Cehil'in
sadece ruhuna değil, bedenine de azap yapılmaktadır.
Cehennemde de, çürüyen vücut yerine yeni bir vücut yaratılacak,
Cehennemdekilerin böylece hem ruh, hem de bedenleri azap
görecektir. Azabı gören ve çürüyen beden değildir. Ruhun tasarrufu
altında olan beden azap görecektir.
İmam-ı Süyuti hazretleri buyuruyor ki:
Her ölünün ruhu, cesedine, bilmediğimiz bir halde bağlıdır.
Ruhların kendi cesetlerine tesir ve tasarruf etmelerine ve kabirde
bulunmalarına izin verilmiştir. Ölü kabirde çürüse de, ruhun bedenle
olan bağlılığı bozulmaz. (El-mütekaddim)
Günahları ikisi birlikte işlediği için, yalnız ruha azap yapılması,
hikmete ve ilahi adalete uygun değildir. Beden kabirde çürüse de,
Allahü teâlânın ilminde vardır. Allahü teâlâ, ölüleri diriltmeye gücü
yettiği gibi, bedene de azap yapmaya gücü yeter. Allahü teâlâ her
şeye kadirdir, Onun kudretinden şüphe eden kâfirdir. (M. Nasihat)
Yanıp ölene kabir azabı
Günümüzde aklını dinde ölçü kabul eden bazı kimseler,
yanarak ölene kabir suali ve kabir azabı olamaz sanıyor.
Mumyalanıp hep dışarıda kalan yahut hiç defnedilmeyen ölüye
ve yanıp kül olan kimselere de kabir suali olur. (Sirac-ül-vehhac ve
Camiussagir şerhi)
Meşhur Emali şerhinde de, (Bir kimse kurtlar tarafından
parçalanıp yense, yahut ateşte yansa, denizde çürüse, kabir suali
olur, kabir azabına veya kabir nimetine kavuşur) buyuruldu.
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Kabir azabı, ahiret azaplarındandır. Dünya azabına
benzemediği gibi, rüyada görülen azaba da benzemez. Böyle
sanmak, kabir azabını bilmemekten ileri gelir. Kabir azabına
inanmayan bid'at sahibi olur. (Hakkında hadis-i şerif olsa da, olmasa
da, kabir azabına inanmam, akıl ve tecrübe bunu kabul etmez)
diyen kâfir olur. (Mektubat-ı Rabbani 3/17- 31)
Aklın almadığı şeyleri akılla çözmeye kalkışmak çok yanlıştır.
Akıl, göz gibi, din bilgileri de ışık gibidir. Göz, ışık olmadıkça,
karanlıkta görmez. Göz, karanlıkta görmediği şeylere "Yok"
diyemez. Akıl da, maneviyatı, fizik-ötesini anlayamaz. Aklımızdan
faydalanmamız için Allahü teâlâ, din ışığını gönderdi. Göz, ışık
olmadan karanlıkta cisimleri göremediği gibi, din bilgileri olmadan da
akıl, manevi şeyleri anlayamaz. O halde akıl, din ışığı ile ancak
manevi şeyleri anlayabilir.
Ölen kimse acı duyar
Amerika’daki vahşilerin, oklarının uçlarına sürdükleri, "Kürar"
ismindeki zehir, sinirlerin uçlarını felce uğratır. Adale hareket
edemez. Ağrı yapmadığından insan zehirlendiğini anlamaz. Elini,
ayağını oynatamaz, yere yıkılır, taş gibi kalır. Görür ve işitir ise de,
gözünü kırpamaz, dilini oynatıp bağıramaz. Kabir azabı da buna
benzetilebilir. Ölü, acı duyar, fakat kıpırdayamaz.
İnsan, ruhu sayesinde ayakta durur. Aklı, düşüncesi, ruhu
sayesinde vardır. İnsanın vücudu, bir marangozun aletleri gibidir.
İnsan ölünce, aletleri olmadığından, ruh bu aletlerle bir iş yapamaz.
Ancak yine de, ruh ölü olmadığı için gider gelir, insanları tanır. Hatta
evliyanın ruhları insanlara yardım eder. Bu yardım etmesi dünyadaki
bedenindeki aletlerle değildir. Allahü teâlâ, ruhlara aletsiz de iş
yapma özelliğini vermiştir. Vefat eden Hızır aleyhisselamın ruhu çok
kimseye çeşitli yardım yapmaktadır.
Bir kimseye, başkasının bütün organları takılsa, o insanın
aklında, düşüncesinde değişiklik olmaz. Marangozun eski aletleri
yerine, yeni aletleri gelmiş demektir. Alet değişmekle, marangozdaki
bilgi, kabiliyet değişmez. Kesmeyen bir testere yerine, iyi kesen bir
testere gelirse, daha kolay iş yapar.
İnsan ruhu sayesinde vardır
Görmeyen gözün yerine sağlam göz takılırsa görür. Kanı, kalbi,
beyni de değişse, yine düşünceye tesir etmez. Sağlam organ
takılmışsa, daha kolay iş görür. Çünkü insan, ruh demektir.
Bir insan yanmakla yok olmaz. Sadece aletleri elinden alınmış
olur. Ahirette ona yeni aletler verilir. Mümin ise Cennete, kâfir ise
Cehenneme gider. Ruh, kendisine verilen vücut sayesinde, ya
nimete kavuşur veya azaba maruz kalır.
Ruhun mahiyetini bilmeyen veya Allah’ın kudretinden şüphe
eden kimse, insan yanınca yok olduğunu, kabir suali ve kabir
azabının olmadığını zanneder. Hâlbuki kabir azabının olduğunu
dinimiz açıkça bildiriyor. Bu konudaki âyet-i kerime ve hadis-i
şerifleri yukarıda bildirdik.
Yargısız infaz mı?
Sual: Bazıları, (Kıyametten önce azap yoktur. Ahirette günahlar
sevaplar belli olmadan, suçlar meydana çıkmadan kabirde azap
çektirmek, Yargısız infaz olur. Mahkemeye çıkmadan karakolda
dayak atmaya benzer. Bu ise ilahi adalete aykırıdır) diyorlar. Kabir
azabı hak değil midir?
CEVAP
Böyle konuşmak, dini hiç bilmemek demektir. Çünkü kimin ne
suçu işlediğini, kimin Cennete kimin Cehenneme gideceğini Allahü
teâlâ elbette bilir. Hatta insanlar doğmadan önce de biliyordu.
Hafaza melekleri, insanların iyi kötü amellerini tespit ediyor. Kimin
suçu ne ise bellidir. Kabirde yargısız infaz yapılmıyor. Günahlarına
karşılık azaba maruz bırakılıyor. Kabirde sıkıntı çeken müminin
günahları azalır, hesap yerine günahsız gidebilir.
Aklı ölçü alan Mutezile fırkası, kabir hayatını ve kabir azabını
inkâr etti. Ehl-i sünnet âlimleri ise, kabir azabının hak olduğunu
vesikalarla bildirdiler.
Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Dünya mümine zindan, kâfire Cennettir.) [Müslim]
Mümin ölünce, dünya zindanındaki sıkıntılarından kurtulur.
Kabir sualleri
Sual: Kabirde ne sorulacak, cevapları nedir?
CEVAP
Kabir sualine cevap olmak üzere şunları öğrenmelidir:
Rabbin kim?
CEVAP
Allahü teâlâ.
Dinin nedir?
CEVAP
İslâm dini.
Hangi Peygamberin ümmetindensin?
CEVAP
Muhammed aleyhisselamın.
Kitabın nedir?
CEVAP
Kur'an-ı kerim.
Kıblen neresidir?
CEVAP
Kâbe-i muazzama.
İtikadda mezhebin nedir?
CEVAP
Ehl-i sünnet vel cemaat.
Amelde mezhebin nedir?
CEVAP
4 mezhepten hangisi ise, mesela Hanefi, Maliki, Şafii ve
Hanbeli’den biri söylenir.
Ayrıca aşağıdaki esasları da bilmek lazımdır:
Kimin zürriyetindensin?
CEVAP
Âdem aleyhisselamın.
Kimin milletindensin?
CEVAP
İbrahim aleyhisselamın.
İman nedir? Amentü’nün esasları nelerdir?
CEVAP
İman, Muhammed aleyhisselamın Allahü teâlâ tarafından
getirdiği emir ve yasaklara inanmak ve inandığını dil ile söylemek
demektir.
İman, Amentü’de bildirilen altı esasa inanmak ve Allahü teâlâ
tarafından bildirilen emir ve yasakların tamamını kabul etmek ve
beğenmektir.
Amentü şöyledir:
Âmentü billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve rüsülihi vel
yevmil ahiri ve bilkaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ vel
ba'sü ba'del mevti hakkun. Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü
enne Muhammeden abdühü ve resülühü.
[Yani, Allah’a, meleklerine, gönderdiği kitaplarına,
peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan
olduğuna, öldükten sonra dirilmeye inanıyorum. Allah’tan başka ilah
olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın da Allah’ın kulu ve son
Peygamberi olduğuna şehadet ediyorum.]
İslam’ın şartları nelerdir?
CEVAP
Şunlardır:
1- Kelime-i şehadet getirmek
Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden
abdühü ve resulühü demek. Manası şudur:
(Ben şehadet ederim ki, [Yani görmüş gibi bilirim ve bildiririm ki]
Allah’tan başka ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed
aleyhisselam Onun kulu ve resulüdür.)
Resulullaha inanmak demek, Onun bildirdiklerinin tamamını
kabul etmek, inanmak ve hepsini beğenmek demektir.
2- Namaz kılmak
3- Zekât vermek
4- Oruç tutmak
5- Hac etmek
Allahü teâlânın sıfatları nelerdir?
CEVAP
Allahü teâlânın Sıfat-ı zatiyye’si altıdır:
1- Vücûd
2- Kıdem
3- Bekâ
4- Vahdaniyyet
5- Muhalefetün-lilhavadis
6- Kıyâm bi-nefsihi
Allahü teâlânın Sıfat-ı sübûtiyye’si sekizdir:
1- Hayat
2- İlm
3- Sem’
4- Basar
5- İrade
6- Kudret
7- Kelam
8- Tekvîn
Not: Bu esaslar hakkında geniş bilgi, Tam İlmihal Seadet-i
Ebediyye’de var. Bu kıymetli kitap, www.hakikatkitabevi.com
adresinden okunabilir ve temin edilebilir. Ayrıca, sitemizde Doğru
İman Bilgileri maddesinde de bu konularda geniş bilgi var.
Kabir azabı kâbus gibi değildir
Sual: Ölüme rüya, kabir azabına kâbus demek doğru mudur?
CEVAP
Hayır, çok yanlıştır. Ölüm, mümin için nimet, kâfir için
musibettir. Allahü teâlâ, Azrail aleyhisselama, (Dostlarımın canını
kolay al, düşmanlarımınkini de güç al) buyurdu.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Mümin öleceği vakit, rahmet meleklerini görür, can verme
acısını duymaz. Ruhu tereyağından kıl çeker gibi, kolay çıkar,
nimetlere kavuşur.) [Bezzar]
Mümin bu anda çok sevinir. Hazret-i Azrail, böyle mümine,
(Korkma, Erhamürrahimine gidiyorsun, asıl vatanına
kavuşuyorsun, büyük devlete erişiyorsun) der. Böyle kimseye
bundan daha şerefli bir gün yoktur. Müminin ruhunun bedenden
ayrılması, yani ölmesi, esirin hapisten kurtulması gibidir. Hadis-i
şerifte buyuruldu ki:
(Ölüm, mümine en kıymetli hediyedir.) [Taberani]
Ölmek, rüya değildir. Ölmek yok olmak da değildir. Varlığı
bozmayan bir iştir. Ölüm, ruhun bedene olan bağlılığının sona
ermesidir. Ruhun bedenden ayrılmasıdır. Ölüm, bir halden başka
hale dönmesi, bir evden bir eve göçtür. Allahü teâlâya kavuşmayı
isteyen mümin, ölümü kötü görmez. Çünkü ölüm, dostu dosta
kavuşturan bir köprüdür. Cenneti seven ve ona hazırlanan ölümü
sever. Çünkü ölüm olmayınca Cennete girilmez.
Dünya hayatı rüya gibidir. Ölüm uyandırıp rüya bitecek, hakiki
hayat başlayacaktır. Hadis-i şerifte, (İnsanlar uykudadır, ölünce
uyanırlar) buyuruldu. (Sefer-i Ahiret)
Kabir azabı kâbus değil, hakiki azaptır. Bu hususlar hadis-i
şeriflerle açıkça bildirilmiştir. Ölünce müminin ruhu nimetlere
kavuşur, kâfirinki ise azaba maruz kalır. Hadis-i şerifte, (Kabir ya
Cennet bahçesi veya Cehennem çukurudur) buyuruldu. (Tirmizi)
İnsanlar uykudadır
Sual: (İnsanlar uykudadır) hadisine, peygamber de dâhil mi?
CEVAP
Enbiya ve evliya ölmeden önce ölmüş, öldükten sonra verilecek
nimetlere kavuşmuş, dünyada gafletten uyanmıştır.
Herkesi kabir sıkar
Sual: Kabir sıkması diye bir şey var mıdır?
CEVAP
Elbette vardır. Kabir azabı ve kabrin sıkmasına inanmayan
bid’at sahibi olur. Hakkında hadis olsa da, olmasa da, kabir azabına
inanmam diyen dinden çıkar.
İmam-ı a’zam hazretleri buyurdu ki:
Kabirde ruhun cesede iadesi ve kabrin sıkması ve azap
edilmesi haktır. (Kavl-ül fasl)
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Kabrin bedeni sıkması vardır. (3/17)
İmam-ı Gazali hazretleri de buyuruyor ki:
Kabir azabı ruha ve cesede birlikte olacaktır. (İhya)
Kara ve denizde ölene de sual sorulur. (Nuhbet-ül-leâli s.116,
Bidaye s.91)
Ahirette peygamberler dâhil, herkese sual sorulacağı gibi, kabir
sıkması da herkese olacaktır. Kâfirleri ve fâsıkları çok şiddetli
sıkacaktır. Peygamber, sahabe ve salihleri ise adeta okşar gibi hafif
sıkacaktır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Kabrin sıkmasından kurtulan biri olsaydı, Sa’d bin Muaz
kurtulurdu.) [İ.Ahmed]
(Zekeriya oğlu Yahya'yı kabrin sıkması, yediği bir arpa
sebebi ile olmuştur.) [İ. Rafii]
(Kabrin sıkması bir müminin affedilmemiş günahlarına
kefarettir.) [İ. Rafii]
(Yemin ederim ki, 99 ejderha Kıyamete kadar, kâfire
kabrinde azap eder.) [Ebu Ya’la]
(Namazı özürsüz kılmayana, Allahü teâlâ 15 sıkıntı verir.
Bunlardan altısı dünyada, üçü ölüm anında, üçü kabirde, üçü
kabirden kalkarken olur. Kabirde çekeceği acılar şunlardır:
1- Kabir onu sıkar. Kemikleri birbirine geçer.
2- Kabri ateşle doldurulur. Gece, gündüz onu yakar.
3- Allahü teâlâ, kabrine çok büyük yılan gönderir. Dünya
yılanlarına benzemez. Her gün, her namaz vaktinde onu sokar.
Bir an bırakmaz.) [Kurretül’uyun]
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
İyi bir kimse, talihli bir insan, kusurları, günahları, lütuf ve ihsan
ile af olunan ve yüzüne vurulmayan kimsedir. Eğer günahı yüzüne
vurulursa ve bunun için de, merhamet olunarak, yalnız dünya
sıkıntıları çektirilip günahları, böylece temizlenen kimse de, çok
talihlidir. Bununla da temizlenmeyip, geri kalan günahları için, kabir
sıkması ve kabir azabı çekerek günahları biten, kıyamette, mahşer
meydanına günahsız olarak götürülen de, ne kadar çok talihlidir.
Eğer böyle yapmayıp, ahirette de cezalandırılırsa, yine adalettir.
Fakat o gün, günahlı olan ve mahcup ve yüzleri kara olan, ne kadar
güç durumdadır. Ama bunlardan, Müslüman olanlara yine acınacak,
bunlar, sonunda yine merhamete kavuşacak, Cehennem azabında,
sonsuz kalmaktan kurtulacaktır. Bu da, büyük bir nimettir. (1/266)
Ölü kabre konunca, bilinmeyen bir hayat ile dirilecek, rahat veya
azap görecektir. Münker ve Nekir adındaki iki meleğin, bilinmeyen
korkunç insan şeklinde mezara gelip sual soracaklarını hadis-i
şerifler açıkça bildirmektedir. Doğru cevap verenlerin kabri
genişleyecek, buraya Cennetten bir pencere açılacaktır. Sabah ve
akşam, Cennetteki yerlerini görüp, melekler tarafından iyilikler
yapılacak, müjdeler verilecektir. Doğru cevap veremezse, demir
tokmaklarla öyle vurulacak ki, bağırmasını, insandan ve cinden
başka her mahlûk işitecektir. Kabir o kadar daralır ki, kemiklerini
birbirine geçirecek gibi sıkar. Cehennemden bir pencere açılır.
Sabah ve akşam Cehennemdeki yerini görüp, mezarda, mahşere
kadar, acı azaplar çeker. (Herkese Lazım Olan İman)
Kabir azabından kurtulmak için
Sual: Kabir azabından kurtulmak için ne yapmak gerekir?
CEVAP
Kabir veya Cehennem azabından kurtulmak için itikadı düzgün
bir Müslüman olmak ve dinimizin emirlerine riayet etmek,
yasakladıklarından kaçmak şarttır.
Kabir azabı en çok, üstüne idrar sıçratan ve Müslümanlar
arasında söz taşıyana olur. Cuma günü veya gecesi ölenler, her
gece Tebareke [ve secde] suresini okuyanlar ve ölüm hastalığında
İhlâs suresi okuyanlara kabir suali olmaz. Hadis-i şeriflerde
buyuruldu ki:
(Namaz kılmayanın kabri ateşle dolar. Gece-gündüz onu
yakar. Bir tinnin, her namaz vaktinde onu sokar.) [Kurretül-uyun]
(Tebareke suresini okumak kabir azabından korur.) [İbni
Mürdeveyh]
(Cuma günü veya gecesi ölen mümine kabir azabı olmaz.)
[Tirmizi, Ebu Nuaym]
(Sadaka, kabir azabından korur.) [Beyheki]
(Kovuculuk, kabir azabına sebep olur.) [Beyheki]
(Kabir azabının çoğu, üzerine idrar sıçratmaktan olacaktır.)
[İ.Mace, Nesai, Hakim, Dare Kutni]
(Cuma gecesi "Fâtiha" ve 15 kere "İzâ zülzilet" okuyarak iki
rekât namaz kılan kabir azabından emin olur.) [Deylemi]
(Fisebilillah gözcü olarak vefat eden kabir azabı görmez.) [İ.
Ahmed]
(Recebin ilk Cuma gecesini ihya eden [saygı gösteren], kabir
azabından kurtulur.) [S. Ebediyye]
(Kabir, ahiret konaklarından ilkidir. Bundan kurtulan için
ötesi kolaydır. Kurtulamayana ise ötesi çok zordur.) [Tirmizi]
(Bir müminin kabrini ziyaret ederken, Allahümme inni
eselüke-bi-hurmet-i Muhammed aleyhisselam en la tüazzibe
hazelmeyyit derse, o ölünün azabı kıyamete kadar kaldırılır.)
[Etfal-ül müslimin]
Hazret-i Ali’den gelen bir rivayette, kabir azabından kurtulmak
için, şunlar tavsiye edilmiştir:
1- Âyet-el-kürsiyi çok okumak.
2- Cuma günleri iki rekât namaz kılmak. [Kaza namazı borcu
olan nafile namaz kılamaz. Birinci rekatte Fatiha ile Tebareke, 2.
rekatte Fatiha ile İhlâs okunur.]
3- Her gün yüz İhlâs okumak. (Zühre-tür-Riyaz)
İmanla ölmek için
Sual: İmanla ölmek için neler gerekir?
CEVAP
İmanla ölmek için, doğru iman sahibi olmaya, salih ameller
yapıp, salih arkadaşlar edinmeye çalışmak gerekir. Hadis-i şeriflerde
buyuruldu ki:
(Kulun Kıyamet günü ilk hesaba çekileceği ameli namazdır.
Eğer o düzgün çıkarsa, diğer amelleri de düzgün olur. Eğer o
bozuk çıkarsa diğer amelleri de bozuk olur.) [Taberani]
(“Sübhanallah” demek mizanın sevap kefesinin yarısını
doldurur. “Elhamdülillah” demek ise tamamını doldurur. Tekbir
getirmek gökle yer arasını doldurur.) [Tirmizi]
(Mizanda en ağır gelen şu beş kelimedir: "Sübhânallahi
velhamdülillâhi velâ ilâhe illallahü vallâhü ekber" ve kendinden
evvel ölen salih evlat sebebi ile beklediği ecirdir.) [Nesai]
(Yemin ederim ki, yer ve gök arasındakiler getirilse, mizanın
bir kefesine konulsa."Lâ ilâhe illallah" ise diğer kefeye konulsa,
muhakkak onlara ağır basar.) [Taberani]
(80 yaşına gelen Müslüman, mizana getirilmez, sorguya
çekilmez ve kendisine hadi Cennete gir denir) [Ebu Nuaym]
(Cebrail aleyhisselam, haber getirdi ki: "Dilediğin kadar
yaşa elbette öleceksin. İstediğini sev nihayet ondan
ayrılacaksın. İstediğini yap nihayet onun hesabını vereceksin.")
[Taberani]
(Herkes bir an bile birisi ile arkadaşlık etse, arkadaşlığının
hesabını verecektir.) [İbni Cerir]
Ölüme hazırlanmak için
Bilgi için tıklayınız. (Merak Edilen Konular > Ölüme
hazırlanmak için)
Önce ölenin suçu
Bilgi için tıklayınız. (Doğru İman Bilgileri > Allah’a iman >
Allahü teâlâ ve adalet > Önce ölenin suçu)
Ölüm alameti
Sual: Bir kimsenin öldüğü nasıl anlaşılır? Ölünce, ne yapmak
gerekir?
CEVAP
Sertleşme, soğuma ve kokma, ölüm alametidir. Soluğun
kesilmesi, ağzına tutulan aynanın buğulanmamasıyla; kalbin
durduğu, nabızla anlaşılır. Ölüm anlaşılınca, gözlerini kapamak ve
çenesini bağlamak sünnettir. Çenesi, geniş bezle başı üstüne
bağlanır. Gözlerini kaparken, (Bismillahi ve alâ milleti Resulullah.
Allahümme yessir aleyhi emrehü ve sehhel aleyhi mâ ba’dehü
ve üs’ıd’hü bilikâike, Vec’al mâ harece’yhi hayran mimmâ
harece anh) duasını okumak sünnettir.
Manası, (Allah’ın adıyla ve Resulullahın dini üzere, yâ Rabbi
bunun işini kolaylaştır! Sonunu âsan eyle! Sana kavuşmakla
kendisini bahtiyar kıl! Varacağı yeri, çıktığı yerden daha hayırlı eyle)
demektir.
Soğumadan önce, el parmaklarını, dirseklerini, dizlerini açıp
kapayıp, kollarını ve bacaklarını düz bırakmak sünnettir. Böylece,
yıkaması ve kefene sarması kolay olur.
Soğumadan önce, elbisesi çıkarılıp, geniş, hafif bir çarşafla
örtülür. Çarşafın bir ucu başının altına, diğer ucu ayakları altına
sokulur. Karnı üzerine, çarşafın üstüne veya altına, bir bıçak, demir
gibi bir ağırlık konup, şişmesi önlenir.
Kâfirlerin ölümü
Sual: Kâfirlerin ölümü nasıl olur?
CEVAP
Bir kâfir öleceği zaman, gözünden perde kaldırılır. Cennet
gösterilir. Melek ona, (Ey kâfir! Yanlış yoldaydın. Hak olan İslam
dinini beğenmezdin. İmansız olduğun için Cennete giremezsin.
Cennete ancak Muhammed aleyhisselamın Allahü teâlâdan
getirdiği bilgilere inanan gidecektir) der. Cennetteki nimetleri
görür. Cennet hurileri de, (İman eden, Allahü teâlânın azabından
kurtulur) derler. Biraz sonra şeytan, bir papaz şeklinde görünür. (Ey
filân oğlu filân! O gelenler yalan söyledi. O gördüğün nimetler, hep
senin olacaktır) der. Sonra Cehennem gösterilir. Ateşten dağları,
katırlar gibi akrepleri, çıyanları vardır. Hadis-i şeriflerde bildirilen
azapları görür. Cehennemdeki Zebani denilen azap melekleri,
ateşten çomakla vururlar. Ağızlarından alevler çıkar. Boyları minare
gibi, dişleri öküz boynuzu gibidir. Gök gürültüsü gibi seslenirler. Kâfir
bunların sesinden titreyip yüzünü şeytana çevirir. Şeytan,
korkusundan dayanamayıp kaçar. Melekler yakalayıp şeytanı yere
vururlar. Bu kâfire gelip (Ey kâfir, dünyada Resulullah’a
inanmadın. Şimdi de meleklere inanmadın, melun şeytana yine
aldandın) derler.
Boynuna ateşten zincirler takıp, ayaklarını başından aşırıp, sağ
elini sol böğrüne, sol elini sağına sokup, arkadan çıkarırlar. Bağırır,
dünyadaki yaltakçılarını çağırır. Zebaniler, (Ey kâfir, ey
Müslümanlarla alay eden ahmak! İmdat isteme zamanı geçti.
Artık iman ve dua kabul olmaz. Küfrünün cezasını çekme
zamanı geldi) derler. Dilini ensesinden çekerler. Gözlerini çıkarırlar.
Türlü türlü çok acı azaplar yaparak, habis ruhunu alır, Cehenneme
atarlar. Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselamın dininde ve yüce
Peygamberin dinini doğru bir şekilde bizlere ulaştıran Ehl-i sünnet
âlimlerinin kitaplarında yazılı itikada uygun can vermemizi nasip
eylesin! Âmin. (Cennet Yolu İlmihali)
Müslüman kadının ölümü
Sual: Müslüman kadının ölümü nasıl olur?
CEVAP
Bir Müslüman kadın, lohusa veya hâmileyken veya bulaşıcı bir
hastalıktan yahut iç hastalıklardan ölmüşse veyahut yabancı
erkeklere açık saçık görünmemişse ve kendisinden kocası razı
olmuşsa, o kadına, ölürken Cennet melekleri gelip karşısında, saf
saf durarak ona izzet ve ikramla selam verip şöyle derler: (Allahü
teâlânın sevgili, şehid kulu, gel çık, ne durursun bu viranede?
Senden Allahü teâlâ razı oldu ve senin bu hastalığını bahane edip,
günahını bağışladı, sana Cennet ihsan etti, gel emanetini teslim et!)
O kadın, bu ihsanı görüp, ruhunu vermek istediğinde, etrafına
bakıp, (Arkadaşlarımı da rahmetle yargılasın, sonra ruhumu teslim
edeyim) der. Melekler onun bu ricasını arz edince, Cenab-ı Hak,
(İzzetim hakkı için, kulumun ricasını kabul ettim) buyurur.
Melekler bu müjdeyi ona söylerler. Sonra, ölüm meleği, 120 rahmet
meleğiyle gelir. Yüzlerinin nuru Arşa çıkmıştır. Ellerinde, Cennet
yemişleri, kokuları misk gibi gelerek, izzet ve ikramla selam verip,
(Allahü teâlâ, sana selam söyler ve Cennet verip, habibi
Muhammed aleyhisselama komşu ve hazret-i Âişe’ye arkadaş
eyler) derler. Bu imanlı kadın, bu sözleri işitince, gözlerinin perdesi
açılır, ehl-i iman kadınları görür. Bunlardan, günahkâr olup, azap
olunanları görünce, (Onların günahlarını da bağışla Rabbim!) diye
dua eder. Cenab-ı izzetten, (Ey kulum! Arzularını yerine getirdim,
ver emanetini, Habibimin hanımı ve kızı seni bekliyorlar) diye bir
ses gelir.
Hemen bu hitabı işitince, canı titrer, ayakları atılır, terler döker
ve can vermek üzereyken, iki melek gelir. Ellerinde ateşten bir
çomak vardır, sağ yanında biri, sol yanında biri durur.
Şeytan da koşup gelir ve (Gerçi bundan bize fayda yok, ama
ben yine görevimi yerine getireyim) diyerek, elinde bir cevherli
çanak içinde buzlu su vardır, bu sûretle gelip, suyu gösterir. O
melekler, o habisi görünce, ellerindeki çomaklarla vurarak, elindeki
çanağı kırıp, kendisini kovarlar. O Müslüman kadın bunu görünce
güler. Sonra, o huriler, ona cevherli kâseyle Kevser şarabı verirler,
içer. Cennet şarabının lezzetinden canı sıçrayıp kadehe yapışır ve
ölüm meleği canını o kadehten alır. Melekler, (İnnâ lillahi ve innâ
ileyhi râci’ûn) derler. Canı alıp, gökleri seyrettirip, Cennete
götürürler ve oradaki makamını gösterip, derhal yine, ölünün
başucuna getirirler.
Ne zaman ki, elbiselerini çıkarıp, saçını çözdüklerinde, ruhu
hemen cesedinin başucuna gelip, (Ey yıkayıcı! Yavaş ol! Çünkü
Azrail pençesinden can yarası yemiştir. Tenim de gayet zahmet
çekmiştir ve sarsılmıştır) der. Teneşire geldiğinde, (Suyu çok sıcak
etme! Tenim pek zayıftır. Tez beni elinizden kurtarın ki, rahat
olayım) der. Yıkayıp kefene sarılınca bir miktar durur, yine der ki:
(Bu dünyayı son görüşümdür. Hısım ve akrabalarımı göreyim,
onlar da beni görsünler ve ibret alsınlar. Onlar da bir gün benim gibi
öleceklerinden, ardımdan feryat etmesinler. Beni unutmayıp, Kur’anı
kerim okuyarak sevabını göndersinler. Her gün yapamasalar da,
cuma ve bayramlarda beni hatırlayıp hayır hasenat yapsınlar. Benim
mirasım için, aralarında çekişmesinler ki, kabirde azap
görmeyeyim.)
Sonra, musalla üzerine konulduğunda ise, (Rahat kalın, ey
oğlum ve kızım, anam ve babam! Bunun gibi ayrılık günü yoktur.
Görüşmemiz kıyamete kaldı. Elveda olsun sizlere, ey ardımdan
gözyaşı dökenler!) der. Namazı kılınıp, omuza alındığında da (Beni
yavaş yavaş götürün! Eğer kastınız sevab kazanmaksa, bana
zahmet vermeyin! Sizden Allahü teâlâya hoşnutluk götüreyim!) der.
Kabir kenarına konulduğunda ise şu nasihati yapar:
(Görün benim hâlimi de, ibret alın! Şimdi beni, karanlık yere
koyup gidersiniz. Ben amelimle kalırım. Bu anları görüp vefasız,
yalancı dünyanın hilesine aldanmayınız!)
Definden sonra salih bir kimse, sünnet olan telkini yapmasını
bekler. Kabrine konunca can, ölünün başucuna gelir. Allahü teâlânın
emriyle, ölü, kabirde uykudan uyanır gibi uyanır ve görür ki, bir
karanlık yerdedir. Yakınlarına seslenip, ışık yakmalarını söyler, ama
ses gelmez.
Kabir yarılıp, iki sual meleği [Münker ve Nekir] görünür. Bunların
ağızlarından yalın ateşler ve burunlarından, siyah dumanlar
çıkmaktadır. Bu hâlde, ona (Rabbin kim, dinin ne ve Peygamberin
kim?) derler. Bunlara doğru cevap verirse, o melekler, onu Hak
teâlânın rahmetiyle müjdeleyip giderler. Hemen o anda kabrin sağ
tarafından bir pencere açılır ve bir ay yüzlü kişi çıkıp yanına gelir. Bu
imanlı kadın ona bakıp sevinir. (Sen kimsin?) diye sorar. (Ben senin,
dünyada, sabrından ve şükründen yaratıldım. Kıyamete kadar, sana
yoldaş olurum) diye cevap verir. (Cennet Yolu İlmihali)
Müslüman olarak yaşayıp, Müslüman olarak ölmeye
çalışmalıdır.





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

Bugün 156974 ziyaretçi (494118 klik) kişi burdaydı!

DUYURU PANOSU

SİTEMİZDE ULAŞMAK İSTEYİPTE ULAŞAMADIĞINIZ KONULARI MESAJLA BİLDİREBİLİRSİNİZ.... İSLAMİ BİLGİLER

Video

TR.GG REKLAM

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=